Paşaların istifası eskiden olsaydı...
Ankara'nın siyasi havası kurşun gibi ağırlaşır, darbe senaryoları, değişik müdahale biçimleri havada uçuşurdu.
Genelkurmay'ın ışıkları sabaha kadar yanar, bol yıldızlı generaller toplantı üstüne toplantı yapardı. Eskiden asker rahatsız olunca Ankara'nın bütün ayarları bozulurdu. Siyaset bu rahatsızlığı gidermenin yollarını arardı.
Necip Torumtay'ın istifa ettiği günü hatırlıyorum. Haber duyulduğunda yine bir akşamüzeriydi. Herkes 'Ankara'da ne oluyor?' diye soruyordu. 'Gece darbe olabilir' endişesiyle sabahı zor yapanlar olmuştu.
Allah'tan eski Türkiye yok. Hava da, iklim de değişti. Tam YAŞ'ın menziline girmişken, bir Genelkurmay Başkanı, üç kuvvet komutanı emekliliğini istedi. Ne siyasette panik, ne kamuoyunda kaygı...
Türkiye asker sorununu çoktan aştı çünkü. Artık ne darbe mümkün ne de müdahale. Ne sabaha kadar yanan Genelkurmay ışıklarının hükmü var, ne de sivil idareye rest çekmenin. 'Piyasa satın aldı' cümlesini ekonomi gazetecileri sık kullanır. Hükümet ve kamuoyu bugün yaşananları geçen yılın YAŞ'ında satın aldı.
Üç kuvvet komutanının emekliliğini istemesinin pek ehemmiyeti yok. Zaten gidiciydiler. Biraz öne aldılar, o kadar. Bu hareketleriyle sivil idareye bir eylem, bir tavır koydular. Bunun da yeni Türkiye'de karşılığı ve hiçbir anlamı yok.
Aslında her birinin erken emekliliğini istemesi gereken çok olay yaşandı. Deniz ve Hava Kuvvetleri'nde yargıya taşınan iddialar, zulada ele geçirilen dokümanlar, suçüstü halleri, ortaya saçılan belgeler, terör saldırıları karşısında yaşanan zaaflar istifa için gerekçe olabilirdi. Ancak o kahramanlığı(!) ne Deniz, ne de Hava'nın komutanında göremedik. Sivil yönetimle bilek güreşi söz konusu olunca aslan kesildiler.
Işık Koşaner'in 'gördüğü lüzum üzerine' emekliliği istemesini kuvvet komutanlarından farklı değerlendirmek gerekir. Koşaner'in daha iki yılı vardı. Göreve tatsız başladı. Sanki geçen yıl yaşananların etkisi altındaydı.
Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
(Mustafa Ünal - Zaman)