Orhan Çınar
Orhan Çınar
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Her gün bir gün geçmiyor

GİRİŞ 20.08.2010 GÜNCELLEME 20.08.2010 YAZARLAR

Yaklaşık yetmiş yıllık hayatımızda 25 bin 550 günlük bir yaşantımız olmakta. Peki bu 25 bin 550 günün kaç gününü dolu dolu geçirebilmekteyiz?

Çoğumuz çocukluk yıllarında hatıralarını günü gününe kaydetmeye çalışmıştır. Acaba yazdığımız her gün yazmaya değer miydi? Ya da çocukken yaşadıklarımız özeldi de büyüyünce günler sıradanlaştı mı?

Bence anı defterine not düşülebilecek her gün bir gündür. Geçen haftamızı, geçen ayımızı, geçen yıllarımızı düşünelim. 365 günün kaç gününü özel ve kayda geçebilecek şekilde yaşayabildik? Yaşantımız sanki fotokopi makinesine çekilmek üzere konmuş bir nüsha değil mi? Her seferinde bir adet kağıt makineden çıkıyor. Ama çıkan her sayfa birbirinin aynısı değil mi?

Farklı gibi görünen yedi günümüz var. Ve bunu 52 ile çarpıyor yetmiyor çıkanı da öldüğümüz yılla çarparak yepyeni ama birbirinin aynı günler buluyoruz.

Hiç düşündünüz mü? Bu harcadığımız günler, aylar, yıllar geri gelecek mi? Aynada incelemeden baktığımız yüz bizim mi?

Eskiler iyi bilir. Bayramlar yaklaşırken en çok alınacak yeni ayakkabıların kaygısı ve mutluluğu bizi heyecanlandırırdı. Yeni ayakkabımız alınır alınmaz ona gözümüz gibi bakar yanımızda yatırırdık. Bayram sabahı itina ile giyer ve bu itinayı birkaç gün sürdürürdük. Sonrasında o eski ihtimam ve özen kalmaz o yeni ayakkabımızla top oynar, her yere onunla gitmeye başlardık. Oysa o ayakkabıyı hiç eskitmeyip ilk günkü gibi belki de ölünceye kadar kullanacağımızı düşünürdük.

Sadece ayakkabılarda mı bu olayı yaşıyoruz acaba? Eğer tek eskiyen buysa sorun yok. Çünkü artık her taraf ayakkabı doldu.

Ya sevgilerimiz? Hani ölünceye kadar bir kar tanesi gibi beyazını kirletmeden ve onu eritmeden avuçlarımızda tutmayacak mıydık? Bu kaçıncı kar tanesi?

Ya evliliklerimiz? Sonsuza kadar saygı, sevgi, anlayışla sürmeyecek miydi? Günlerce o özel gün için mücadeleler vermemiş miydik? Peki bu rekora koşan boşanmalar ne?

Ya işlerimiz? Para, güç, kariyer… elde edebilmek için her şeyimizi feda etmiyor muyuz? O zaman bu arayış ve doyumsuzluk?

Ve en önemlisi: hep öyle kalacak diye ihmal ettiğimiz ve önemsemediğimiz beden ve ruh sağlığımız!

Para verip yiyoruz, ve yine para verip yediklerimizi eritmeye çalışıyoruz. Para ve zaman verip iş kurup kariyer yapıyoruz sonrasında kazandığımız paralarla kaybettiğimiz beden ve ruh sağlığımızı tedavi ettirmeye çalışmıyor muyuz?

Sizce de bir şeyler ters gitmiyor mu? Kazanırken kaybetme oyunu bu olsa gerek!

Hatıra defterleri sadece çocuklar için değilmiş galiba? Bizler de birer hatıra defteri alıp koskoca bir yılda hiç yoksa birkaç günümüzü özel yapıp hatıra defterine birkaç gün yazabilelim.

Yoksa her yıl alınan veya hediye edilen ajandalarımıza yazmaya kıyamayıp da yepyeni tertemiz ama BOMBOŞ hayat rafındaki yerine koymuş gibi oluruz. Bize her yıl verilen ajandanın amacı sayfalarını bomboş bırakmak değil mümkünse her gününe az çok bir şeyler yazabilmektir.

2010 ajandamız ne durumda acaba?

 

Orhan ÇINAR /Haber7
orhancinar01@gmail.com
www.orhancinar.net

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL