YGS'nin suçu ne
Dün yolda yürürken yaşları 18-20 civarında ikisi kız, üçü erkek 5 öğrenci yolumu kesti.
Biraz sitemli biraz kırgın epey ümitsiz bir şekilde “Orhan Ağabey YGS’de ne oldu, daha da önemlisi bize ne oldu ve ne olacak?” diye sordular.
Hepsi pırıl pırıl, gözleri zeka dolu ama inançlarını yitirmiş çocuklardı. Baktım sohbet uzayıp derinleşecek. Gençleri de alarak yakındaki bir kafeye oturdum. Anlatın dedim; derdiniz nedir? Gençliğin verdiği tez canlılıkla hep bir ağızdan konuşmaya başladılar.
Gülerek arkadaşlar, tek tek konuşursanız daha iyi anlaşmaz mıyız dedim. Hep birlikte gülüştük.
Hepsi de YGS mağduru imiş. Gelecekleri hakkında haklı olarak kaygıları ve korkuları vardı.
İlk imtihanda yaşadıkları güvensizlik ve yıkım onları baya bir korkutmuştu.
Neler istediklerini sordum. Yine hep bir ağızdan, yine coşku ve heyecanla hep birlikte cevaplar vermeye başladılar. Neyse ki ben bir şey demeden sırayla dertlerini sıraladılar.
Adı Aylin’di galiba. Orhan Ağabey ders çalışma sevincimi kaybettim, ne zaman kitaplara baksam sanki boş bir şey yapacakmışım gibi geliyor ve kapaklarını bile açmadan çekip gidiyorum dedi.
Mehmet heyecanla Orhan Ağabey, büyüklerime olan inancım kayboldu, nasıl inanayım siz söyleyin dedi.
En acımasız soruyu da Çiğdem sordu. Siz bizlerin yerinde olsaydınız ne yapardınız Orhan hocam deyince, tıkandım kaldım.
Ne diyebilirdim ki. Benim de medyadan takip ettiğim kadarıyla yılan hikayesine dönen YGS’de her şey kaosa dönmüştü.
Kime inanıp kime inanmayacağıma ben bile karar verememiştim ki, onlara ne diyeyim.
Sistemde hata var desem, kesin olarak ispatlanmamış bir şeyi deme hakkım yok.
Hiçbir şey yok desem bu kadar karmaşa niye? Ama kesin olan bir şey vardı ki bu kadar gencin umutları ve güveniyle oynandığı.
Mecburen benim bile inanmakta zorlandığım teselli cümleleriyle gençlere moral verip onların işinin bu tür tartışmalara girmeyip, derslerine çalışarak başarılı olmaları tarzında yuvarlak cümlelerle geçiştiriverdim.
Sohbeti başka yöne çekerek gençlerin kafasındaki olumsuz düşünceleri dağıtmaya çalıştım.
Biraz daha oturarak müsaade isteyip hepsi gitti. Ve ben tek başıma kalakaldım ama hala onlar varmışçasına kalkamıyordum.
Geleceğimizi emanet edeceğimiz bu gençliği bu hale getirmeye hakkımız var mıydı acaba? O pırıl pırıl umut dolu gençleri nasıl bu hale getirebilmiştik?
Üzülmedim desem yalan olur. Çünkü vicdan sahibi her insan milyonlarca insanı etkileyen bu durumdan tabi ki etkilenir.
Masadaki az önce var olan o enerji, o neşe kaybolup gitmişti. Caddede yüzlerce, binlerce genç vardı ama çoğu yaşları itibariyle gençtiler. Yoksa ruhları bizlerden daha yaşlıydı.
Yapmayalım, ne olur bu gençlerimize psikolojik baskı yapmayalım.
Onların taze ve temiz beyinleri bir kere hasar gördü mü kolay kolay düzelmeyecek biliyorsunuz.
Biliyorum bir çözüm üretemedim ama sadece ben mi? Haftalardır ne Fatmagül’e ne de YGS’ye kim çözüm üretebildi ki?
Sahi Fatmagül’le YGS’nin suçu ne?
Orhan Çınar / Haber 7
orhancinar01@gmail.com