1 kadın lirası 100 erkek lirasına denk
“Varlığı bir dert yokluğu yara”. Gerçekten “para” bu kadar kötü, bu kadar vazgeçilmez bir olgu mu?
Lidyalılar parayı keşfettiklerinde bu kadar strese ve karmaşaya yol açacağını bilselerdi acaba yine keşfederler miydi?
Zannetmiyorum!
Çünkü Afrika’daki ilkel kabilelerde para da yok, dert de yok.
Parayı kazanması bir dert, kazandık sonra bunu koruyup kollamak lazım. Yetmedi; bir de paraya para kazandırmak lazım. Kazanmak bir şey değil, ya azıcık da olsa kaybedersek?
Garibansak; borç istemenin bin bir tekniğini bilmek, zengin isek; borç vermemenin tüm inceliklerini kullanmak gerek.
Kısaca öyle bir bela ki kurtul kurtulabilirsen…
Paranın adı ve alım gücü aynı olmasına rağmen bence 1 kadın lirası 100 erkek lirasına denktir. Yani; kadınların parası erkeklerinkinden daha değerli daha ödenilmezdir. O yüzden bir kadının parasına dokunmaktansa vahşi bir ormana dalmak daha akıllıca ve daha az tehlikeli olur. Siz siz olun asla bir kadının parasına dokunmayın, yoksa bir ömür ödeyemezsiniz!
Bence paranın en öz tanımı; iyi bir köle, kötü bir efendi’dir.
Para doğru ve amacına uygun harcandığı zaman yetmekte hatta artabilmekte iken; amacı dışında kullanıldığında asla ama asla yetmediği gibi gölgemiz gibi biz kovaladıkça o kaçmakta… her şeyde olduğu gibi kötü olan para değil niyet.
Yakın zamanda yaşadığımız global kriz parasızlıktan değil, sınırsız harcama isteğinden ortaya çıkmış değil mi?
Biri yetmiyor ikinci ev, her şeyiyle yeten arabamız azıcık eskidi veya daha güzeli çıktı diye düşünmeden alışımız yani 5 gelirimize 10 gider yaparsak sonuçta 5’e aldığımızı 3’e satmak zorunda kalıp aradaki 7 farkı kapatabilmek için bir ömür umutsuz ve mutsuz çırpınışa başlarız.
Belki de “Sayın yazar güzel ahkam kesiyorsunuz ama sizde durum nedir?” diye soranlarınız olacak. Bendeki durumu kısaca şöyle izah edebilirim: Annem çocukluğumuzdan beri bize sık sık 5 kuruşunuz varsa 3’ünü harca 2’sini sakla diye büyüttü. Ve ben de mümkün mertebe bu kurala uymaya çalışarak yaşıyorum. Her zaman alışverişlerimde 100’ün 70’ini harcar 30’unu yedekte bırakırım. 100’ün 100’ünü harcadığınız zaman 1 bile lazım olsa bütçe açık vermez mi?
Benim yaşam felsefemde her zaman bir köşede gezmeye ve eğlenmeye harcamak için biraz para, hastalık, bela ve acil sorunlar için epeyce bir para olmalı. Çünkü insanın darda kaldığında ona yardım edebilecek dostlarından biri de paradır.
Kredi kartı bütün bu sorunları çözebilir diyenler olabilir. Kredi kartı var olan parayı değil; olası ve olmayan parayı harcatır. Ve bu kadar kredi kartı mağduru olan ülkemizde ortaya çıkan bu acı tablo, maalesef gelirin yersiz kullanıldığı net bir şekilde gösteriyor. Kredi kartı mağduru pek çok insanın intiharı da bu durumun acı sonucu.
Borç yiğidin kamçısıdır sözü iyi bilinir bizim toplumumuzda. İyi bilinir de niyedir sözün gerçek anlamı yerine hoşumuza giden ve kaydırılmış anlamını kullanmak daha çok işimize gelir. Asıl verilen mesaj; yiğit için borç almak veya borçlu olmak kırbaçlanmak kadar kötü, acı ve zor iken, sizlere borç yiğidin elindeki kamçı ve ona güç veren bir şeymiş gibi algılatılmakta. Ayrıca bu söz kamçı yemenin acısıyla değil, kamçının verdiği güç ve desteğe vurgu yapılarak söylenmekte.
Halk deyimiyle kötü yol kavramı bizleri bu kadar korkutmamalı. Çünkü bizi kötü yola düşüren; yolların kötü olması değil, bizim yollarda doğru düzgün gidemeyişimizdir.
Ayağımızı yorganımıza göre uzatırsak, harcamalarımızı olası değil var olan gelirimize göre yaparsak muhannete muhtaç olmadan mesut mutlu yaşar gideriz.
DEĞİL Mİ?
Orhan ÇINAR / Haber 7
www.orhancinar.net
orhancinar01@gmail.com