Hayırsız evlatlar için
GİRİŞ 22.02.2009
GÜNCELLEME 22.02.2009
YAZARLAR
Hayırsız evlatlar için
İhtiyar adam, tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Oturduğu evin tapusunu çocuğunun üzerine kaydettirmişti. İçinden "Ölümlü dünya" diye geçirdi. "Biz öldükten sonra oğlumun birçok işlemle uğraşması gerekmeyecek. Neden eziyet çeksin yavrum!"
Ömer'in kendisini neredeyse zorla doktora götürüşünü hatırladı. "Kerata, amma da ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar ziyaretime de gelse ya."
Eve döndüğünde, karısı onu karşıladı. Biraz durgun gibiydi. Adam, koltuğa oturdu, koynundaki tapu kâğıdını çıkardı, "Bu nedir biliyor musun hanım?" diye sordu. Ve cevabını beklemeden anlattı: "Yarın ne olacağı bilinmez, vademiz gelir de ölürsek oğlumuz uğraşmasın diye, evin tapusunu onun üzerine yaptım."
Eşi adeta fısıldadı:
- Ömer de bugün gelmişti... Öğleden önce.
- Öyle mi, vay hayırsız. Demedin mi uzun zamandır niye görünmüyorsun diye.
Kadın, kocasını dinlemiyor gibiydi. Masadaki kâğıdı gösterdi, "Bunu getirmiş" dedi. Sesi titriyordu. Yaşlı adam, masaya uzandı, kâğıdın bir mahkeme kararı olduğunu gördü. İçinden yavaş yavaş okudu: " Yaşı ilerlediği ve muhakemesi yerinde olmadığı doktor raporuyla tesbit edildiği için, taşınır taşınmaz varlıklarının, resmi vârisi oğlu Ömer tarafından idaresine karar verilmiştir." Mahkeme kararı, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Oğlunun neden kendisini ısrarla doktora götürdüğünü anlamıştı. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak, "3 senedir uğramadık; köydeki ev acaba nasıldır?" diye sordu eşine.
- Canım ne olacak bir günde temizlerim ben, cevabını verdi kadın.
- O evde dizlerin üşürdü senin.
İhtiyar kadın, daralan göğsüne hafifçe elleriyle bastırdı. "Yüreğimin üşümesi daha kötü" diye düşündü. Kocasına, "Merak etme üşümem, üşümem" cevabını verdi.
Adam, tapuyu karısına uzattı. "Oğlan geldiğinde aramasın, görülebilecek bir yere koy" dedi.
Kadın, telâşla hazırlanıyordu. Fotoğrafları duvardan toplarken, oğlununkine bir an baktı; aldı; sonra çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kâğıtların üzerine ters olarak bıraktı. En son duvardaki küçük bir patiği aldı, öptü; bu, büyük torununa ördüğü, ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patikti. Çantaya fotoğrafların yanına koydu... Mavi patik gözyaşlarıyla ıslanmıştı.
Ömer'in kendisini neredeyse zorla doktora götürüşünü hatırladı. "Kerata, amma da ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar ziyaretime de gelse ya."
Eve döndüğünde, karısı onu karşıladı. Biraz durgun gibiydi. Adam, koltuğa oturdu, koynundaki tapu kâğıdını çıkardı, "Bu nedir biliyor musun hanım?" diye sordu. Ve cevabını beklemeden anlattı: "Yarın ne olacağı bilinmez, vademiz gelir de ölürsek oğlumuz uğraşmasın diye, evin tapusunu onun üzerine yaptım."
Eşi adeta fısıldadı:
- Ömer de bugün gelmişti... Öğleden önce.
- Öyle mi, vay hayırsız. Demedin mi uzun zamandır niye görünmüyorsun diye.
Kadın, kocasını dinlemiyor gibiydi. Masadaki kâğıdı gösterdi, "Bunu getirmiş" dedi. Sesi titriyordu. Yaşlı adam, masaya uzandı, kâğıdın bir mahkeme kararı olduğunu gördü. İçinden yavaş yavaş okudu: " Yaşı ilerlediği ve muhakemesi yerinde olmadığı doktor raporuyla tesbit edildiği için, taşınır taşınmaz varlıklarının, resmi vârisi oğlu Ömer tarafından idaresine karar verilmiştir." Mahkeme kararı, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Oğlunun neden kendisini ısrarla doktora götürdüğünü anlamıştı. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak, "3 senedir uğramadık; köydeki ev acaba nasıldır?" diye sordu eşine.
- Canım ne olacak bir günde temizlerim ben, cevabını verdi kadın.
- O evde dizlerin üşürdü senin.
İhtiyar kadın, daralan göğsüne hafifçe elleriyle bastırdı. "Yüreğimin üşümesi daha kötü" diye düşündü. Kocasına, "Merak etme üşümem, üşümem" cevabını verdi.
Adam, tapuyu karısına uzattı. "Oğlan geldiğinde aramasın, görülebilecek bir yere koy" dedi.
Kadın, telâşla hazırlanıyordu. Fotoğrafları duvardan toplarken, oğlununkine bir an baktı; aldı; sonra çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kâğıtların üzerine ters olarak bıraktı. En son duvardaki küçük bir patiği aldı, öptü; bu, büyük torununa ördüğü, ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patikti. Çantaya fotoğrafların yanına koydu... Mavi patik gözyaşlarıyla ıslanmıştı.
Geçenlerde gazetede "Ne biçim bir millet olduk" haberini okudum. Artık, bebekleri değil, ailemizin yaşlılarını cami avlusuna bırakıyormuşuz. Bu hikâyeyi, vicdandan yoksun, böyle insanlar için naklettim.
(Saim Güven'e teşekkürler)
(Saim Güven'e teşekkürler)
YORUMLAR 4
-
m.bedirhan 16 yıl önce Şikayet Ettşkler nazlı hanım. yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum bu yazı hepsinden başka çok anlamlıydı insanlara insanlığını hatırlatan bi yazı çok güzeldi elinize sağlık çok tşkler.maneviyattan uzaklaşmanın kaçınılmaz sonucu olarak insanlığımızıda unutuyoruz maalesef..en azından allah insanların kalbindeki vicdanı tamamen yok etmesin duamız bu ne yapabilirizki?Beğen
-
Cafer UÇA 16 yıl önce Şikayet Etithaf olunur.. Nazlı hanım çok güzel bir yazı, düştüğümüz durumu çok güzel açıklamışsınız.Bu yazı MİLLETİ İNANÇSIZ-ÖRF ve GELENEKLERİNDEN KOPARANLARA İTHAF OLUNUR.Sevinebilirler.Beğen
-
yusuf sancaklı 16 yıl önce Şikayet Etdejenere. her türlü maneviyattan dejenere edilmiş bi hayatta yetişen çocuklardan daha ne beklenebilinirki.insanoğlu bi nevi tarla gibidir ekecen bicecen sulucan ilaçlıcan ondan sonra yaradana dua edip tevekkül edip en iyi ürünü almayı sabırla beklicen.!sanmayınki o evlat karlı,aynısını oda yaşıyacaktır.tek yar ve yardımcımız ALLAH olsun.Beğen
-
oktay 16 yıl önce Şikayet Etyüreğine sağlık.... yazı gerçekten müthiş....böyle insanlara gerçekten acıyorum annesini babasını cami avlulalına sokak köşelerine bırakanlara.bunlar hiçmi düşünmez yarın öbür gün bizde öyle olcaz bizim çocuklar bizi böyle yapsa ne oluruz diye:(mahşer günü allaha nasıl cevap verecez....Beğen