Faiz tartışmasının perde arkası!
Şüphesiz, faiz kararları özünde teknik ve ekonomik gerekçelere dayanıyor. Ama neden "faiz" denilince hep aynı merkezler ses veriyor? İşte dikkat edilmesi gereken yön burası. Zira, 2000 yılında IMF tarafından kurgulanan ve paradan para kazananları koruyan sistemin devamı için müthiş bir direnç var. Cumhurbaşkanı, zaman zaman sert çıkışları ile pastanın dağılımını ve öncelikleri değiştirmeyi gündeme getiriyor!
Peki, ne demek istiyoruz? Şöyle açıklayalım:
Türkiye, krize girmesin diye IMF'nin yazdığı reçete 2001'de patlayınca, Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik bedeli ödendi. IMF ve arkasındaki finansör odaklar, Türkiye'ye yeni kredi açmak için belli ön şartlar ileri sürdü. O şartların başında, parasını Türkiye'ye yatıranların kazançlarının garanti edilmesi vardı. Objektif finansal gereklilikler dışında, ilk AK Parti hükümetlerine GSMH'ye oranla yüzde 6.5 faiz dışı fazla dayatma yapılmasının perde gerisinde bu hesap yatıyordu. Başbakanlığı sırasında Tayyip Erdoğan'ın hep sorguladığı alan da burası oldu. Ancak ekonomide manevra imkânı fazla değildi!
Derken Erdoğan, sadece paraya teminat veren, üretimi ıskalayan, siyasi istikrarın sağladığı avantajları tek başına kullanan, reel sektöre ise "enflasyon düşerse siz de kazanacaksınız" vaadinde bulunan küresel oyuna bir noktadan müdahale etmeyi başardı. Böylece, faizler düştü ve bütçeden ilk kez sosyal yardımlara, mega yatırımlara, eğitime ciddi kaynak aktarımı başladı. Para otoriteleri, "IMF olmazsa Merkez Bankası bizim çıkarlarımızı korusun, ötesini siz bilirsiniz" anlamına gelecek tavır değişikliği sergiledi.
Bugün olup bitene gelince...