Tüketim çılgınlığı ve ölçülülük erdemi
İnsan davranışlarına bakıldığında üç farklı tüketim şekli görülür: 1.Cimrilik: 2.Ölçülülük; 3.İsraf. İslam kültür kaynakları, cimrilik ve israfa düşme konusunda insanları uyarır. Doğru davranış olan iktisada yönlendirir.
Allahu Teala her şeyi ölçülü ve dengeli bir şekilde yarattı. İnsandan beklediği davranışı da Kuran-ı Kerim’de açıkladı: “(O kullar ki), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar. ” (Furkan Suresi; Aet: 67)
İslam ahlak felsefesinde ölçülülük esastır: “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma! Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsra Suresi; Ayet: 29)
Suyu fazla kullanmanın israf olacağını biliriz de doyduğumuz halde tıka basa yemenin israf olacağını düşünmeyiz. Bir ayakkabımız varken başka rengini de almanın israf olacağını. Oysa eriştiğimiz nimet ve imkanlar Allah’ın biz insanlara lütfettiği emanetler değil midir?
Abdest alırken suyu gereğinden fazla kullanmak nasıl israf ise, ihtiyaç olmayan şeyleri satın almak, vakti boş şeylerle geçirmek ve gereğinden fazla konuşmak da israftır. Öyleyse, hayatın her safhasında ölçülü olmalı; ifrat ve tefritten, kısaca aşırılıktan uzak, orta yol üzere olmalıdır.
Günümüzde arzular, ‘ihtiyaç’ olarak algılanıyor. İhtiyacı olmadığı halde bir ürünü, bir eşyayı almak istediğinde, insan durup düşünmeli. Kendine şunları soralım: ‘Olmasam olur mu?’; ‘Bir ihtiyacımı giderecek mi?’; ‘Buna gerçekten ihtiyacım var mı?’; ‘Sadece nefsime hoş geldiği için mi almak istiyorum?’; ‘İstekle mi hareket ediyorum? Bilgiyle mi?’
İnsanı ölçülülükten / orta yoldan uzaklaştıran ana neden, mal ve servetin asıl sahibinin Allah olduğunun unutulmasıdır. Oysa ki evrendeki her şey Allah’a ait değil midir? “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine ait olan Allah ne yücedir!..” (Zuhruf SureAyet: 85)
İnsanların isteklerini çoğaltmak ve sınır tanımamak üzere programlanmış bir piyasa, bir sektör var. Aslında bu tüketim sektörü medya, reklam ve moda gibi mekanizmalarla insanı yönlendirmektedir. ‘Yeni modele sahip olma’nın aslî bir ihtiyaçmış gibi algılanması sağlanmaktadır..
Tüketim sektörü kendi işleyişine uygun bir kültür oluşturmuştur. Bu tüketim kültürün dayandığı temel unsur şu: “Mutluluk vaadi” Bu vaat bize şu cümleleri fısıldar: “ Satın al mutlu ol, ancak sahip olursan mutlu olabilirsin!” Geçici, ölçüsüz ve haz temelli bir mutluluk!
Tüketim kültürünü bir girdap gibi içine çektiği ilk alan, hemen her ilde bulunan büyük alışveriş merkezleridir, AVM’lerdir! Vitrininde mutluluk naraları atan tüketim merkezleri... Bu merkezlerde yeme, içme, kişisel bakım merkezi/kuaför, wc gibi kişisel ihtiyaçların karşılandığı alanlar bulunmasının bir sebebi var: Tüketicinin dışarı çıkmasını engellemek! Bu merkezlerin amacı sadece ihtiyacı karşılamak mı? Tabii ki hayır. Amaçlardan biri de belli başlı markalara sahip olmaya teşvik etmektir; belli markalara yönlendirmek. Aslında markaya sahip olma duygusunun psiko-sosyal rahatsızlık temelli bazı sebepleri vardır: Varlığını ispat etme, başkalarına karşı üstünlük sağlama çabası, başkaları tarafından kabullenilme beklentisi. Hatta söz konusu büyüklenme, kıskançlık ve gösterişin altında onaylanma bağımlılığı vardır!
Günlük hayatta israfın bu denli yaygın olmasının nedeni isteklerin ihtiyaç maskesine bürünmesidir. Bunun doğal bir sonucu olarak kişi aynı ürünün farklı renklerinden, farklı modellerinden birden fazla almış olsa bile israf olabileceğini asla düşünmez.
İnsanların tüketim alışkanlıklarının değişmesine ve alışveriş çılgınlığının katlanarak artmasına neden olan başka unsurlar şunlar: 1.Alışverişlerin internet üzerinden kolay yapılıyor olması; 2.Telefonlarda insanların ilgi alanlarına uygun reklamların sıkça gösterilmesi; 3.Dikkat çeken online alışveriş sitelerinin hazırlanması; 4.Bazen de aldatıcı, göz alıcı reklamlar yayınlanması gibi hususlar..
Hayata gönderiliş amacının farkında olan olgun mü’min, sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Kazancının sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir, servetini O’nun emrettiği biçimde kullanır ve asla gösteriş tüketimine yönelmez.
Temel ihtiyaçların dışındaki lüks harcamalar, bireyi ihtiraslarına mahkûm eder ve toplumu da huzursuz eder. En temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların olduğu bir toplumda pervasızca yapılan harcamalar, tüketim çılgınlığı, maddi imkana sahip olmayan insanlarda kıskançlık, kin ve nefrete yol açabilir..
Rahmet elçisi Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi vesellemin verdiği ince mesaj unutulmamalı, post modern çağın aşıladığı ben merkezci, konformist ve hedonist anlayıştan uzaklaşılmalıdır: “Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir. ” (İbn Ebi Şeybe, Kitabu’l-iman,s.33)
Müslüman, İslam coğrafyası işgal edilirken; hasta, yaşlı, kadın ve çocuk demeden katliam yapılırken, enkaz ortasında aileler aç bekleşirken nasıl rahata düşkün olabilir, gösteriş apabilir?
İsraf, ölçülü davranan bir kul olmaktan insanı uzaklaştırır. Sevgili Peygamberimiz sallalahu aleyhi vesellemin hadislerinde öğütlenen asıl nokta, kişinin yemek yerken dahi itidalli davranmaya dikkat etmesi ve nefsine hâkim olarak iradesini kontrol altına almasıdır: “Canının çektiği her şeyi yemen israftır” (İbn Mâce, Et’ıme, 51)
Erdemli insanın sadece kendi yarınını değil; ailesinin, toplumun hatta gelecek nesillerin yarınlarını koruma konusunda hassasiyeti vardır. Yarınlara umutla bakabilmek için; yapılan her alışverişte harcananın sadece para değil, aynı zamanda maddi-manevi bütün kaynaklar olduğu düşünülerek hareket edilmelidir.
Yeryüzündeki yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ihtiyaçlarla kıyaslandığında sınırlıdır. Doğal kaynaklar asli ihtiyaçlarımıza yeterli gelir. Fakat, israfa varan istek ve arzularımızı karşılayacak kadar çok değildir. İhtiyaç fazlası bir kıyafet veya eşya satın alındığında ne kadar çok su tüketimine sebep olunacağı unutulmamalıdır. Dünyanın dörtte üçü sularla kaplı olmasına rağmen kullanılabilir ve içilebilir su kaynakları binde 3 civarındadır. Özellikle son elde edilen veriler su tüketiminin nüfus artışının iki katı olduğunu ortaya koymuştur. Dünyada tahmini olarak her yıl 92 milyon ton tekstil atığı oluşmaktadır. Bu durum, her saniyede bir çöp kamyonu büyüklüğünde tekstil atığına eşdeğerdir. Aşırı üretimden kaynaklanan fabrika atıklarını yok edebilmek için su ve enerji tüketiminin arttığını, bunun da küresel ısınmayı kayda değer biçimde artırdığını unutmamak gerekir. Gereksiz tüketimin çevresel kaynaklara zarar verdiği hatırdan çıkarılmamalı.
İhtiyacımız olmadığı halde aldığımız her ürünün, su kaynaklarının gereğinden fazla tüketilmesine ve ekolojik dengenin bozulmasına yol açtığının farkında olmak lazım!
Unutmayalım ki, savurduğumuz şey sadece paramız değil, aynı zamanda yok olup giden emeğimiz, şevkimiz ve geleceğimizdir.