Orhan Çınar
Orhan Çınar
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Ayna kırıldı bahtı kapandı yalanı

GİRİŞ 14.10.2010 GÜNCELLEME 14.10.2010 YAZARLAR

Hiç düşündünüz mü aynaların hayatımızdaki yerini? Onunla da olmuyor onsuz da. Evlerdeki olmazsa olmazlardan bir de aynamız değil midir?

Aynaları kırmaya korkarız çünkü yedi yıl bahtımızın kapanacağını zannederiz. Oysa bahtımızı kapatan aynanın kırılması değil, bahtımızı güzel yazamamamızdır.

Allah’ın bize yazdığı kadere karışılabilinir mi? Elbette. Yoksa Allah bize “tedbir”i emretmezdi. Bahtı yazan O ama tembelliği ve tedbirsizliği de yapan biziz. Peygamberimiz (sav) “deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et” derken bunu kastediyor. Saldım çayıra Mevla’m kayıra değil herhalde.

Aslında kaderimizde aynalar gibi; biz ona ne gösterirsek o da bize aynısını yansıtıyor. Yansımanın ne suçu var?

Aynalar çağlardan beri hayatımızın en önemli unsurlarından biri değil mi? Ayna kırmanın uğursuzluğunda yatan en önemli sebep geçmişte ayna imalatının çok zor ve pahalı olmasından dolayı, ayna sahibi soylular, hizmetçileri aynaları kırmasın diye böyle bir yalana başvurmak zorunda kalmışlardı. Yoksa bu yalan doğru olsa idi; vay gele halimize!

Bizim kuşaktakiler iyi bilirler o küçük cep aynalarını. Şehre gidenlere tekrar tekrar ve ısrarla o küçük aynalar sipariş edilirdi. Köylü delikanlılar yavuklularına desen desen o küçük aynalardan hediye ederlerdi. Ve ne gariptir ki, eskiden aynalar çoğu zaman neşeli, mutlu insan yüzleri yansıtırlardı.

Şimdiki aynalar daha kaliteli, daha net, daha kocaman ama artık o eski mutlu yüzler yok aynalarda. Aynalar mı değişti, yoksa artık mutlu insan mı yok?

Eskiden sabahları aynaların karşısında mutlu ve kaygılı ne güzel zaman geçerdi. Çeşit çeşit jöleler, birıyantinler yoktu. Ama yüzde yüz doğal ve genetiğiyle oynanmamış zeytinyağı ve limon saçlarımızı şekle sokmak için imdadımıza yetişirdi.

Hani derlerdi ya “saçını dana mı yaladı” işte o zeytinyağı ve limonun marifeti idi. Olsun, dana mana işimizi görürdü ya…

O küçük cep aynalarımız imdadımıza yetişirdi gün içinde sık sık.

Kadınlar daha bir mutlu daha bir alımlıydı, aynalar da onları göstermeye can atarlardı. Aynalarla mesajlaşılırdı. Bazen sevgiliye tutulan ayna babasına denk gelirdi ama olsun yine de güzeldi.

Sahi ne oldu da bu aynalar bal tadından limona döndü?

Onların da genetiğiyle mi oynadılar? Artık sabahları aynalara bakan yüzlerde bıkkınlık, öfke, umarsızlık dolu. Akşamını hiç düşünmek bile istemiyorum. Güne böyle başlayan bir yüz akşama ne hal alır siz düşünün.

Aynalarımı verin bana. O eski yarı karanlık, yarı görüntülü ama mutlu. Onlara bakmak istiyorum dolu dolu. Yok değil mi? Pek çok şey gibi insanı mutlu gösteren o aynalar da mazide kaldı. Acaba antikacılarda bulabilir miyiz, kenarda köşede bir tane kalmış mıdır? Eski olsun önemli değil yeter ki beni yine mutlu göstersin.

Bugün aynaya bir kez olsun benim için bakın. Ve gördüğünüz görüntüyü; gözlerinizi gözlerinizden kaçırmadan inceleyin. Ne görüyorsunuz? Umut dolu, sevgi dolu mutlu bir yüz mü? Yoksa öylesine bakan anlamsız ve yaşam sevincini yitirmiş bakışlarla dolu bir yüz mü?

Ben artık aynalara bakmaya korkuyorum. Bu gördüğüm yüz benim değil, bu gözler, bu dudaklar… aynadaki yüz de benim değil galiba? Çünkü eski ben aynaya baktığında; ayna neşe dolardı. Şimdi mutsuzluk yayıyor.

Hayır! Suçlu ben olamam! Ayna yalan söylüyor!

Yoksa ben mutluyum diye düşünüyorum. Galiba mutluyum da. O zaman geriye tek bir çözüm kalıyor: beni mutsuz gösteren bu aynayı kırarak mutluluğu yakalamak, ya da sonsuza kadar aynalara bakmamak!

Galiba ikisini de yapacağım.

 

Orhan ÇINAR / Haber 7
orhancinar01@gmail.com
www.orhancinar.net
 

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL