Sentetik hakikatin dijital sahteliği
Bir zamanlar gerçek ile sahte arasındaki çizgi siyah ile beyaz kadar netti. İnsan gördüğüne inanır, duyduğunu büyük ölçüde doğru kabul ederdi. Şüphe istisnaydı; güven ise hayatın görünmeyen teminatıydı.
Bugün ise bambaşka bir çağın eşiğindeyiz. Teknoloji konforumuzu artırırken, hayatı kolaylaştırırken ve insana neredeyse sınırsız imkânlar sunarken aynı anda çok daha derin bir dönüşümü de beraberinde getiriyor.
Artık gördüğümüz her görüntü, duyduğumuz her ses ve okuduğumuz her metin zihnimizde aynı soruyu uyandırıyor:
“Bu gerçekten gerçek mi?”
Yapay zekâ ile üretilmiş bir ses, yıllardır tanıdığınız bir insanın tonunu kusursuz biçimde taklit edebiliyor. Hiç yaşanmamış bir olayın videosu gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar ikna edici olabiliyor. Fotoğraflar artık yalnızca bir anı değil, çoğu zaman bir algoritmanın yorumu.
Daha çarpıcı olan ise Yakın zamana kadar “uzmanlar” gerçeği sahte olandan ayırabilen son otoriteydi. Fakat teknoloji öyle bir noktaya ilerliyor ki, çok yakında uzmanlar bile kesin hükümler vermekte zorlanacak.
İnsanlık belki de ilk kez bu ölçekte bir hakikat krizi ile karşı karşıya.
Hukuk Ne Yapacak?
Toplumlar güven ile ayakta durur. Bir fotoğrafın kanıt olduğuna, bir ses kaydının delil sayılabileceğine inanırız. Bu inanç yalnızca günlük hayatı değil; hukuk düzenini, ticareti ve toplumsal barışı mümkün kılar.
Peki ya artık hiçbir kanıta tam anlamıyla güvenemez hale gelirsek?
Savcılar iddianameyi neye dayandıracak?
Hâkim, gerçeğe kusursuz şekilde benzeyen dijital bir üretimi nasıl sorgulayacak ve kanaat oluşturacak?
Bilirkişi “bu gerçektir” dediğinde ona güveni sağlayan zemin ne olacak?
Ya Bilirkişi de emin olamazsa?
Hakikat ile simülasyon birbirine bu kadar yaklaştığında hukuk, insan davranışlarını esas alan evrensel ilkeler ile teknolojinin gri alanlarından gelen veriler arasında sıkışıp kalmaz mı? Ancak mesele yalnızca hukukta değildir.
Şüpheciliğin zorunlu hale geldiği, sorgulamadan yaşamanın neredeyse imkânsız olduğu bir dünyada insanlar kime ve neye nasıl güvenecek? Sürekli diken üstünde yaşayan bireyler, septisizmin derin koridorlarında yönlerini kaybetmez mi? _____ Bu durum toplumsal travmanın fitilini ateşlemeye yetecektir.
Oysa insan mutluluk için yaşar. Güvende hissetmek ister. Adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak ister.
Ama ya doğruyu bilmeden ve kesinleştirmeden yaşamak zorunda kalırsak?
Gerçeğin bulanıklaştığı bir hayat zamanla insan zihnini yormaz mı? Bu durum bireysel bir kaygının ötesine geçerek toplumsal bir akıl sağlığı sorununa dönüşmesi kaçınılmaz olabilir.
Belki de geleceğin en büyük tehlikesi teknolojinin kendisi değil, güven duygusunun sessizce aşınmasıdır.
Attention ekonomisi:
Çünkü güven çöktüğünde yalnız bireyler değil, toplumlar da çözülmeye başlıyor.
Üstelik içinde yaşadığımız çağ yalnızca bir teknoloji çağı değil, aynı zamanda dikkat çağıdır.
Attention ekonomisinin hüküm sürdüğü bu düzende en çok dikkati çeken içerik çoğu zaman en doğru olan değil, en çarpıcı olandır. Hâlbuki, Algoritmalar hakikati değil, ilgiyi ödüllendiriyor.
Böyle bir ortamda sahte olanın yayılma hızı gerçeği geride bırakabilir.
Ve o noktada ülkeleri zayıflatmak, toplumları kutuplaştırmak ya da kitleleri yönlendirmek için silahlara bile ihtiyaç kalmayabilir.
Çünkü gerçeği tartışmalı hale getirmek bazen en güçlü silahtan daha etkili olabilir.
Bu yüzden geleceğin en değerli yetkinliği bilgiye ulaşmak değil, gerçeği tanıyabilmektir.
Belki de insanlık tarihinin yeni mücadelesi makinelerle değil; sahte ile gerçeğin ayırt edilemediği bir dünyada aklı, vicdanı ve güveni koruyabilmek olacak.
Muzaffer Şafak / Haber7
-
3 YAŞ 8 saat önce Şikayet Etİnsanoğlu her an üç yaşında bir çocuk gibi her şeyi yeni ve ilk algılıyormuş gibi hayretlerle dolu öğrenme aydınlanma ve kirlenmeyi aynı anda yaşıyor, Bilgi hızlanmasından sahteleri gerçek gerçeğide yalan gibi algılıyoruz, her yenileşme gibi sahtelil de dogrusu anlaşılana kadar maliyetleri olacak, çok ölçüp az biçerek KÖRÜN ADIMLARI GİBİ YORDAYARAK ADIM ATMAKTAN BAŞKA ÇARE YOKBeğen
-
FİL TARİFİ 8 saat önce Şikayet EtMesnevide Karanlık odaya bir fil kapatılır, denekler dokundurulur, çıkışta herkes ayrı birşey tarif eder, gerçeklik algısı her zaman değişebilir ama gerçek değişmez, yakında gerçeklik testide gelişir. Ama esas tehlike Liderlerin , ülkelerin milletlerin, ürünlerin , kanunların , söyleyen ve söylenenlerin bin bir surat olmaları, kimsenin gerçeği göstermeye niyeti yok, Kim Doğru ki?Beğen
-
Samet 16 saat önce Şikayet EtÇok güzel tespit. Fakat çözüm ne?Beğen