Altın kıymetinde ve fakat diken üstünde 2 yıl…
İnsanlık tarihi, bir anlamda savaşlar tarihidir ne yazık ki…
Neredeyse istisnasız herkes “savaşların çok kötü” olduğunu söyler lakin bu söylemin bir aldatmacadan öteye gitmediği tarihi hakikatlerce sabittir.
Her ne hikmetse ‘barışın’ (?) en yılmaz müdafileri savaşlarda başrolü oynayan liderler/devletler olmuştur.
Tıpkı bugün Amerika’nın, Rusya’nın, İsrail’in barış argümanlarıyla tüm dünyayı terörize ettikleri gibi…
İslâm insanın hakikatini esas alır ve o hakikat muvacehesinde emirler ve nehiyler serdeder.
Beşerî ideolojilerin hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek ütopyalarına metelik vermez ve insanı, kendi ontolojisinin tabii yansımaları bağlamında muhatap alır.
Bu veçhesiyle savaşı, insanın aç güzlüğünün, doyumsuzluğunun ve bitmek tükenmek bilmeyen hırslarının kaçınılmaz bir neticesi olarak ele alır ve Müslümanlara “aşırı” gitmemeleri uyarısında bulunur.
İslâm’da ‘cihat’ esasen bir ‘savunma savaşıdır’ ve savunma kutsaldır!
Yurdunu, topraklarını, savaşma gücüne sahip olmayan yaşlıları, kadınları, çocukları ve hatta hayvanları, mütecavizlerin tasallutundan muhafaza etmekle emrolunur inanan insanlar.
Bunun ötesinde “hem kendi kavmiyle çatışmak istemeyen ve hem de Müslümanlarla karşı karşıya gelmekten imtina eden” kimseleri de bu emniyet şemsiyesi altına alır.
SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı akabinde yaşananlar tedai ettirdi tüm bunları.
Osmanlı’yı, savunmasının kılcal damarlarına kadar sirayet ederek zayıflatan ve ardından parçalayan batılıların bu fuara ilgisi bir hayli büyüktü doğrusu.
Deli gömleği misali kendisine çizilen sınırlara mahkûm edilen Türkiye’nin, bütün hesapları alt-üst ederek tarih sahnesine tekrar çıkışının kayıt altına alındığı bir gösterimdi de diyebiliriz mezkûr fuara…
İçeriden yaptığı tahribatla Osmanlı’nın yıkılışında başrolü oynayan Almanlardan tutun da yılan tıynetli İngilizlere, Fransızlara ve hatta yeni yetme Kanadalılara, Belçikalılara varıncaya kadar bilcümle mütehakkime, yürekleri sızlayarak tanıklık etti Türkiye’nin bu, bir türlü akıl sır erdiremedikleri yükselişine…
Batılılar pragmatik insanlardır.
Hatta gerekirse oportünistlerdir.
Bunların Türkçesi şu mealdedir özetle.
Kendi çıkarı için her kılığa girebilen, dün dost dediğine bugün düşmanlık yapmaktan çekinmeyen, düşman dediğine de riyakarlık düzeyinde dostluk gösterebilen kimselere verilen sıfatlardır bunlar.
Çıkarları her türlü kutsalın önündedir ve hatta yegâne kutsalları çıkardır denebilir rahatlıkla.
Türkiye’de en çok ajanı olan, Türkiye’deki kutsi ve geleneksel değerleri çürütmekle görevli başta LGBT gibi ahlaksız STK’ları olan ve bunları destekleyen bir ülkedir Almanya…
Bölücü örgütün, FETÖ’nün birinci derecedeki hamilerindendir ayrıca.
Nerede bir Türkiye düşmanı varsa onlara kucak açmaktan ne utanır ne de sıkılır…
Dahası bunu milli bir görev addeder ve saldırganlıkta sınır tanımaz…
İşte bu Almanlar, anılan fuar vesilesiyle Türkiye’nin sahip olduğu ileri teknoloji ürünü savunma sanayii unsurlarına, ağızları bir karış açık hayran kaldılar.
Alman basınının önde gelen kuruluşlarından Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ), yayımladığı “NATO’nun Türkiye’den alabileceği dersler” başlıklı analizde, bakın ne diyor…
“Son yıllarda yaşanan küresel krizler ve Ankara’nın bölgesel çıkarlarını koruma stratejisinin, Türkiye’yi dünyanın en büyük 11’inci silah ihracatçısı haline getirmiştir.
Bu başarının temelinde Türk savunma şirketlerinin dünya piyasalarının ihtiyaç duyduğu sistemleri geliştirmesinin bulunduğunu açıktır.”
Analizinde mevcut küresel güvenlik ortamının Türkiye lehine geliştiği değerlendirmesi de yapan FAZ, birçok ülkenin mühimmat stoklarının azaldığının, ABD’de dahi üretim kapasitesinin talepleri karşılamakta zorlandığının altını çizerken, Körfez ülkelerinden Türkiye’ye yoğun savunma siparişleri geldiği hususuna özellikle dikkat çekti.
FAZ, mahsusen Çelik Kubbe sisteminin Türkiye’yi hava saldırılarına karşı koruyacak kapasiteye ulaşmasının hedeflediğini ve bu sistemin Patriot hava savunma sistemlerine olan ihtiyacı azaltabileceğini yazarak meseleye en üst düzeyde bir ilgi gösterirken bir diğer yayın organı Die Welt gazetesi ise Alman hükumetinin Türkiye ile ortak olma arzusunu yansıttı yayınlarının birinde…
Gazetenin haberine göre Almanya, Türk füze sistemlerine yönelik ithalat girişimlerine başladı.
Berlin, mevcut güvenlik boşluğunu doldurmak için Türkiye ile askeri iş birliğini derinleştirmeyi hedefliyor.
Haberde, YILDIRIMHAN ve TAYFUN BLOK-4'ün sahip olduğu uzun menzil kabiliyetinin, NATO'nun doğu kanadında oluşan tehdit algısına karşı önemli bir caydırıcı unsur olabileceği vurgulanırken, gazete, bundan başka olarak, Türkiye’nin silah ithalatçısından ihracatçıya dönüştüğünü, savunma ihracatının 2002’den bu yana 40 kat (yazıyla; kırk kat) artarak 10 milyar dolara ulaştığını yazarak ulaşılan muazzam başarıya manşetinde dikkat çekti…
Özetle Almanlar ortak olmak için kolları sıvadı.
Peki, bu bizim iyiliğimize midir?
Ortaklık şartlarına göre değişir aslında…
Eğer, “biz çok geri kaldık, Amerika açık bir biçimde Avrupa’yı sattı. Bu saatten sonra Amerika’ya güvenmek aptallık olur. Türkiye bir müttefik olarak öncü bir rol üstlensin ve biz de diğer imkânlarımızla destek olalım” şeklinde bir yaklaşım serdederlerse, neden olmasın…
Lakin gâvurun bahtı olmaz ve onlar ne yapıp edip, pişmiş aşa su katmanın yollarını ararlar…
Bunu asla aklıdan çıkarmamak lazım.
Bu bağlamda Kanada’nın, Belçika’nın ve diğer birçok Avrupa ülkesinin yanında özellikle de İngilizlerin şu yaklaşımı, meselenin anlaşılması sadedinde doğrusu çok önemli…
Türkiye'nin son yıllarda İHA, SİHA, deniz platformları ve füze sistemleri alanında güçlü bir üretim altyapısı oluşturduğuna dikkati çeken İngiliz basını, “Türkiye'nin hızla büyüyen savunma sanayisi, ülkeyi dünyanın en büyük 11'inci silah ihracatçısı haline getirdi” ifadelerini kullandı ve devamında ‘Türk savunma şirketlerinin küresel savunma arenasında giderek güçlenen konumu ve uluslararası projelerdeki kritik rolleri’ altı çizilerek vurgulandı.
Özellikle de BAYKAR imzalı İHA’lar ve Avrupa'yla geliştirilen ortaklıklar, Türkiye'nin savunma alanındaki küresel yükselişinin en dikkat çekici örnekleri arasında gösterildi.
Tarihi bir kırılmanın eşiğinde iken içeride ve dışarıda yaşanan sıkıntılar, bu muazzam dönüşümün tüm yönleri ile algılanmasını ve anlaşılmasını engelleyebilir ne yazık ki…
Önümüzde altın kıymetinde ve fakat diken üstünde bir 2 yıl var.
Ya bu süreç bihakkın kıymetlendirilir ve millet hadiseye el koyarak olur olmaz şeylerin bu tarihi değişime engel olmasının önüne geçer ya da aynı millete bir yüz yıl daha iç çekerek ve yazıklanarak beklemek düşer…
Hayırlısı Allah’tan…
Nihat Nasır / Haber7
-
MSELİM 9 saat önce Şikayet Etdüşmanla ortak üretim de nedir? ortaklık dost ve güvenilir insanlarla yapılmalıBeğen Toplam 1 beğeni
-
Vatandaş 9 saat önce Şikayet EtBizim Şartlarla anlaşırız. Başka yok. Karşınızda yeni Türkiye Cumhuriyeti var.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Kaya 10 saat önce Şikayet EtTarihimize baktığımızda batının dostluğu hiç görülmemiştir.Beğen Toplam 2 beğeni
-
Artvinli 10 saat önce Şikayet Etmilli silah üretmenin, milli teknoloji üretmenin bir bedeli vardır. türkiye 8 yıldır ekonomik darbe ile durdurulmak isteniyor. ya bu düzeni yıkacağız yada itaat edeceğiz.Beğen Toplam 3 beğeni
-
Vatandaş 10 saat önce Şikayet EtOnların bize satmak için koydukları şartlarla satalım ve cihazların yazılımını öyle bir yapalım ki istediğimiz zaman iptal edebilelim.Beğen Toplam 5 beğeni