Nihat Nasır
Nihat Nasır
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Necip Fazıl ve ‘Aralık Kapı…’

GİRİŞ 26.05.2026 GÜNCELLEME 26.05.2026 YAZARLAR

Beklenen oldu ve CHP’de kıyamet koptu.

Kamuoyunca ‘Mutlak Butlan’ diye bilinen karar mahkemece ilan edildi ve CHP’nin 38.ci kurultayında delegelerin iradesinin menfaat karşılığı satın alındığı tescillendi.

Buna göre ‘İmamoğlu Suç Örgütünce’ organize edilen bu yasadışı eylem neticesinde 2023 Kasım’ından beri CHP genel başkanlığı koltuğunu işgal eden Özgür Özel ‘gasıp’ sayılarak görevden uzaklaştırıldı ve akabinde koltuk Kılıçdaroğlu’na devredildi.

Hadise inanılmaz ölçüde karmaşık ve görünen o ki, bu hamur daha çok su kaldıracak.

Biz de mübarek bayram arifesine denk gelen bu yazı günümüzde bu karmakarışık gündemle değil de 25 Mayıs 1983 tarihinde rahmet-i Rahmana vasıl olan üstat Necip Fazıl’ı anmayı ve bu vesile ile kıymettar üstadımıza vefa kabilinden bir Fatiha göndermeyi daha uygun bulduk.

Nasıl olsa CHP’deki kıyamet bayram sonrasında daha da alevlenecek, bazı bulanık görüntüler netleşecek ve biz de muhtemeldir ki bu hususa dair birçok yazı yazma durumunda kalacağız.

Bu nedenle bayram öncesini ve takip eden bayram günlerini mana itibariyle daha derin ve kıymetli konulara ayırmak bizim için kıymetli bir fırsat…

Buyurunuz…

Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;

Daralıyorum!

Kelime, manayı boğan bir gömlek!

Paralıyorum!

Allah ismi varken lügat ne demek!

Karalıyorum!

Kapımı, buyursun diye o Melek;

Aralıyorum!

Yazının başında da işaret ettiğimiz gibi merhum Üstat Necip Fazıl’ın, ‘Aralık Kapı’ isimli şiiriydi bu.

Üstadın her daim hatırda tuttuğu ve her vesile ile yazılarına ve şiirlerine konu ettiği ‘ölüme’ dair bu şiiri, vefatının sene-i devriyesinde bizlere şu hususları tedai ettirdi.   

 

İnsan, kendi nefsinin dışından bakınca ölüm ne kadar da uzak görünüyor değil mi?

Oysa ‘an’ kadar, bir nefes alıp verecek zaman kadar yakındır ölüm insana.

Ne tuhaf!

Bütün ‘olmaklar’, ölümle neticelenmeye mahkûm!..

Ve ölüm gelince, beklentiler peşinde koşuşturulan tüm ‘olmaklar’ ‘biri’ haricinde, anlamını yitiriveriyor.

 

Olmak ve ölmek…

Hayatın derin çelişkisi.

   

Hani, işte bu ‘derin hayat çelişkisi’ adına sorulan bir soru vardır.

‘İnsan ne için doğar?’ diye…

Çelişkiye vurgu yapmak maksadıyla hemen iç burkan cevap yapıştırılır:

Ölmek için!...

 

Sahi insan ölmek için mi doğar?

Aslında bir bakıma öyle ama bu yaklaşım, hayatı ve ölümü hafife almaktan başka bir şey değildir.

Doğru önerme elbette ki ‘olmak!’ içindir.

Ve yegâne doğru sonuç, ‘iyi bir insan’ olabilmektir.

İyi bir insan, kaçınılmaz olarak iyi bir görev adamdır. Bulunduğu konumu en iyi şekilde değerlendirendir ve hayatın gayesiyle anlamlanmayı başarandır…

 

Oysa insan hayatına, daha çok, ‘yanılgılarla’ sonuçlanan ‘olmaklar’ hâkimdir.

Zengin olmak, şöhret sahibi olmak, makam ve mansıp sahibi olmak, şu olmak, bu olmak…

Ve ölmek…

Bu mudur?

Evet, ne yazık ki, budur!

 

‘Bütün nefisler ölümü tadıcıdır!’ buyuruyor Allah

İnsanları, sadece ve sadece, ebedi hüsrandan koruyacak hakiki ‘olmağı’ düşünmeye, bu olguyu hayatının merkezine koymaya sevk eden bu ilahi uyarının ardından, peygamberin şu öğüdü gelir:

‘Ağızların tadını kaçıran ölümü sıkça anınız!’

‘Dünya hayatının, bir oyun ve bir eğlenceden öte geçmeyen’ gerçek yüzüyle tanışmamızı sağlayan bu öğüde hakkıyla kulak verilebilseydi eğer, zulmetmek, adaletsiz davranmak, hak ihlali yapmak mümkün olabilir miydi hiç?

 

Modern bilim ölümü, ‘belirsizlik, bilinmeyen’ olarak niteler.

Esasen bilim literatüründe ‘ölüm’ kavramı da yoktur…

Malum, ‘ex’ oldu demekle yetinilir.

Hayatın, ‘vücudunun fonksiyonları’ şeklinde değerlendirilmesi, insan açısından ne kadar da hazin… 

Meğer mevcudiyetimiz, ‘canlı organizma’ olmaktan öte bir şey değilmiş…

Meyveler, olgunluğun zirvesine varınca çürümeye yüz tutarlar.

Hayatı anlamlı kılan ‘iyi insan olmak’ gerçeğinin dışında kalan tüm ‘olmaklar’ ölümle birlikte çürümeye mahkûm ne yazık ki…

Evet, üstadı vefatının sene-i devriyesinde bir kez daha rahmetle anarken, geride bıraktığı muhteşem şiirlerinden birisinin der hatır ettirdiği ‘ölüm ve hayata’ dair bir değerlendirmeyi bu mübarek günlerin hatırasına terennüm etmek bilvesile kısmet oldu…

Allah, zulüm altında inleyen camiamıza o günün şartlarında fevkalade bir ‘özgüven’ ve onurlu duruş bilinci aşılayan üstat Necip Fazıl’a gani gani rahmet eylesin.

Hasret ve minnetle anıyoruz…

 

YORUMLAR 1
  • Yaşasın hamas 11 saat önce Şikayet Et
    Amin amin amin
    Cevapla