Mustafa Yürekli
Mustafa Yürekli
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Velâyet: Ümmeti yönetme yetkisi

GİRİŞ 01.04.2026 GÜNCELLEME 01.04.2026 YAZARLAR

Velayet sözlüklerde ‘dost edinmek’, ‘yardım etmek’ ve ‘yetki’ anlamlarına gelmektedir. İslam fıkhına göre velâyet, reşid bir kişinin şahsî ve malî işlerini gözetip yürütme konusunda çocuk, akıl hastası gibi ehliyet yetersizliği içindeki kişilerin yerini tutmasıdır (BakaraSuresi; Ayet: 282). İslâm hukukçularının büyük çoğunluğuna göre velâyet için dört şart vardır. Bunlar hür olmak, akıllı olmak, büluğ çağında bulunmak ve Müslüman olmaktır.

Tasavvufta velâyet, ‘dervişin Allah'ı, Allah'ın dervişi dost edinmesi’ şeklinde tanımlanır. Dervişin Allah'ı dost edinmesi, yalnız O'na kulluk etmesi ve boyun eğmesi; Allah'ın dervişi dost edinmesi ise, tüm işlerini yönetmesidir. Kurân'a göre velâyet, Allah'a inanmak, emir ve yasaklarına titiz biçimde uymak, muttaki olmak (Yunus, 63) demektir. Bu tanıma göre velâyet gerçek anlamdaki tüm müminlerin niteliğidir.

Velâyet kavramı, ‘egemenlik, yönetme etkisi ve yöneticilik’ anlamlarına  gelir: ‘Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rüku ederken zekat verenlerdir’ (Maide Suresi; Ayet: 55) ayetinde kavram bu anlamda kullanılmıştır.

Dolayısıyla veli ve velayet denilince ''maddi ve manevi lider, sahib, yardımcı'' anlaşılır. Bu bağlamda Müslüman çocuğun velayeti gayri müslimlere bırakılamaz ya da devredilemez. Müslüman bir hanım, gayri müslimle evlenemez.

İslam hukukunda (fıkıhta) İslam alimlerinin ortak görüşü, Müslüman bir toplumun en üst düzey yöneticisinin (imam/halife) Müslüman olması gerektiği yönündedir:  ‘Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız’ (Al İmran Suresi; Ayet: 103) ayeti birliği, düzeni ve İslam devleti vatandaşı olarak aşamaı buyurur.. Müfessirlere göre “Allah’ın ipi”nden maksat, Kur’an ve İslâm’dır. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışmak”, hep birlikte İslâm dinine inanmayı, onu kabul etmeyi ve gereklerini yerine getirmeyi ifade eder. Allah’a karşı gereği gibi saygılı olmak ve müslüman olarak ölebilmek için Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid inancında, ibdetlerde ve salih amelde birleşmek, ayrılıktan uzak durmak ve hayatın sonuna kadar imanı, vahdeti, vatanı ve devleti korumak gerekir. Dolayısıla halifenin velayetinde birlik, düzen ve yardımlaşma halinde teşkilatlı (devlet) yaşamak İslam’ın emridir. Ancak gayrimüslimler, zımmi statüsüyle belirli haklara sahip olup, teknik veya idari bazı alt kademelerde görev alabilirler.

İslam Devleti’ne sadık kalacağını ve itaat edeceğini söyleyerek burada yaşama niyeti gösteren bütün güyr-i müslimlere “Zimmi” denir. İslam, bütün bu çeşit vatandaşlara, hayatlarının, bedenlerinin, mallarının, kültür, inanç ve namuslarının korunacağına dair bir garanti verir. Onlara da sadece memleket kanunları uygulanır ve bütün medeni meselelerde Müslümanlarla eşit haklara sahip kılınır.

Peygamberimiz (sallahu aleyhi vesellem), İslam davetini engellemeyen ve genel kurallara uyan herkes ile iyi ilişkiler içinde olmuş ve hiçbir zaman diğer din mensuplarının dinlerine müdahale etmemiştir. Ehl-i kitabı toplumun birer ferdi olarak kabul etmiş ve onların bazı davetlerine icabet etmiştir. İslam, Müslüman olmayan toplulukların, dinlerini istedikleri gibi yaşamalarına izin vermiş ve bunu engelleyenleri de cezalandırmıştır...

Hakikat şudur ki bizim devletimizin adı "islam devleti", toplumumuzun adı "islam toplumu", "islam milleti" veya "ümmet"tir. İslam devletini, işinde bilgi ve bedeninde güç ile ehliyet ve liyakat kazanmış takvalı bir müslüman ve kendisi gibi yardımcıları yönetir.

Müslüman olmayanların İslam devletini ve ümmeti yönetmesi haramdır, Buna asla rıza gösterilmez, hiçbir zaman izin de verilmez.

Fas’tan Çin’e kadar büük bir coğrafada iki milyara akın nüfusula İslam millet, teşkilatlanmaı başarıp öz önetimini oluşturmak, İslam devletinin başına bir Müslüman önetici koymak zorundadır.

Çünkü İslamla yönetilen bir ülkede gayri müslimler, Müslümanların başında yönetici olamazlar; böyle bir görev için aday da olamazlar. Gayri müslim olan İslam ülkesi vatandaşlarına, egemenliği temsil değil de icra ile ilgili görevler verilebilir.

Laik bir ülkede Müslümanın yaşayabilmesi için bir zaruretin, ihtiyacın, çaresizliğin bulunması veya rejimi zaman içinde en uygun metotla değiştirme niyetiyle faaliyet için kalınması gerekir.

Böyle bir ülkede seçim olduğunda Müslümanlar, kendi amaçları için en uygun olan adaylara oy verirler. Uygunu yoksa, başkaca bir sakıncası da bulunmuyorsa, oy kullanmazlar.

Müslümanların hakim olamadıkları durumlarda ötekilerle ortak bir devlet kurulmuş ise, sözleşmelere riayet etme zarureti vardır. Bu sözleşmelerde haklar ve ödevler bellidir ve uygulanır.

Müslümanların hakim oldukları bir devlette Müslüman olmayanlar da bazı görevlere getirilirler; ancak İslam'ın ve Müslümanların aleyhine ve zararına olabilecek uygulama ve karar mevkilerinde bulunamazlar.

YORUMLAR 1
  • Tek yöntem 10 saat önce Şikayet Et
    Küfür tek millettir ne demek? İsrail nasıl böyle kuduz vampir olabiliyorun cevabı burada.PKK VE İLTİSAKLISI SİYASİ UZANTISI SOYAN SÖMÜRENİ FAİZİ batıl adına ne varsa BURASI İSRAİLİ VE DÜNYA DÜZENİNİ BU HALE GETİRİYOR.adil şekilde acımaksızın temizlik kesinlikle yapılacak.Devam ettiğini farzet,ne olur sonu?
    Cevapla