Ahlaksızlığı savunmak, ülkeye ve millete ihanettir!
CHP’nin 38ci kurultayının ‘mutlak butlan’ kararıyla ‘kökünden sakat’ olduğu ve bu yönüyle de ‘hiç yaşanmamış’ gibi kabul edildiği mahkeme kararıyla sübut bulduktan sonra bu partideki gelişmeler kelimenin tam manasıyla ibreti alemlik…
‘Parti’ derken sadece üyelerini, delegelerini, yönetimini ve yasal kurullarını değil, ülke seçmen tabanın ortalama olarak yüzde 25’ini teşkil eden gönüllülerini, medyasını, okumuş yazmış amigolarını ve tüm destekçilerini kastediyorum elbette.
Saydığım tüm bu unsurların içerisinde kurultay ve sonrasında yaşanan delege iradesinin menfaat temini yoluyla gasp edilmesini eleştiren ne yazık ki çok az bir kitle var.
Bunlar da bahsini ettiğim yüzde 25’in en fazla yüzde 20’sini yani Türkiye genelinin yüzde 5’ini ancak oluşturabilecek cesamette…
Geri kalanı ne yapıyor peki?
Hiçbir utanma, sıkılma, ar etme duygusu yaşamadan, yüzü kızarmadan, vicdanında en küçük bir rahatsızlık duymadan itirafçıların ve müddeilerin belgeler eşliğinde ileri sürdüğü mezkûr gasp hadisesini büyük bir meziyet ve hatta erdemmiş gibi savunuyorlar.
İmamoğlu-Özel medyasına şöyle bir göz atıldığında ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır…
28 Şubat sürecinin ünlü hukukçularından bir özneyi anılan medya gruplarından birisisinde dinledim geçenlerde.
İnanın, CHP içerisinde aktif görev de almış bu şahsın hezeyandan öte gitmeyen söylevini sonuna kadar dinleyemedim zira söylediklerinin hiçbirisinde ‘hukuki’ kaygıdan zerre kadar eser yoktu.
Bilakis, tamamen ideolojik ve partizanca bir söylem serdediyor, yapılan ahlaksızlıklara en küçük bir göndermede bulunmadığı gibi belgelerle ortaya konan irade gaspını, sanki olması gereken buymuş ve çok normalmiş gibi takdim ediyordu.
Üstelik bunu öylesine öfkeli bir tarzda ve sert cümlelerle terennüm ediyordu ki, duyan, hukukun ve adaletin yerle bir edildiğini sanırdı.
Bu öznenin aynı üslubu 28 Şubat sürecinde de olduğu gibi gerçekleştirdiğini hatırladığımda, aklımdan gayri ihtiyari şu tespit geçti…
“Bu herifte zerre kadar bir gelişme olmamış, tıpkı o gün olduğu gibi bugün de hukukun çanına ot tıkamanın şart olduğunu savunuyor…”
Anılan şahsın bir sözde hukukçu (?) olarak arzu ettiği, kendi ideolojisinin temsilcilerinin hırsızlık ve gasp yoluyla da olsa yükselmesi, düşman bellediği kimselerin de hukukun en temel ilkeleri çiğneniyor olsa bile bundan zerre kadar rahatsızlık duymadan onların tarihten silinmeleri…
Öyle olmasaydı eğer gerek bu şahıs ve gerekse İmamoğlu-Özel medyasındaki paralı tetikçiler, hukuksuzluğu, gaspı, hırsızlığı, yağmayı ve talanı böylesine rahat bir biçimde savunabilir miydiler hiç?
Hırsızlık ve gasp mahkemece tespit edildiği için görevine iade edilen Kılıçdaroğlu ve ekibinin bu süreçte neredeyse sesi hiç çıkmıyor.
Düşünün, genel başkanı olduğu partisinin meclisteki grubunda bile dakikalarca ‘hain Kemal’ sloganları atıldı ve tüm bunlar için yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Bunun en birinci sebebi partisini destekleyen yığınların kahir ekseriyetinin hırsızlardan yana tavır alması elbette.
Bir genel başkan açısından gerçek bir trajedidir bu.
Oysa daha 3 yıl önce göklere çıkarıyorlardı Kılıçdaroğlu’nu…
Haklı bir nedeni olsa yine anlaşılabilir bir durum diyeceğim de öyle bir şey de yok.
Haksızlık onu, delege iradesini satın alıp indiren tarafta lakin bunlar, Tayyip Erdoğan’a öylesine düşmanlar ki, hırsızlığa, gaspa ve ahlaksızlığın her türüne ‘eyvallah’ diyecek noktaya ulaşmışlar…
Birkaç gün önce tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye başkanı Muhittin Böcek, ek bir savunma verdi.
Özgür Özel’in talimatıyla 2024 seçimlerinden önce Manisa’ya 1 milyon 950 bin Euro, 200 bin dolar ve 15 milyon TL’yi bizzat kendisinin götürdüğünü ve ilgililere teslim ettiğini söyledi.
Bugünün parasıyla yaklaşık 130 milyon TL tutarındaki bu para doğrudan genel başkanın emriyle adeta haraç öder gibi bahsi geçen kimselere tevdi edilmiş…
Neyin karşılığında peki?
Muhittin Böcek’in “adaylığım belirlenmemişti” demesinden anlıyoruz ki, belediye başkan adaylığı mukabilinde…
Dikkat buyurun henüz seçilmemiş, sadece adaylık için bu…
Belediye başkanlarının hiçbir şey yemeden içmeden maaşını tamamen bankaya yatırsa bile 60 senede ancak kazanabileceği bir paradan söz ediyoruz.
Yakından tanıyanların ‘Özgür Özel’le yedikleri içtikleri ayrı gitmez’ diye tanımladıkları hatta ‘Özgür Özel’in kara kutusu’ olarak vasıflandırdıkları bir başka şahıs olan Turgut Koç diye bir iş adamı da ‘delegelere para verdiğini’ yine bizzat kendisi itiraf etti birkaç gün önce…
Peki, sonuç?
Yazının başından beri tanımlamaya çalıştığım güruh, gözünü kırpmadan, hırsızlığın talimatını veren genel başkanın arkasında durdular ve hiçbir şey olmamış gibi ‘İmamoğlu-Özel AŞ’ için kendilerini adeta selin önüne attılar...
Hırsızlığın ve gaspın böylesine pervasızca ve hayasızca savunuluyor olması, bir partinin ahlaki sorunu değildir sadece.
Eğer meseleye böyle bakılırsa, “kendi partileri, kendi yolsuzlukları” deyip geçmek işten bile olmaz.
Oysa hadise, bir partinin kendi içerisindeki al-ver ilişkisinin çok ötesinde toplumsal bir sorunu muhtevidir ve buna göz yummak, milleti uzun vadede yok edecek içtimai çürümeye onay vermekten başka bir netice doğurmaz!
Bendeniz, işte bu gerekçe ve endişeyle yaşananları korkuyla karışık bir taaccüple karşılıyorum.
Sözde okumuş-yazmış ve sözde aydın tabakanın bir ahlaksızlığı, hırsızlığı ve gaspı yüceltebilmek için hukukun taammüden çiğnenmesini savunabiliyor olmaları ve dahası bunun militanlığına soyunmaları, yozlaşmanın ve çürümenin vardığı noktayı göstermesi açısından hayli manidar açıkçası…
İşin daha kötüsü ne biliyor musunuz?
Uzun vadede toplumu felakete sürükleyecek böylesine rezil bir durumun kamuoyunda sakince karşılanıyor olması ve bu ahlaksızlığa yönelik sarsıcı bir sesin yükselmemesi…
Asıl tehlike budur.
Zira ülkece tanık olduğumuz bu dehşetengiz durum, toplumsal bir afet olmakla birlikte millete ihanetin ta kendisidir!
Nihat Nasır / Haber7
-
srrth 5 saat önce Şikayet EtBunlar seminer yaptılar Büyük yalan nasıl söylenir diye.işte böyleee...Beğen Toplam 1 beğeni
-
Ali29 7 saat önce Şikayet EtEvet işin vahim tarafı da budur. Toplumda hakkı hakikatı haykıkan söyleyen kimse yok. Tolum hırsıza hırsız demiyor, yapılanların hepsi normalmiş gibi bir hak gibi karşılanıyor. O kadar tv programlarında tartışma programlarında kimse hırsızlığı rüşveti, ahlaksızlığı konuşmuyor... bunları suç olarak görmüyor normalmiş gibi lanse ediyorlar...Beğen Toplam 2 beğeni
-
Avsaroğlu 8 saat önce Şikayet EtAllah (celle celaluhu) razı olsun Nihat Bey. Tüm mesele işte bu! Bu bir türlü anlatılamıyor. CHP hepten yoldan çıkmış, savrulmuş kalabalıklarıyla hırsızlık hortumuna yakalanmış durumda. Yazık ki çok yazık. Büyük kalabalıklar nasıl olur da hep birlikte hırsızların peşine takılırlar. Durumları çok vahim, topluca bir yok edilme cezasıyla karşı karşıya kalabilirler. Rabbim bizleri korusun!Beğen Toplam 6 beğeni
-
DEMEKKİ 10 saat önce Şikayet EtMadem normal ve şikesiz seçim olsa delegeler, Kılıçdaroğkunu değil Özgürü seçecekse, ÖZGĞR NEDEN KURULTAYDA DELEGE AVCILIĞINA ÇIKIP MİLYONLARCA PARA HARCAYIP İRADE SATIN ALDI? şimdi ham paralar hem itibar hem koltuk gitti?Beğen Toplam 4 beğeni
-
Lütfullah 10 saat önce Şikayet Et"Asıl tehlike budur." Doğru tesbit... DestekliyoruzBeğen Toplam 6 beğeni