YSK ne kadar demokrat?
Kuşkusuz, seçim hukukunun temel ilkelerinde hemfikiriz: "Eşitlik, dürüstlük, serbestlik."
Ancak, uygulamaya ilişkin itirazlarımız var.
1- Her şeyden önce YSK, "ceza mahkemesi" gibi çalışmamalıdır. Bir başka ifade ile seçim dönemindeki yayınlara ilişkin usul ve esasları belirlerken sadece "cezayı esas almamalı", "basın ve ifade özgürlüğünü" de gözetmelidir. Bunun yolu ise bellidir. "Katılımcılık." Yani, seçimlerden birkaç ay önce, resmi kararları dikte etmek değil, paydaşlarla bir araya gelmek. Zira seçimlerin güvenilir ortamda yapılabilmesi YSK'nın yasakçı zihniyeti ile değil, demokrasi kültürünü geliştirme gayreti ve yayıncı kuruluşların işbirliği ile sağlanabilir. YSK, Resmi Gazete ve TRT üzerinden şablon kararlar duyurmak yerine seçimlerden çok önce televizyon temsilcileri ve yeni nesil medya işletmecileriyle de görüşüp, ortak payda geliştirmeye çalışmalıdır. YSK, "ihlal" gördüğü durumların, medyadaki karşılığını da anlamaya çabalamalı, karşılıklı bakış açısını güncelleyecek, yenilenen ilkeler etrafında buluşmayı temin etmelidir.
2- YSK'nın yorum yoluyla esnetebildiği yetkisi hem çok geniş hem de denetimsizdir. Bu nedenle, Seçim Kurulu'nun en azından özel teşebbüs kimliğindeki yayıncı kuruluşlara yönelik cezai işlemlerine karşı yargı yolu açılabilmelidir. YSK, seçim hukukuyla bağlantılı iş ve işlemlerde ilk ve son derece mahkemesi gibi çalıştığı için bilhassa özel televizyonlara karşı yaptırım gücünü "orantılı ve adil" kullanmalı, sadece RTÜK'ten gelen raporlarla yetinmemeli, ilgili kuruluşun savunmasını da almayı düşünmelidir.
3- Ceza, en son tedbir olmalıdır. Seçim döneminde belirlenen ihlallerle ilgili etkili "ön önlem" mekanizması tasarlanmalıdır. Seçim kampanyaları sırasında gerçekleştiği iddia edilen bir ihlalle ilgili olarak, sandıklar açıldıktan sonra ceza uygulanması ciddi tartışma yaratmaktadır.
YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN...
Okan Müderrisoğlu/Sabah
okan.muderrisoglu@sabah.com.tr