Nihat Nasır
Nihat Nasır
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Yarına kalır, yanına kalmaz!..

GİRİŞ 06.08.2026 GÜNCELLEME 06.08.2026 YAZARLAR

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldığı bir televizyon programında kendisine FETÖ operasyonlarının uzamasıyla ile ilgili sorulan bir soruya şöyle cevap vermişti.

“Türk devleti bazen geç devreye girer ama girer!”

Bu cevapta aslında şu çok önemli yaklaşımın eseri vardır.

Devlet, herhangi biri gibi, duyum üzerinden hareket edemez, kendisini bağlayan hukuk kuralları içerisinde suçu ve suçluyu delilleriyle birlikte ‘suçüstü’ yapıncaya kadar süreci teenni ile gerçekleştirir.

Devletin olaylara hemen tepki vermek yerine doğru zamanı beklemesi ve stratejik akılla mükemmel bir zamanlama yapması devlet olmanın gereğidir.

Devleti, illegal örgütlerden, mafyadan ve çetelerden ayıran hususiyet budur!

Bütün bunları, önceki yazılarımın birinde, “hepiniz oradaydınız” diye işaret ettiğim güruhun asrın felaketi sürecinde devletin karşısında ve bir dolandırıcının tam yanında duran yaklaşımlarının bugün gündeme alınmasındaki stratejiye dikkat çekmek için yazdım.

Evet, devlet o büyük acı günlerinde kimin ne yaptığını gayet iyi biliyordu.

Şer güçlerin içerideki işbirlikçi etki ajanları ve 5ci kol marifetiyle operasyon çekeceğini de biliyordu.

Bunun için kullandığı aparatların suret-i haktan bir görüntü vererek muhalefeti tek bir noktada toplayacaklarını ve bunun üzerinden hükumeti düşürme girişiminde bulunacaklarını bilmesi de bu cümledendir.

FETÖ’cülerle koordineli bir şekilde saldıran şahıslar önceden belirlenmişti.

Kaşarlanmış televizyoncu ve yazarlara ek olarak gençler üzerinde etkisi olan sanatçı ve şarkıcılar bunlara monte edilmiş, magazinin en pespaye isimleri de yancı olarak belirlenmişti.

Hepsinin tek bir merkezden idare edildiği o kadar belliydi ki, söyledikleri bile neredeyse tıpatıp birbirinin aynıydı.

Odağına ‘devletin acz içerisinde olduğu’ fitnesini koyan ve biteviye bu alçaklığın propagandasını yapan güruh malum dolandırıcıyı da kahramanlaştırarak amacına ulaşmaya çalışıyordu.

Maksat bu fitneyi tabana yaymak, özellikle de gençleri bu akımın içerisine çekmekti.

Belli ölçüde ulaştılar bu gayelerine…

O günlerde hadisenin farkında olan vatanperver insanlar devletin neden sustuğunu ve müdahale etmediğini sorup durdu hep…

Aslında karşı güruhun maksadı tam da buydu…

Devlet müdahale edecek ve bunlar da kendilerine verilen taktik icabı karşı saldırıya geçerek ‘devletin kendi beceriksizliğini bu yolla perdelediği’ propagandasını yayacak, bu uğurda da bir bardak suda fırtına koparıp gündemi allak bullak edeceklerdi.

İşte, o yakıcı ve yıkıcı süreçte Hakan Fidan’ın sözünü ettiği, “Türk devleti bazen geç devreye girer ama girer!” stratejisi devreye sokuldu ve tüm o alçaklıklar zahiren sineye çekilerek suların durulması beklendi.

Son birkaç haftada gelişen hadiseler, “o gün, bu gündür!” gerçeğinin resmidir.

O günün netameli ortamında fitnenin dibini bulan işbirlikçiler, teker teker ifadeye çağrılarak kendilerine yaptıkları ihanet hatırlatıldı ve hesap gününe doğru bir gelişme yaşanacağı ihsas edildi.

5’er 5’er ifadeye çağrıldılar…

Hepsinin önüne adeta “neden devletinize ve milletinize ihanet ettiniz” soruları konuldu ve cevapları alındı.

Kaşarlanmış etki ajanları inkâr ve yadsıma pozisyonu alırlarken, bunların yanında destek kuvvetleri olarak konuşlanan nispeten acemi işbirlikçiler de üzüntü ve pişmanlık beyanında bulundular.

Bunlardan kimisi ağlayarak, “ben de aldatıldım” dedi, kimisi, “aslında hiç para vermedim” diyerek arka kapıdan sıvışmaya çalıştı…

Düşünün, açık açık, “ben para vermedim” dediler lakin o günlerde bırakın para vermeyi “devlet kurumlarına değil ahbapa verin” dedikleri kayıt altına alınmış olduğu halde tüm bu alçaklıkları inkâr ederek işledikleri cürümden sıyırmaya çalışacak denli ilkesiz ve ahlaksız davranabildiler.

İptizali kendine meslek edinmiş bu işbirlikçilerin kimler olduğunu tüm kamuoyu gibi sizler de gayet iyi biliyorsunuz…

İsimlerini sayarak midenizi bulandırmak istemem doğrusu lakin bir-iki örnek vermeden de geçmek istemiyorum.

Mesela artık bir ayağı kabirde olduğu halde fitneden ve fücurdan asla vaz geçmeyen Uğur Dündar, soruşturma haberleri ve Haluk Levent hakkındaki iddiaları öğrendikten sonra söz konusu paylaşımını sildiğini söyledi.

Şu yüzsüzlüğe bakar mısınız lütfen…  

Her şey olup bitmiş, tüm iğrençlikler ortaya çıkmış, beyefendi, silerek bunlardan sıyrılmaya çalışıyor…

Bir diğer dehşetengiz örneğin öznesi ise Ruşen Çakır…

Savcılık, Çakır'a yönelttiği bir soruda kamuoyundaki tanınırlığı ve gazeteci kimliği üzerinden oluşturulan güvene dikkat çekti ve Çakır’a, “Adınızın, kimliğinizin ve şöhretinizin kullanılmasıyla oluşturulan güven nedeniyle milyarlarca lira buhar oldu, milyonlarca insan kandırıldı ve binlerce ailenin ihtiyaçları karşılanamadı. Kendinizi sorumlu hissediyor musunuz?” sorusunu yöneltince ne dedi bu özne biliyor musunuz?

“Herhangi bir sorumluluk hissetmiyorum…”

Bu ne anlama gelir dersiniz?

Tek anlamı var aslında…

“Ben zerre kadar vicdan sahibi değilim, memleket yansa umurumda bile olmaz, o günün şartlarında beni fonlayan odakların emri gereği fitne fücur işledim ve bunlardan ötürü vicdanım olmadığı için vicdan azabı çekmediğim gibi kendimi sorumlu da hissetmiyorum…”

Bunlar böyle de Fatih Portakal’ı, Fatih Altaylı’sı, Ece Üner’i ve diğerleri farklı mı?

Kesinlikle değiller…

Hepsi timsah gözyaşları dökerek ve akılları sıra devleti kandırarak işledikleri şenaati normalleştirmeye çalıştılar…

Yazının başında da dedik, bu bir süreç…

Başta kendileri olmak üzere birçok kimse meselenin kapandığını sanıyor ama bence fena halde yanılıyorlar zira asıl film şimdi başlıyor…

Sorulan soruların özellikle seçildiğinden, esasen bir hâkimin yahut savcının sormayacağı hususi noktalar girildiğinden ve verilen cevapların kamuoyu ile paylaşılmasından anlıyoruz bunu…

Bir de tabii Sayın Cumhurbaşkanımızın şu ifadelerinden…

“Depremi kullanarak siyasi ve ekonomik fırsatçılık yapanlar bugün adalete hesap veriyor.

Bir defa şunun bilinmesini isterim:

‘Suimisalin emsal olmaması’ için hukuk zemininde ne gerekiyorsa mutlaka yapacağız. Bunda son derece kararlıyız.

Ucu nereye varırsa varsın, bundan böyle bu ülkede gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanların ellerindeki imkânları devlete karşı bir silah olarak kullanmalarına fırsat vermeyeceğiz.”

Eskiden toplum düşmanlarını yahut yüz kızartıcı suç işleyenleri şehir meydanlarında bir direğe bağlar, cümle aleme rezil ederlerdi…

Tıpkı bunun gibi gücünü milletten alan otorite de “bize dokunamazlar” kibriyle malul bu eşhası teker teker tüm Türkiye’nin gözleri önünde sorguya çekti ve ülke insanına, “bakın size ve bu memlekete ihanet edenler bunlardır. Biz bunları unutmadık, siz de unutmayın” dedi ve bu yüzsüzleri tüm çirkinlikleriyle birlikte kamuoyunun önüne attı…

Onların her biri artık bir mücrim…

İşledikleri yüz kızartıcı suçlar, ‘cürmü meşhutla’ kayıt altına alındı ve “bu ayıpla yaşayın bakalım” dendi.

Sonrası, onlar için utançlar silsilesi olacak inşallah…

 

YORUMLAR 10 TÜMÜ
  • Recep 1 saat önce Şikayet Et
    Hislerine Tercüman oldun Abim.Kalemine Sağlık.Fakat Domates kaç para oldu diye sandığa gitmeyen veya buradan bize 1-2 vekillik düşer diye bekleyenlerin hiç mi suçu yok
    Cevapla
  • Zafer 10 saat önce Şikayet Et
    Doğrusu da bu , DEVLET OLAYLARA HEMEN TEPKİ VERMEYEBİLİR, STRATEJİK AKILLA HAREKET EDER.
    Cevapla
  • murat 10 saat önce Şikayet Et
    1 tane tutuklanan siyasetçi FETÖ'cü görmek istiyorum
    Cevapla
  • İsmail 12 saat önce Şikayet Et
    O kadar güzel ve kesin bir tespit ki. Teşekkürler..... '' YARINA KALIR ama KİMSENİN YANINA KALMAZ.''
    Cevapla
  • Çilekeş 12 saat önce Şikayet Et
    Bunların dershanelerine gidenlerin, bunlara yardım eden kim varsa hepsi mercek altına sınav sorularının verildiğinden bahsediliyor. Hepsinin öğrenim belgeleri iptal edilmeli. Mal varlıklarına el konulmalı
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle