Mustafa Yürekli
Mustafa Yürekli
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Medeniyet mimarı sanatçılar

GİRİŞ 12.04.2026 GÜNCELLEME 12.04.2026 YAZARLAR

Zaman zaman sohbetlerimde aydınların, sanatçıların, yazar ve şairlerin medeniyetlerin inşasındaki rolü’nü anlatıyorum. Toplumlar, rolünü kavrayamaz hale gelince alim, aydın ve sanatçı yetiştirmede zorlanırlar. 

Medeniyetler, kültürel birikimden doğar. Din, düşünce, bilim, teknoloji, ahlak, hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında yüz yılların birikimi, medeniyetin özünü teşkil eder. Bilgi ve düşünceyle uğraşan aydınlar, yazarlar ve sanatçılar medeniyetin mimarlarıdır. Onlar topluma sürekli ortak hedefi hatırlatırlar; birlik ve düzenin güvencesidir.

Hakikate sadık ve olgun insandır sanatçılar. Dünyaya yüksek bilinç düzeyinden bakan sanatçıların ruh ikliminden sızan huzmeler de medeniyetin ışığı olur. Sanatçılar kişisel bakış açısıyla değil, samimiyetle, hikmetle bakarlar problemlere; eserleriyle problemlerin kavranmasına, tanımlanmasına ve çözümüne katkıda bulunurlar.

Nerede bir daralma, bir sıkıntı varsa, orayı sanatçıların da desteğiyle yaşanabilir bir yere dönüştürmek mümkün olmaktadır. Medeniyet, yaşanabilir alan demektir.

Ülkeleri liderler kurar, yönetir. Oralarda yeni bir dünya kurmak alimlere ve sanatçılara kalır.

Mehmet Akif Ersoy, Safahat’ın girişinde şöyle der:

"Bana sor sevgili kâri’, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım:
Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, çünkü, ne san’atkârım.
Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa."

Medeniyetlerin oluşumunda sanatçının çok önemli rolü vardır. İnsanların inançları, idealleri, düşünceleri, duyguları, beklentileri, arzuları, özlemleri, hayal kırıklıkları, acıları, hayata ait değerleri, sanat eserleri ile geleceğe taşınır. Toplumların hayat damarı işte bu sanat eserleri birikimidir.. 

Necip Fazıl Kısakürek, şiirlerinde kültür ile hayat arasında bağı kurar:

"Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!"

Büyük sanatçılar, çağının çocuğu olmayı başarmıştır. Onlar döneminin sanat anlayışının çıtasını en yükseğe koyarlar; dolayısıyla dönemin sanat anlaışını temsil ederler. Sanatçılar, yeni denemeleri ile nesillerin gözü, kulağı ve sesi olurlar; her neslin temsilcisi ve tercümanı sanatçılar vardır.

Cumhuriyet döneminde Mehmet Akif´in, Necip Fazıl´ın şiirde söylediklerini Sezai Karakoç sürdürmüştür. Sezai Karakoç sanki ulu bir istasyondur. Oraya gelen şiir zevki ve estetiği dinlenmiş, yenilenmiş bu yeni ustanın müdahalesi ile çok daha yeni, derin ve etkili bir şekil alarak çağın icaplarına paralel bir ses olmuştur.

Yirminci yüz yılın ikinci arısı ile yirmi birinci yüz yılın ilk çeyreğinde İslam milletini temsil eden Sezai Karakoç, medeniyetimizi savunmuştur:

"Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme"

Her sanatçı öncekilerin birikimi olan geleneğin üstüne yenilerini ekler. Sürekli değişen dünyada, sanat eseri yerinde saymaz; sanatın hayatın ve tarihin gerisinde kalması  beklenemez.

Sanatçı kimliği, çok önemlidir. Sanatçı, eserleriyle nesillerin birikimini belli bir çerçevede, kalıcı bir formda, estetik bir kimlikle geleceğe taşır. Her an üzerine yeni unsurların eklenmesiyle sanatçıdan hayata yansıyan değerler manzumesi yumağı büyür.

Yıllar geçer. Sönmeyen ocak, sanattır, sanatçının sesidir. Susturulamayan ses de yine sanatçının sesidir. Sanatçının hakikate sadakati, milletine taraf oluşu, vatana, devlete ve medeniyete sahip çıkması ve adalet talebiyle oluşan  farklı bir özelliktir bu.

Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç medeniyet mimarı şairlerdir. Batı bozgununda yıkılan medeniyetimize sahip çıkan, onu yeniden inşa etmeye çalışan medeniyet mimarlarıdır.

Mustafa Yürekli / Haber7

YORUMLAR 1
  • Alper İrfan BAY 7 saat önce Şikayet Et
    Muhteşem kitabın ortasından safiyane samimi üstelik GÜNCEL ihtiyaç üzere seçilmiş bir yazı.. Edebi olduğu kadar NASİH yönü de yüksek Açıkcası YÜREKLİ ce yazılmış bir yazı
    Cevapla