Kürtlerin görünürlüğü... Tepkisellik ağı...
O kavram "enflasyon uğultusu"dur. Türkiye gibi uzun yıllar yüksek enflasyon ortamında yaşayan ülkelerin, düşük enflasyona geçi- şi nasıl algıladığını örneklemek için anlatılır. Yüksek enflasyon "çok gürültülü" ortama benzer. Enflasyonun düşmesi ise gürültülü ortamdan çıkışa delalet eder. Hani, eğlence merkezlerinin duvarına asılan uyarı levhalarındaki gibi... "İçerideki ses seviyesi geçici duyma bozukluğuna yol açabilir!" Gerçekten, gürültüden uzaklaştıkça uğultusu bir süre devam eder. Zamanla sükûnet hâkim olur. Ama gürültünün biriktirdiği baş ağrısına da katlanmak gerekir!
***
Seçim takviminin işlediği günler için "siyaset uğultusu" tanımlaması yapabiliriz. Böyle günlerde, olağan zamanlarda söylenen pek çok söz işitilmez. İşitilse de anlaşılmaz. Siyasi uğultunun baskın olduğu anlar, "uyarı anları" değildir. Uyarının niteliği ve değeri ne olursa olsun, gürültünün içinde kaybolur gider. "Yol yakınken ikazda bulunayım" demenin maalesef karşılığı yoktur. Sadece, kişisel duyguları tatmin etmekten ibaret kalır!
***
"Uğultu dönemlerini", devlet yönetiminin temel dinamiklerinin sorgulandığı süreçlere de benzetebiliriz. Anayasa'nın tıkandığı, milletin ihtiyacını karşılamadığı dönemler, "devlette uğultunun" en yüksek yaşandığı dönemlerdir. Seçimler, bu uğultunun bir nebze dinmesi için çaredir. Lakin köklü çözüm üretmezse "Anayasal güçler arası baş ağrısı devletin zirvesinden milletin tabanına kadar yayılır!"
***
7 Haziran'a sayılı günler kala...
Türkiye, "kaos" ile "istikrar" arasında tercihle karşı karşıyadır.
Gezi Olayları'ndan bu yana siyasi yelpazenin yüzde 50, yüzde 50 olmak üzere kutuplaştığı ve giderek ayrıştığı bir gerçektir.
AK Parti, ancak yüzde 50'lik dilimden tek başına iktidar çıkarabilecektir.
Kalan yüzde 50'lik kitle ile gönül bağının kopması, tepkiselliğin uç sınırlarına savrulan bu gruptaki kimi seçmenin terör örgütü PKK'nın siyasal uzantısı partiye oy vereceğini açıklaması düşündürücüdür.