Masadaki olağan şüpheli
Bölgeden gelen son açıklamalara ve sahadaki gerçekliğe baktığımızda, ABD ile İran arasında 60 gün süreyle imzalanan ateşkesin teknik olarak devam ettiğini görüyoruz.
Elbette bu süreçte karşılıklı gerginleşmeler yaşanıyor; bunları mevcut dinamikler içinde nispeten "normal" karşılamak gerek.
Ancak burada asıl endişe duyulması gereken nokta, Milli Güvenlik Kurulu bildirisine de yansıyan risk: Bu ateşkesin birileri tarafından sabote edilme ihtimali.
Peki, kim bu birileri?
Tabii ki olağan şüpheli İsrail.
İran Meclis Başkanı Kalibaf’ın "Füze programımız ve direniş eksenine desteğimiz müzakerelerde pazarlık konusu olamaz" çıkışı, aslında Tahran’daki köklü bir ağız birliğinin ilanıdır.
İran bu konuda net…
Füze programını bir milli güvenlik meselesi olarak görüyor.
Yaşanan sürecin iki çıktısı var.
İlki savaş doktrini ile ilgili.
Bundan 50-100 yıl sonraki ders kitaplarında "Büyük savunma sistemlerini yorma yöntemi" diye bir konsept anlatılacak…
Ve bunun ilk büyük uygulayıcısı olarak İran ile 7 Ekim süreci örnek gösterilecek.
Dünya bu süreçte çok büyük bir hegemonyanın yıkılışına şahit oldu.
İsrail’in öve öve bitiremediği, yapay zekalarla donatılmış, milyon dolarlık Demir Kubbe’sinin piknik tüpünden bozma soba borularıyla nasıl yorulduğunu, nasıl delindiğini ve İsrail’in nasıl çaresiz kaldığını herkes gördü.
Sadece o da değil; ABD’nin üzerine filmler çektiği, senaryolar yazdığı, tüm dünyada "Uçak gemisi geliyorsa bittik" algısı oluşturduğu o devasa deniz hegemonyası da yerle bir oldu.
Trilyon dolarlık savaş gemilerinin 20-30 bin dolarlık bir şahid dronu ile nasıl vurulduğunu, bir insansız deniz aracıyla küt diye ön taraftan darbe yediğini gördük.
Artık dünya şunu konuşuyor: Bu hantal ve devasa savunma sistemleri, daha akıllı ve hızlı hareket eden unsurlarla, yorma yöntemiyle etkisiz hale getirilebilir.
Savaş konsepti tamamen değişiyor.
Artık savaşlar eski yöntemlerle değil, teknolojiyle, akıllı ve hızlı hareket edebilenlerin stratejileriyle şekilleniyor.
Bugün yabancı savunma dergilerinde her gün Türkiye’nin konuşulmasının, yazılmasının temel nedeni de tam olarak budur.
İkinci önemli çıktı diplomasi…
Madalyonun diplomatik yüzüne dönersek; ABD Başkanı Trump kendi sosyal medyasından "İran bize haber gönderdi, Doha’da buluşmak istiyorlar" diye bir paylaşım yaptı.
İran ise hemen "Bizim böyle bir talebimiz yok, Doha’ya gidiyoruz ama ABD ile görüşmeye değil, teknik heyetler için gidiyoruz" diyerek bunu reddetti.
Nitekim Katar’dan da ABD özel temsilcilerinin Katar yetkilileriyle görüşmek üzere geldiği açıklaması yapıldı.
ABD’li iki ismin orada olması, Kalibaf’ın da işaret ettiği gibi, sahada teknik bazı konuların müzakere edildiğini gösteriyor.
O teknik konu ne derseniz; İsrail’in bir türlü barışa yanaşmamasıdır.
Hani sürekli yanındakine dirsek atan, huzursuzluk çıkaran tipler vardır ya; işte İsrail şu an tam olarak bunu yapıyor.
Hem İran tarafına hem de ABD tarafına sürekli dirsek atıyor, düşmanlık üretiyor, iki tarafı da provoke ediyor.
Her iki açıdan da değerlendirirsek Türkiye’nin rolü daha net olarak ortaya çıkıyor.
Masayı dağıtmaya çalışanlara en güçlü yanıt yine Ankara’dan veriliyor.
Yırtınıp savrulmaları bundandır.
Mustafa Yıldız / Haber7