Mustafa Yürekli
Mustafa Yürekli
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

İlâ-yi kelimetullah: İslam’ın zafer ve barış felsefesi

GİRİŞ 08.04.2026 GÜNCELLEME 08.04.2026 YAZARLAR

İşgaller, terör ve savaşın içine düşmüş insanlığın bugün İslam’ın fetih felsefesini rahat anlayacağını düşünüyorum. İslam milleti, Fas’tan Çin’e kadar iki milyara yakın nüfusuyla büyük bir toplum, büyük bir devlettir.

İslam’ın çağa bakışından fetih kavramı çıkarılamaz; aksine insanlığı güvenlik, barış, adalet ile, özgür, aydınlık ve temiz yaşamaya çağrıdır fetih. Dolayısıyla İslam birliği ve İslam devletinin fetihleri, insanlık için de tek kurtuluştur. Bu yazıda İslam’ın fetih kavramını, İslam devletinin fetih politikasını ve İslam milletinin fetih anlayışını açıklamaya çalışacağım.

Sözlükte “açma, açılma, yol gösterme, galibiyet ve zafere ulaştırma” anlamına gelen “fetih” kavramı, devlet yönetiminde ve uluslararası ilişkilerde önemli bir kavramdır.. “Fetih”, kısaca “bir meselede hüküm ve karar verme, yönetme, strateji gütme”  anlamlarına gelmektedir. Müslümanların, zulmü ortadan kaldırmak, adaleti yerleştirmek ve ilayıkelimetullah için ülke veya şehirleri yönetimlerine almalarıdır fetih; ülke veya şehirleri İslâmiyet’e açmaları, İslâm devlet idaresine, İslâm hakimiyetine almaları” demektir.

Fetih kavramı özünde nihai gaye olarak kalplerin İslâm’a açılmasını, insanların Allah’ın mesajına ulaşmasına engel olan unsurların ortadan kaldırılmasını ve İslâm’ın yayılmasına, yaşanmasına uygun ortamın hazırlanmasını ifade etmektedir.

İ‘LÂ-Yİ KELİMETULLAH DAVASI

Fetih kavramı içinde fiilî savaş (kıtâl) anlamı da bulunmakla birlikte bu kavramın temelde gönüllerin İslâm’a açılmasını ifade ettiği Kur’ân-ı Kerim’den açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’in 48. sûresi Fetih Sûresi adını taşır ve şu âyetle başlar: “(Ey Resûlüm!) Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik” (Fetih Suresi; Ayet: 1).

İslâm fetihlerinin temel amacı ilâ-yi kelimetullahtır. İnsanların İslâm davetine ulaşmalarına imkân sağlamak ve kulluğun gereğini yerine getirmek için “fî sebîlillâh” gayret göstermek, Allah’ın dininin hâkim olmasına çalışmaktır. Çünkü adaletin sağlanması, inanç ve ibadet hürriyetinin korunması, can ve mal güvenliği gibi en temel hakların teminat altına alınması siyasî hakimiyetle mümkündür. Buna karşılık hakimiyet altına alınan insanların İslâm’ı kabul etmeleri için zorlanması söz konusu değildir. Çünkü “Dinde zorlama yoktur” (Bakara Suresi; Ayet: 256) ve insanların kendi hür iradeleriyle Müslüman olmaları esastır.

Dolayısıyla fethedilen topraklarda yaşayan insanlar İslâm hakimiyetini kabul etmekle Müslüman olmadıkları takdirde cizye ödemek şartıyla eski dinlerinde kalarak inanç ve ibadet hürriyetine ve İslâm Devleti himayesinde yaşama hakkına sahiptirler.

Bu yüzden fetih, toprak ve ganimet elde etmek için savaşmak, insanları öldürmek, kan dökmek, istilâ ve sömürü gibi dünyevi amaçları ve sonuçları değil, Allah yolunda (fî sebîlillâh), Allah’ın dininin mümkün olan en geniş coğrafyalara ulaşması ve yayılması (i‘lâ-yi kelimetullah) için gayret gösterme bilincinde olmaktır. 

Fetih Sûresi hicretin 6. yılında (m. 628) Mekkeli müşriklerle imzalanan ve bazı maddeleri Müslümanların aleyhine gözükmekle birlikte on yıllık barışı öngören Hudeybiye antlaşması üzerine nâzil olmuştur ve bu antlaşma “feth-i mübîn” (apaçık bir fetih) olarak nitelenmiştir.

Nitekim bu antlaşma ile iki yıl sonra gerçekleşen Mekke Fethi (8/630) arasında Müslüman olanların sayısı İslâm’ın doğuşundan itibaren yaklaşık yirmi yıl içinde Müslüman olanların sayısından fazladır. Sağladığı barış ortamıyla çok sayıda insanın Müslüman olmasına zemin hazırlayan Hudeybiye Antlaşması’nın Allah tarafından “fetih” olarak nitelenmesi, fethin, özünde gönüllerin İslâm’a açılması olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.

Hicretin 8. yılında (m. 630) gerçekleşen Mekke fethi de İslâm’da fetih ruhunu anlamaya imkân verecek güzel bir örnektir. Hz. Peygamber, davetine başladığı günden itibaren yirmi yıl boyunca kendisine ve arkadaşlarına her türlü kötülüğü yapmış, Mekke’den çıkarmakla yetinmeyip hicret yurdu Medine’ye saldırmış ve diğer müşrik veya yahudi müttefikleri ile İslâm’ı engellemeye çalışmış olan Mekkelilere istediği cezayı verebilecek durumda olduğu hâlde umumi af ilan etmiş ve bağışlamıştır. Bunun üzerine Mekkeliler de gönüllerini İslâm’a açmış ve Müslüman olmuştur.

Mekkelilerin İslâm’ı kabul etmeleri Arap yarımadasındaki diğer kabilelerin de gruplar hâlinde İslâm’a girişini hızlandırmış, fethin ardından hicretin 9. yılında (m. 630-631) Medine’ye çeşitli bölgelerden heyetler gelmiştir.

Nasr Sûresi’nde Mekke’nin savaşsız alınması “fetih” olarak isimlendirilmiş ve insanların grup hâlinde İslâm’a girişine vurgu yapılmıştır: “Allah’ın yardımı ve (Mekke’nin) fethi geldiği ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman Rabb’ini överek tespih et, ondan bağışlanma dile. Çünkü o, tövbeleri çokça kabul edendir.” (Nasr Suresi; Ayet: 1-3).

Hz. Peygamber hicretin 9. yılında (m. 630) gerçekleşen Tebük Seferi sırasında bölgede yaşayan Yahudi ve Hristiyanlara Tevbe Sûresi’ndeki cizye âyeti (Tevbe 9/29) doğrultusunda bu uygulamayı yapmış ve bu uygulama daha sonraki İslâm devletlerinde de devam etmiştir.

Hz. Peygamber’e, ganimet elde etmek veya cesaretiyle şöhret kazanmak ya da kabilesine destek olmak amacıyla savaşanlardan hangisi Allah yolunda sayılır? diye sorulduğunda Hz. Peygamber şu cevabı vermiştir: “Bunlardan hiçbiri Allah yolunda sayılmaz. Sadece Allah’ın adını yüceltmek ve yaymak için savaşan kimse Allah yolundadır” (Buhârî, “Cihâd”, 15; Müslim, “İmâre”, 149-151).

Hz. Peygamber Hayber Seferi için hazırlık yaparken “Sadece Allah yolunda cihâd amacı taşıyanlar bizimle gelsin. Ganimet elde etmek isteyen katılmasın” buyurmuş ve bunu ilân ettirmiştir (Vâkıdî, II, 634).

Allah yolunda cihad eden kimse ölürse şehit, sağ kalırsa gazi olarak isimlendirilir. Şehit ve gazilerin Allah katındaki mertebesi çok yücedir.

GAZA RUHU

Hz. Peygamber’in fiilî uygulamaları yanı sıra birçok âyet ve hadiste fetih ve cihâdın manevî değer ifade etmesi için temelde şart koşulan niyet, gösterilen gaye ve hedefler, verilen müjdeler fetih ruhunun Hz. Peygamber döneminden sonra da asırlar boyu kuşaktan kuşağa canlı bir şekilde devam etmesini sağlamıştır. İslâm tarihi fetih ve cihâd ruhunun, özellikle Osmanlılarda daha çok kullanıldığı şekliyle gazâ ruhunun yansıması olan birçok örnek tutum, davranış ve uygulaması ile doludur. 

Hz. Ebû Bekir’in Üsâme b. Zeyd kumandasındaki orduya yaptığı tavsiyeler hem İslâm hem de insanlık tarihi açısından önemlidir: “Ey insanlar! Size tavsiye edeceğim on hususa uymanızı istiyorum: Hainlik yapmayınız. Vefasızlık etmeyiniz. Haddi aşmayınız. Kimsenin uzuvlarını kesmeyiniz. Çocukları, kadınları ve yaşlıları öldürmeyiniz. Hurma ağaçlarını kesip yakmayınız. Meyve ağaçlarını kesmeyiniz. Koyun, inek ve deve gibi hayvanları gıdadan başka bir maksat için kesmeyiniz. Yolda manastırlara çekilmiş insanlara rastlayacaksınız, onları kendi hâllerine bırakınız” (Taberî, Târîh, III, 226-227).

Hz. Ömer’in, fethedilen Irak, Suriye ve Mısır bölgelerindeki toprakları gazilere dağıtmayıp İslâm hakimiyet ve himayesini kabul eden eski gayrimüslim sahiplerine bırakması ve bu insanlara esir veya köle muamelesi yapmak yerine kendilerinden alınacak cizye ve topraklarından alınacak harâc karşılığında onları serbest bırakması İslâm fetihlerinin temel gayesinin toprak kazanma, ganimet elde etme, insanları öldürme, esir veya köle edinme vb. olmadığının açık bir göstergesidir.

Hakkın bırakılıp gücün esas alındığı çağımızda İslamın İlâ-yi Kelimetullah ideali ve felsefesi daha ii anlaşılıp anlatılmalıdır. İslam birliği çalışmalarına da ruh verecek ve hızlandıracak ilâ-yi kelimetullah kavramını keşfetmek zorundayız.

YORUMLAR 2
  • Mehmet. 1 saat önce Şikayet Et
    Savaşlar uygulamalı iman dersleridir.Ölüme koşarak ve severek gitmek inanmayanlara, imanın güzelliğini , anlatan en etkili görseldir. Şehit, Allahütealanın cemalini gören şahit demekmiş.
    Cevapla
  • AĞACAN 10 saat önce Şikayet Et
    Hakkın bırakılıp gücün esas alındığı çağımızda İslamın İlâ-yi Kelimetullah ideali ve felsefesi daha ii anlaşılıp anlatılmalıdır. İslam birliği çalışmalarına da ruh verecek ve hızlandıracak ilâ-yi kelimetullah kavramını keşfetmek zorundayız. İnşaAllah İnşAllah Sayın hocam Emeğinize sağılık.
    Cevapla