Bu satrancı her oyuncu oynayamaz
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şehit aileleriyle iftar programında yaptığı konuşmayı izlerken zihnim beni çok farklı yerlere götürdü.
Erdoğan; “Çanakkale’de yedi düvele karşı bu ruhla karşı geldik, Kıbrıs’ta akan kanı bu ruhla durdurduk, 15 Temmuz’da saldırıyı bu ruhla önledik” dedi.
Yüzündeki ifade şehitlere karşı minnet ve şefkat içerirken bu ülkenin düşmanlarına karşı da büyük bir öfke barındırıyordu.
Cumhurbaşkanının konuşmalarını dinlerken Türkiye’nin nereden nereye geldiğini insan bir kez daha anlamaya çalışıyor.
Ne garip değil mi?
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı sağa baksa Yunan gazetelerinde manşet oluyor…
Sola baksa İsrail basını analiz yapıyor…
Erdoğan hızlı yürüse ABD gazeteleri haber yapıyor…
Yavaş yürüse Alman basını manşete taşıyor.
İsrail medyasında son dönemde Türkiye’nin bölgesel ağırlığına dair analizlerde Ankara’nın özellikle Gazze ve Doğu Akdeniz başlıklarında denge kurucu ama sert bir aktör olarak tanımlandığı görülüyor.
Bizde pek dile getirilmese de dış basın hemen her gün Türkiye’nin Mezopotamya ve Afrika’da ağırlığının günden güne arttığını yazıyor.
Batı dünyası böyledir.
Eğer gücünüz varsa önünüzde sıraya dizilirler ama sizi güçsüz bulurlarsa işte o zaman etmediklerini bırakmazlar.
Burada mesele sizin neye tekabül ettiğinizdir.
“Batının hizmetkârı” olmaya soyunduysanız; Batı, sizden bu görevi layıkıyla yapmanızı ister, hiçbir zaman da tatmin olmaz.
Ama siz güçsüz dahi olsanız geçmişinizi, kim olduğunuzu bilerek hareket ettiğiniz sürece milli şuurunuzu kaybetmeden hareket eder ve “saygı duyulan” olursunuz.
Bizi bir zamanlar başörtüsü, laiklik gibi konularla meşgul edip ülkemize patinaj çektirenler hiç vazgeçmemiş görünüyor.
Bugün de aynılar!..
Olmayan laiklik tartışmasını dillendirerek olmayan konuları tekrar ısıtıp önümüze sürerek başarılı olabileceklerini sanıyorlar.
İş işten geçti.
Türkiye yerli ve milli savunma sistemleri ile dünyada gücünü ortaya koyuyor.
Türkiye’nin savunma sanayi ihracatı son yıllarda milyarlarca dolarlık seviyelere ulaştı ve Türk SİHA’ları birçok ülkenin envanterine girdi.
Bu gücü ortaya koyarken de siyasi iradeden güç alıyor.
Dünün içine kapanık yerinde sayan Türkiye’si şimdilerde devler liginde.
Bugünlere kolay gelinmedi.
Hâlen de yapacak çok iş var.
Yeni bir dünya düzeni kuruluyor.
+I. Dünya Savaşı ile birlikte imparatorluklar yıkıldı.
+II. Dünya Savaşı’ndan sonra da yine bir dünya düzeni kuruldu.
+Şimdi ise yeni postmodern bir dünya düzeninin doğum sancılarını görüyoruz.
+İngiltere merkezli dünya düzeninin sarsıldığını izliyoruz.
ABD, Trump’ın ağzından İngiltere merkezli dünya düzenini yıkmaya çalışıyor.
Pentagon verilerine göre ABD’nin yaklaşık 1,3 milyon aktif askeri, 11 uçak gemisi ve küresel çapta yüzlerce askeri üssü bulunuyor.
Ve bir kez daha yanıtını alamayacağımızı bile bile soruyu soralım:
İran, ABD’nin tüm şartlarını kabul etse, “rejimi de değiştiriyorum” dese, ertesi sabah barış içinde bir dünyaya mı uyanacağız?
O zaman ABD, İran’dan gerçekte ne istiyor?
Geçen yazdım. Tekrar hatırlatmakta fayda var.
Bundan birkaç ay önce Zalim Netanyahu, “elinde telefon olan herkes İsrail’dedir” demişti.
Neden o gün çeri domates örneği vermişti?
Çeri domatesi yemesiyle ünlü İngiltere Kralı Üçüncü Charles’a bir göndermeydi bu belki de.
Geçenlerde de Netanyahu, telefonunun kamerasını kapattığı bir fotoğrafı medyaya servis etti.
İşte bu da bir mesajdı.
Aslında herkes Netanyahu’nun korktuğu için telefonu bantladığını sanarken o ise birilerine “biz senin telefonunu dinliyoruz” mesajı veriyordu belki de.
İsrail sıkışmış durumda.
Onlar bunun farkında.
Geçenlerde İsrail medyasına konuşan üst düzey bir yetkili “yüzüncü yılımızı göremeyebiliriz” açıklaması yaptı.
İsrail basınında son analizlerde Türkiye’nin bölgesel etkisinin arttığı ve Ankara’nın özellikle Gazze ve İran dosyasında hesaba katılması gereken bir aktör olduğu vurgulanıyor.
Ve şu anda tüm bu kaos ve diplomasi hengâmesinde tek bir şey net: dünya artık eskisi gibi değil, yeni dünya düzeni çoktan kapıyı araladı.
Türkiye ise yeni kurulan düzenin kurucu aktörlerinden biri olmaya aday…
Bu böyle biline…