Büyük güç stratejileri
Günümüzde, Soğuk Savaş sonrası dönemde, küresel kapitalist sistem, Birleşmiş Milletler’le (BM) inşa edilen güvenlik sisteminin aşındığı bir tarihsel eşikten geçmektedir.
Bu süreçte, büyük güç rekabeti yeniden sertleşmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki beş devlet, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin arasındaki rekabet şiddetlenmektedir.
DÜNYA SİSTEMİ VE ULUS DEVLET
Bölgesel krizler, küresel stratejik hesaplaşmaların bir parçası haline gelmiştir. Ulus devletlere bölünerek kriz coğrafyası haline getirilen İslam alemi, beş devletin savaş alanına dönüşmüştür. Onlarca devlete bölünen İslam milleti kendini koruyamaz, güvenliğini sağlayamaz hale gelmiştir.
Uluslararası hukuk, giderek daha fazla siyasi yorumlara açık hale gelmektedir.
Adil ve güvenli bir dünya, Batı'nın üstünlüğü ele geçirmesinden itibaren 'iyi niyet', diplomasi meselesi olmaktan çıkmıştır. Güç dengeleriyle, caydırıcılıkla ve kimin yanında durduğunuzla ilintilendi. Büyük devletlerin gücü yeten yetene rekabet ettiği, savaştığı bir küresel ortamda yaşıyoruz.
Güç dengeleri, yalnızca askeri kapasite üzerinden tanımlanan bir rekabet alanı olmaktan çıkmıştır.
Küresel düzen ve sağlanan dengeler, enerji yolları, teknoloji üstünlüğü, bilgi alanı ve ekonomik ağların kontrolü gibi çok boyutlu faktörlerin belirlediği karmaşık bir stratejik mücadeleye dönüşmüştür.
BARIŞ VE SAVAŞIN DEĞİŞEN DOĞASI
Gittikçe güvenlik sağlayamaz hale gelen çağdaş küresel düzende, barış ve savaşların doğası da derin biçimde dönüşmektedir.
İslam aleminin kalbi olan Orta Doğu’da son dönemde yaşanan askeri gelişmeler, özellikle ABD, İsrail ve İran arasında şekillenen gerilim bağlamında ortaya çıkan çatışma dinamikleri, bu barış ve savaşın doğasındaki dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri olmuştur.
Orta Doğu bölgesi tarihsel olarak küresel güç politikalarının kesişim noktalarından biri olmuştur.
Bölge, enerji kaynaklarının yoğunluğu, uluslararası ulaşımın güzergahı, stratejik boğazların varlığı ve dini / ideolojik rekabetler nedeniyle uluslararası sistemin en hassas jeopolitik alanlarından biri haline gelmiştir.
Günümüzde yaşanan askeri gerilimler, yalnızca bölgesel güvenlik sorunlarının bir yansıması olarak görülmemekte, aynı zamanda büyük güçlerin küresel stratejik hesaplarının sahaya yansıdığı bir rekabet alanı olarak değerlendirilmektedir.
Bu bağlamda söz konusu savaşın analizi, yalnızca askeri operasyonların kronolojisini veya taktiksel gelişmeleri incelemekle sınırlı bir yaklaşım ile açıklanamaz.
BÜYÜK GÜÇ STRATEJİLERİ
ABD ile İsrail’in İran’a saldırması, büyük güç stratejilerinin rakabetinin tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Çatışmanın anlaşılması için uluslararası hukukun uygulanma biçimleri, güç dengelerinin yeniden şekillenmesi, stratejik caydırıcılık teorileri ve küresel güvenlik mimarisindeki dönüşümler birlikte ele alınmalıdır.
Özellikle önleyici saldırı doktrinleri, vekalet savaşları, siber operasyonlar ve hibrit savaş yöntemleri gibi modern çatışma araçları, geleneksel savaş kavramının sınırlarını genişletmektedir.
Aynı zamanda bu süreç, uluslararası kurumların kriz yönetme kapasitesine ilişkin ciddi sorular da gündeme getirmektedir.
Birleşmiş Milletler sistemi ve uluslararası hukuk mekanizmaları, büyük güç rekabetinin yoğunlaştığı dönemlerde çoğu zaman siyasi çıkarların gölgesinde işlev görmekte; bu durum küresel yönetişim yapısının geleceği hakkında yeni tartışmalar doğurmaktadır.
Orta Doğu’daki askeri gerilimler, küresel düzenin hangi yönde evrileceğine dair önemli ipuçları sunmakta, güç politikasının yeniden merkezileştiği bir uluslararası ortamın şekillenmekte olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışma dinamikleri, yalnızca üç aktör arasında yaşanan bir askeri gerilim olarak okunamaz. Bu gelişmeler, küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı, stratejik caydırıcılık hesaplarının yoğunlaştığı ve uluslararası sistemin geleceğine ilişkin yeni güvenlik paradigmasının şekillendiği daha geniş bir jeopolitik dönüşümün parçası olarak değerlendirilmelidir.
Bu nedenle söz konusu savaşın analizi, askeri boyutun ötesine geçen, tarihsel, hukuki, jeopolitik ve stratejik unsurları bir araya getiren çok katmanlı bir perspektif gerektirmektedir.
Mustafa Yürekli / Haber7
-
AĞACAN 13 saat önce Şikayet EtKaleminize sağılık sayın hocam.Beğen