Orhan Çınar
Orhan Çınar
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Kazanmak istiyorum

GİRİŞ 15.12.2010 GÜNCELLEME 15.12.2010 YAZARLAR

Bu sözü kendimizde ve çevremizde o kadar çok duyuyoruz ki “kazanmak” ama neyi “kazanmak” niçin “kazanmak” ya da mecbur tutulduğumuz için mi “kazanmak”?

Aslında ne kazanmaya çalıştığımızı anlamadan bir şeyleri yapıyor veya yapmaya çalışıyoruz.

Çok kazanmış insanla az kazanmış insanlar arasındaki en belirleyici özellikler; çok kazanmış insanlarda stres, mutsuzluk, acı ve bir yığın hastalık. Az kazanmış insanlarda ise aza rağmen daha stressiz ve huzurlu bir hayat!

Bu kazanmayalım anlamında değil tabi ki. Kazanalım ama kazanırken de özelimizi, saçlarımızı, midemizi kısaca sağlımızı da düşünerek.

Gençliğimizi ve orta yaşlarımızı çalışarak ve kazanarak geçiren insanlar bu yaşlarda tatile, hobilere küçük kaçamaklara vakit bulamazlar. Daha sonra vakit ayırmaya kalktıklarında ise yapacak istek ve enerjileri kalmayacaktır artık.

Sınavlarda kazandırmaya şartladığımız ve zorladığımız çocukları ele aldığımızda ne görebileceğiz?

Kendi çocukluk yıllarımıza baktığımız zaman beni mutlu edebilecek ve “hey gidi çocukluk günlerim” diyebileceğim o kadar çok anım çıkıyor ki!

Saklambaç, körebe, elim sende, çelik çomak, tahtadan atlarla özgürce at koşturarak yaptığımız o savaşlar, söğüt dallarından düdükler rahatça bulup doya doya üstümüzü batırdığımız toprak ve çamurlar…

Bu saydıklarım günümüz çocukları için o kadar yabancı ve anlamsız ki çoğunun değil oynamak adını bile bilmekte zorlandığı şeyler.

Önce SBS’yi kazanmak için ter döküp; doğadan, insanlardan ve pek çok şeyden uzak kalarak bir Anadolu lisesi, bir özel okul, bir fen lisesine girmek zorundalar. Hadi girdiler, bitti mi? Nerde! Sırada üniversite imtihanı var. Onun için de bir yığın emek ve yasak olacak.

O da kazanıldı, yeterli mi? Tabi ki hayır! Emsallerini aşmak gerek. Nihayet üniversiteyi bitirip cafcaflı bir mezuniyet töreninden sonra diploma alınacak.

Artık her şey tamam. Gerçek hayat bizi bağrına basmak için bekliyor diye düşünürken o ne! Meğerse binlerce biz gibisi varmış. Neyse ki zar zor bir iş bulduktan sonra para denen o soğuk, anlamsız ama her şeyi satın alabilen nesneyi elde etmeyi başardık. Ama yetmiyor! O kadar çok fatura var ki öde, öde bitmiyor.

Daha çok kazanmak lazım! Ama zaman yetmiyor ki! Güneşi, bulutları, yıldızları, insani ilişkileri unuttuk gitti. Sahi eskiden bunlar da vardı değil mi? Uzun uzun komşulara oturmaya, sohbete giderdik. Üç gün üç gece düğünler olurdu. Hastalıklarda ölümlerde bol bol dostlarımıza vakit ayırırdık. Bayramları bayram olarak kutlar, uzak yakın bütün akrabaları tanırdık.

İyi ama benim kazanmak zorunda olduğum bir dürü şey var daha. Arabayı değiştirmeliyim, evin taksitleri var. Benim lüzumsuz şeylere ayıracak vaktim yok! Kazanmalıyım! Daha çok kazanmalıyım!

Daha çok kazanmalıyım ki çocuklarıma çok şey alabileyim. Belki onlara da vakit ayırmalıyım ama ilerde boşa düştüğümde onlara daha çok vakit ayırırım nasıl olsa.

Gerçi bebekken bir anda nasıl da kocaman oluverdiler anlayamadım. Ama olsun. Artık ben de torunlarımı severim. Gittikçe büyüyen göbeğimi de bir ara eritirim herhalde. Zaten acelesi de yok. Kalp, tansiyon, stres bunlar herkeste var. Bir tek ben de değil ya!

Yine de ben şanslıyım; pek çok şey kazandım. Malım mülküm var ama hatıra defteri denen bir şey varmış; insanlar güzel günlerini bu deftere kaydederlermiş… galiba benim de olması gerekiyor. Ama nerede satılıyor bilmiyorum ki? Bilsem hemen alıp içini güzel günlerle dolduracağım. Ama vaktim yok ki. Neyse not edeyim de boş bir vaktim de alayım dedi…

Not: anı defteri almaya vakti olmadı rahmetlinin. Ama mezar taşına vakti olsa çok şey yapacaktı yazısını yazdırdı.

 

Orhan ÇINAR / Haber 7
orhancinar01@gmail.com
www.orhancinar.net  

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL