Muzaffer Şafak
Muzaffer Şafak
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Nobel’in gücü ve bilimde varoluş mücadelemiz

GİRİŞ 07.11.2026 GÜNCELLEME 07.11.2026 YAZARLAR

Nobel, 1901 yılından bu yana, modern dünyanın en parlak zihinlerini insanlığın kaderini değiştiren keşifleri için ödüllendiriyor. Fizikten kimyaya, tıptan ekonomiye uzanan bu küresel kürsüye bugüne kadar 1300’e yakın bilim insanı, edebiyatçı ve barış öncüsü çıktı, insanlık tarihine adlarını yazdırdı.

Ancak bu devasa küresel tabloya baktığımızda, kendimize şu can yakıcı soruyu sormak zorundayız: 8 milyarlık dünya nüfusunun neredeyse dörtte birini oluşturan ve 2 milyara ulaşan İslam coğrafyası bu ödüllerin kaçına sahip?

İslam coğrafyasında, diğer kategorileri de eklediğimizde bu sayı 16'ya ulaşmaktadır.

Türkiye ise 3 Ödül almış, Orhan Pamuk (Edebiyat, 2006), Aziz Sancar (Kimya, 2015), Daron Acemoğlu (Ekonomi, 2024).

Daha da düşündürücü olanı, Nobel alanlar çalışmalarını kendi topraklarında, kendi laboratuvarlarında gerçekleştirememiş olmasıdır. Onlar; durağan bir akademik iklimden sıyrılarak ABD ve Avrupa üniversitelerinin sunduğu fonlar, altyapı ve özgür düşünce ortamı sayesinde bu başarıya ulaşabilmişler.

Küresel ölçekte ABD 430+, İngiltere 144, Almanya 116 Nobel Ödülü ile dünyaya yön verirken; teknolojinin, üretimin ve ekonomik refahın her geçen gün katlanarak arttığı bu yarışta neden bu kadar geride kaldık?

İslam Coğrafyasındaki 16 adet Nobel

Tüm kategoriler (Edebiyat, Barış, Ekonomi) dahil edildiğinde Nobel sayısı 16

Ülke bazında dağılım :

  • Mısır (4 Ödül): Enver Sedat (Barış, 1978), Necip Mahfuz (Edebiyat, 1988), Ahmed Zewail (Kimya, 1999), Muhammed El Baradey (Barış, 2005).

  • Türkiye (3 Ödül): Orhan Pamuk (Edebiyat, 2006), Aziz Sancar (Kimya, 2015), Daron Acemoğlu (Ekonomi, 2024).

  • Pakistan (2 Ödül): Muhammed Abdüsselam (Fizik, 1979), Malala Yusufzay (Barış, 2014).

  • İran (2 Ödül): Şirin Ebadi (Barış, 2003), Nergis Muhammedi (Barış, 2023).

  • Filistin (1 Ödül): Yaser Arafat (Barış, 1994).

  • Bangladeş (1 Ödül): Muhammed Yunus (Barış, 2006).

  • Yemen (1 Ödül): Tevekkül Karman (Barış, 2011).

  • Tunus (1 Ödül): Tunus Ulusal Diyalog Dörtlüsü (Barış, 2015).

  • Irak (1 Ödül): Nadia Murad (Barış, 2018).

Lübnan doğumlu olan Ardem Patapoutian 2021 Tıp Ödülü'nü ABD adına; Tunus kökenli olan Moungi Bawendi ise 2023 Kimya Ödülü'nü yine ABD/Fransa adına almıştır ! ?

Bu Kronolojinin Bize Söylediği Akademik Gerçek:

Nobel Ödülleri 1901 yılından beri verilmesine rağmen, İslam dünyası ilk ödülünü ancak 77 yıl sonra (1978'de) alabilmiştir.

Vatandaşlık ve Akademik Aidiyet Kuralları

Nobel Komitesi, ödülü kazanan kişileri listelerken onların doğdukları ülkeye göre değil, ödülü getiren çalışmayı hangi üniversitenin çatısı altında ve hangi ülkenin fonuyla yaptıklarına göre kaydediyor.

Hem Patapoutian hem de Bawendi, çalışmalarını ABD üniversitelerinde Amerikan devletinin ve enstitülerinin fonlarıyla gerçekleştirmiş, resmi olarak da ABD vatandaşı olmuşlardır. Bu yüzden küresel kayıtlara "ABD'li bilim insanı" olarak geçmişlerdir.

Tarihsel Miras ve Tüketim Toplumu Paradoksu

Bugün modern dünyadaki yapay zekanın, dijital mimarinin ve bilgisayar teknolojilerinin temelini oluşturan algoritmayı, "0" ve "1" kavramlarını dünyaya hediye eden Harezmîlerin, İbn-i Sinaların, Cabir bin Hayyamların torunları olmakla övünüyoruz.

Fakat akademik bir gerçeklikle yüzleşmeliyiz: Şanlı bir geçmişin mirasıyla bilim yapmak yeterli midir ?

Geçmişte insanlığın rotasını çizen algoritmayı yazan bir medeniyetin varisleri, bugün o algoritmalarla kendisini dijital bir kölelik düzenine mahkum eden ‘’modern ‘’ dünyaya sadece seyirci kalmadı mı ?

Bu durum artık sadece bir "kültür ve medeniyet" meselesi değil; küresel sahnede bir varoluş ve beka mücadelesidir.

Bilimsel Güç Yoksa, Adalet Arayışı Çaresizdir.

Gazze’de, Filistin’de ve dünyanın dört bir yanında topraklarından sürülen, bombalar altında can veren masumların feryatları karşısında neden bu kadar etkisiziz?

Teknolojisini üretemediğiniz, bilimine yön veremediğimiz, ilacını ve aşısını geliştiremediğimiz bir dünyada, masumların hakkını sadece kınama mesajlarıyla savunamayız.

"Ateş bize değmiyor" diye yaşamak, o ateşin bir gün bizim de evimizi sarmasına davetiye çıkarmaktır.

İnancımız ve insanlık karşısındaki tarihi sorumluluğumuz açısından bakıldığında bilim üretmek, teknoloji geliştirmek bir lüks değil; zulme karşı adaleti savunabilmenin yegane şartıdır.

Çünkü güçten yoksun bir adalet arayışı, ‘’modern’’ dünyada ne yazık ki karşılık bulmuyor.

Nerede Hata Yapıyoruz?

Bu tabloya bakıp sadece üzülmek çaresizliktir. Önümüzdeki yılları, on yılları ve yüzyılları yeniden tasarlayacak köklü bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var.

  • Eğitim sistemimiz nerede aksıyor? Neden düşünceyi, sorgulamayı ve eleştirel akıl yürütmeyi hayatımızın merkezine koyamıyoruz?

  • Kurumsallaşma eksikliğimiz nerede? Laboratuvar kültürünü, AR-GE’yi ve inovasyonu neden sürdürülebilir hale getiremiyoruz?

  • Beyin göçünü nasıl önleriz? Kendi dehalarımıza Batı standartlarında araştırma özgürlüğü ve altyapıyı neden kendi topraklarımızda sunamıyoruz?

Başkalarının yazdığı algoritmalarla kurulan bu dijital düzende sadece "tüketici" olarak kalarak ne mazlumların hakkını koruyabiliriz ne de kendi geleceğimizi güvence altına alabiliriz.

Bilimi ve aklı Batı’nın tekeline bırakıp mucizeler beklemekten vazgeçmeliyiz.

Unutmayalım, tarih, geçmişteki başarılarıyla avunup bugünün dünyasını ıskalayan toplumları asla affetmemektedir.

Bu çetin ve stratejik Ortadoğu coğrafyasında bağımsız yaşayabilmek için aklımızı yeniden başımızın içine toplama ve bilimin meşalesini kendi laboratuvarlarımızda yakma zamanı gelmiştir.

Muzaffer Şafak / Haber7

YORUMLAR 1
  • No nobel 8 saat önce Şikayet Et
    Bilimsel gelişmenin ölçütü siyasileşmiş nobel ödülleri değildir, görece az ödülü olan Rusya, Çin ve son yıllarda Türkiye'nin yüksek teknoloji geliştirebiliyor ve bazı alanlarda dünyanın en iyisi olabilmesi bunun göstergesidir. Bilim ödülleri yanına sonradan eklenen barış ve edebiyat ödülleriyse tümden siyasi olup batı eksenli yozlaşmış bir araçtır.
    Cevapla