Pişkinlere çağrı!
Anayasa Mahkemesi, ‘türban’la ilgili gerekçeli kararı açıkladı. Muhtemelen siz bu yazıyı okurken, AK Parti’yle ilgili kararın gerekçesi de açıklanmış olacak.
‘Türban’la ilgili gerekçeli kararı okurken, Haşim Kılıç ve Sacit Adalı’nın karşı oy yazılarına ulaşıncaya kadar, adeta boğulduğumu hissettim.
Yargının zirvesinde kaleme alınan ve altında dokuz yüksek mahkeme üyesinin imzası bulunan metin, bazı tartışmalarda bir adım ilerlemek şöyle dursun, ne kadar geriye gittiğimizin resmi olarak karşımızda duruyor.
Hürriyet’in yayın yönetmeni ‘411 el kaosa kalktı’ manşetinin ne kadar haklı olduğunu savunur, hemen yanındaki başyazarı ‘anlamayana anlatırlar, daha da anlamazsan kapatırlar’ kıvamında tehditler kaleme alırken; CHP temsilcisi de hiç sıkılmadan medyanın karşısına geçip ‘Haklı çıkmanın mutluluğunu’ anlatıyor.
Manzara bu.
***
Siyaset -buna AK Parti de dahil- bu meseleyi doğru yönetebilmiş midir? Elbette hayır. Atılan her adım, bu konuda kazanım elde etmek bir yana, işi daha da kötüye götürmüş müdür? Elbette evet.
Peki tüm bunlardan hareketle kalkıp yasağın sebebi olarak AK Parti’yi ya da siyaseti ilan etmek doğru mudur? Kesinlikle hayır.
Bu ucuz bir yaklaşımdır, asıl sorumluları gizlemek için uydurulmuştur.
Ağzını açan diyor ki: Siyaset bu meseleden elini çeksin, istismar konusu yapmasın. O zaman çözülür.
Kim hangi adımı atmış, hangi öneriyi getirmiş de siyaset onun önüne set çekmiş?
500. Yıl Vakfı’na sevdalı Kemal Gürüz, kendi YÖK Başkanlığı döneminde hangi yaklaşımı sergilemiş?
Memleketin anlı şanlı rektörleri, dekanları, hocaları; çocukları ‘Nazi usulü’ ikna odalarına almak dışında ne yapmışlar?
Kendisi bu yasağın kalkmasını savunan Ertuğrul Özkök’ün gazetesinde, dindarlar, başörtülüler, kaç yalan haberin, iftiranın konusu oldular; oturup sayabiliyor mu?
Bu ne pişkinlik!
Bu ne sıkılmazlık!
Bunlardan bir tanesi çözüm adına ne söylediğini ilan etsin, bu mağduriyeti gidermek için şunu söyledim, dinlemediler desin; onu yazalım ve özür dileyelim.
Siyaset elini çeksin demek, çözüm önermek değildir, kimse kimseyi aldatmasın.
Onbinlerce mağduru sahipsiz bırakmak için uydurulmuş bir kılıftır, o kadar.
***
Siyaset, - CHP gibi bir zaman ordunun, şimdi de yargının eteklerine sığınanları kastetmiyoruz elbette- bu konuda hatalar yapmıştır, istismar etmiştir, ikna edici olamamıştır.
Beceriksizlikle suçlanabilir; ama çözümsüzlüğün kaynağı siyaset değildir.
Eğer gerçekten bu meselenin çözüme kavuşmasını istiyorsanız, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında Haşim Kılıç’ın karşı oy yazısını okuyun.
Mahkemenin kendi yetkilerini nasıl aştığını, kaynağı anayasada olmayan bir yetkiyi Anayasa Mahkemesi dahil kimsenin kullanamayacağını; mahkemelerin de hukukla bağlı ve sınırlı olduğunu, aksi takdirde kendisini ‘kurucu iktidar’ yerine koymuş olacağını ve bunun da bir ‘meşruiyet’ sorunu ortaya çıkaracağını okuyun.
Ayrıca, sosyal ve siyasal hayatın dinamizmine uyum sağlamak için anayasal düzende dönüşüm ve değişikliklere gidilebileceğini; eğer milletin demokratik temsilcilerinin büyük çoğunluğunun demokrasi dışı taleplerde birleşmesi muhtemel görülüyorsa, aynı ihtimalin egemenlik yetkisini kullanan diğer kurumlar için de geçerli olduğunu; üniversitelerin propagandanın, farklı görüşlerin ve tartışmaların egemen olması gereken ayrıcalıklı mekanlar olduğunu okuyun.
Tarihe geçecek, çocuklarımızın, ‘Demek ki bunları yazabilen cesur insanlar da varmış’ diyeceği metinler bunlardır.
‘411 el kaosa kalktı’ manşetleri değil.
NASUHİ GÜNGÖR - STAR
-
Ekrem Erol 17 yıl önce Şikayet EtBaykal sevinsin!. Bırakın adam biraz sevinsin. Yaklaşan seçimlerde oldukça üzülecek nasıl olsa! Bir de hatırlatma; Baykal! 80'ine merdiven dayamışsın ancak 2008 yılında olduğumuzun farkında değilsin! artık vali ve kaymakamların CHP il/ilçe başkanı olmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Artık sen devlet partisi değilsin CHP!Beğen
-
Ahmet Çapar 17 yıl önce Şikayet EtGayrimeşru bir mahkemeyi tanımayız. Gayrimeşru kararlar verebilen bir mahkemenin kendisi de gayrimeşru duruma düşmüş demektir. Gayrimeşru mahkemeleri ise Türk milleti olarak kabullenmemiz, birilerinin boyunduruğu altına girmemiz ve mandaya boyun eğmemiz demektir. Savaşla ezemedikleri halkımızı bu gün mahkemelerce ezmeye çalışıyorlar. Halkı temsil ettiklerini söyleyenlerin, halkın vekillerinin bu duruma bir an önce el koymaları ve gereğini yerine getirmeleri gerekmektedir. Değilse halk ilk olarak onları cezalandırmakla başlar. Sandığa gömer.Beğen