Medyada "Klavye Adaleti" ve Kul Hakkı
Teknolojik devrim, insanlık tarihinin gördüğü en büyük hız ve konfor çağını önümüze serdi. Bugün akıllı telefonlarımızla dünya parmaklarımızın ucunda, bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz.
e-Devletten yerli dijital platformlarımıza kadar kamu ve özel sektörde inşa ettiğimiz bu muazzam altyapı, Türkiye’nin dijital çağdaki sarsılmaz gücünü açıkça ortaya koyuyor. Devletimizin siber egemenlik ve dijital güvenlik noktasında attığı her stratejik adım, geleceğin güçlü Türkiye’sinin en büyük teminatı olacaktır.
Ancak, yönetim mekanizmalarının, teknik komitelerin ve sosyal ekosistemin içinden gelen bir tecrübeyle baktığımızda, teknolojinin sadece sunuculardan, algoritmalardan veya fiber kablolardan ibaret olmadığını çok iyi görmemiz gerekiyor.
Teknolojik ilerleme, ahlaki ve manevi bir şuurla tahkim edilmediği sürece, insanı ve toplumu içeriden çürüten bir otomasyona dönüşebilir. Bugün siber dünyada karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike, teknik saldırılardan ziyade, ruhumuzu ve medeniyet kodlarımızı tehdit eden "dijital ahlak" erozyonudur.
Modern Dünyanın Kontrolsüz Mahkemeleri
Sosyal medya platformları, ne yazık ki modern dünyanın kontrolsüz birer "klavye mahkemesine" dönüşmüş durumda. Her gün milyonlarca insanın dâhil olduğu bu dijital meydanlarda; doğruluğu teyit edilmemiş iddialar, kaynağı belirsiz ses kayıtları veya montajlanmış görüntüler üzerinden adeta infazlar gerçekleştiriliyor. İnsanlar, hiç tanımadıkları hemşehrileri, siyasetçileri, bürokratları veya iş insanları hakkında tek bir "tık" ile hüküm veriyor, paylaşımlarıyla linç kampanyalarına ortak oluyorlar. Bu platformlar, adeta sanığı olmayan, savunma hakkı tanınmayan, yargıcı ise öfkeli kitleler olan ilkel arenaları andırıyor.
Oysa bizim inanç ve medeniyet dünyamızın en kırmızı çizgisi, mülkün de nizamın da temeli olan "kul hakkı" bilincidir. Klasik dünyada kul hakkı, birinin malına, mülküne veya canına kastetmekle ölçülürdü. Bir komşunun sınırına tecavüz etmek, ticarette hile yapmak net birer vebaldi.
Peki, dijital dünyada durum farklı mı? Bir insanın haysiyetini, şerefini, aile mahremiyetini ve yıllarca büyük emeklerle inşa ettiği itibarını sosyal medyada asılsız bir iddiayla lekelemek, kul hakkının en ağır, en sarih biçimi değil midir?
Milyonlarca Ortaklı Kul Hakkı Borsası
Fiziki dünyada birine iftira attığınızda veya gıybetini ettiğinizde, helalleşmek için o insanı bulup yüzleşebilirsiniz. Nedamet getirip kapısını çalabilir, hatanızı telafi edebilirsiniz. Ancak sosyal medyada paylaştığınız yalan bir içerik, hırslı algoritmaların da desteğiyle dalga dalga binlerce, yüz binlerce insana ulaştığında, o kirli bilginin ulaştığı her bir kişiyi bulup helallik istemeniz mümkün müdür?
İşte dijital çağın en korkunç gerçeği budur: Geri alınması imkânsız, milyonlarca ortaklı yeni nesil bir kul hakkı borsası. Bu borsada her beğeni (like), her paylaşım (retweet), bir insanın haysiyetinden çalınan birer hisseye dönüşmektedir.
Ekran başında "ne olacak canım, sadece paylaştım" diyerek geçiştirilen o anlık hareketler, ötelerde altından kalkılması imkansız devasa günah dağları oluşturmaktadır.
Dahası, dijital dünya insan fıtratındaki sinsi bir zaafı, yani "tecessüsü" (insanların gizli hallerini araştırma merakını) körüklemektedir.
İnancımızın kesin bir dille yasakladığı tecessüz ve tecessüsün ikizi olan tezyif (küçük düşürme), bugün sosyal medyanın temel yakıtı haline gelmiştir. Algoritmalar, bizi daha fazla ekranda tutabilmek için ahlaki değerlerimizi değil, öfkemizi ve merakımızı beslemektedir.
En Büyük Kalkan: Bireysel Vicdan ve Dijital Okuryazarlık
Devletimiz, siber vatanı korumak, dezenformasyonla mücadele etmek ve vatandaşının kişilik haklarını güvence altına almak için yasal mevzuatları titizlikle işletiyor. Siber suçlarla mücadele birimlerimiz gece gündüz çalışıyor. Ancak hukuk ve teknik kurallar bir yere kadar koruma sağlıyor; asıl kalkan, bireyin kendi vicdanı ve dijital okuryazarlık bilincidir.
Bir haberi, bir iddiayı sosyal medyada yaymadan önce Hucurât Suresi 6. ayette yer alan; bize bir haber geldiğinde onun doğruluğunu araştırıyor muyuz? Yoksa popülerlik uğruna, daha çok etkileşim almak adına o günaha ortak mı oluyoruz? Bu soruyu her sabah dijital dünyaya adım atarken kendimize sormak zorundayız.
Dijital dünyada "okuryazar" olmak, sadece tuşlara basmayı bilmek değil; önümüze düşen verinin ahlaki süzgecini yapabilmektir.
Netice
Geleceğin güçlü devlet ve toplum modeli, sadece en hızlı internet altyapısına veya en büyük veri merkezlerine sahip olanlar değil; teknolojiyi ahlakla, adaletle, vicdanla ve emanet bilinciyle yönetebilenler olacaktır.
Sosyal medya platformları bizim irademizi, ahlakımızı ve kardeşlik hukukumuzu yutmamalıdır. Siber dünyada tam egemenlik, sadece yazılımlarla değil, dijital alanda da "insanı yaşat ki devlet yaşasın" şuurunu korumakla mümkündür.
Parola nettir: Teknolojide Batı Standartları, Ahlakta İslam ve Medeniyet Kodlarımız.
Şimdi söz sizde
Kıymetli okuyucular; dijital dünyanın bu görünmez tehlikesiyle her gün yüz yüzeyiz.
Sosyal medyada gezinirken önünüze düşen iddialara karşı siz nasıl bir süzgeç uyguluyorsunuz?
"Klavye adaleti" ve sosyal medya linçlerinin önüne geçmek için ailede ve toplumda ilk olarak hangi adımlar atılmalıdır?
KAYNAKÇA
• Hucurât Suresi, 6. Ayet. Kur'an-ı Kerim Meali. (Yazıda geçen, kaynağı belirsiz haberlerin ve iddiaların doğruluğunun araştırılmasını emreden temel manevi ve hukuki referans).
• T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. (2023). Dezenformasyonla Mücadele El Kitabı. Ankara. (Devletimizin siber vatanda dezenformasyon ve dijital linç kampanyalarına karşı yürüttüğü kurumsal ve yasal mücadeleyi temellendiren ulusal kaynak).
• Floridi, L. (2013). The Ethics of Information. Oxford University Press. (Yazıda bahsettiğimiz "dijital ahlak erozyonu", bilgi etiği, kişilik haklarının korunması ve siber dünyadaki ahlaki sorumluluk üzerine dünyadaki en temel felsefi eser).
• Zuboff, S. (2019). The Age of Surveillance Capitalism: The Fight for a Human Future at the New Frontier of Power. PublicAffairs. (Yazıda sosyal medya platformlarının ve algoritmaların insan zaaflarını, öfkesini ve merakını sömürerek kitleleri nasıl manipüle ettiğini inceleyen kapsamlı sosyolojik çalışma).
• Turkle, S. (2015). Reclaiming Conversation: The Power of Talk in a Digital Age. Penguin Books. (Klavye mahkemelerinin, dijital linçlerin ve sosyal medyanın insan ruhunda, aile yapısında ve toplumsal kardeşlik hukukunda yarattığı psikolojik tahribatı ele alan eser).
Muzaffer Şafak / Haber7
-
Aliii veliiiiiiii 8 saat önce Şikayet EtBaşta kul hakkı internet fiyatları 18 ay almak zorunda ve fiyatlar bana göre uçuk 20 bin emekli maaşım var bir çocugum var üniversiteye gönderemedim maddiyattan internet almamız gerekiyor aylık ortalama bin tl bu kulhakkı deyilse ne yazınsana yazabiliyorsanız bizde okuyalımBeğen Toplam 1 beğeni
-
Cengaver 10 saat önce Şikayet EtSenin ellerini öpüyüm mubarek insan çok doğru yazmışsınBeğen
-
Zafer 10 saat önce Şikayet EtGel de bunu evdeki kadınlara anlat. İpin ucu kaçtı maalesef.Beğen Toplam 1 beğeni