Sevginin böylesi: Mezarlıktaki sevgili
Yağmurlu havalarda yürüyüş yapmak bana hep zevkli gelmiştir.
O gün de hoş bir yağmur vardı. Yağıyordu ama fazla ıslatmıyordu. Saçlarımdan yanaklarıma süzülen yağmur taneleri bambaşka bir haz veriyordu.
Eyüp’ün o tarih o inanç dolu sokaklarında biraz yürüdükten sonra Pierre Loti’de bir çay içmeden gidersem olmaz diyerek mezarlıkların içinden geçen o uzun merdivenli ve iki yanı mezar dolu yola doğru yürümeye başladım.
Yağmura rağmen türbenin etrafı insan doluydu. Herkesin bir isteği, bir dileği vardı.
Türbenin arkasından tepeye doğru yavaş yavaş tırmanmaya başladım. Sağım solum mezar doluydu ama niyeyse ne ürperti ne de korku yoktu.
Haliç tüm güzelliğiyle ben buradayım diyordu. Pierre’in bu tepeyi niye bu kadar sevdiğini bir kez daha anladım. Gerçekten görebilene, hissedene muhteşem bir manzara veriyordu.
Ana yolu bırakıp ara yollara yöneldim. Biraz yürüdükten sonra dua ile karışık bir ağlama sesi duydum.
Gayri ihtiyari sese doğru yöneldiğimde 70-80 yaşlarında ama yaşına göre daha dinç, fakat gözleri acı dolu yaşlı bir adam gördüm.
Bir müddet seyrettim. Bu yağmurlu havada burada ne arıyordu, merak etmedim desem yalan olur.
Duasını bitirip mezardaki otları yolarak mezarı düzeltmeye başladı. Acı çekmesine rağmen mutlu olduğu her halinden belliydi.
Bu zıtlık bendeki merakı iyice alevlendirdi. Ve yavaşça yanına sokularak selam verdim, gülümseyerek aldı.
Önce havadan sudan sorularla ahbaplığı ilerlettim ve "başınız sağ olsun akrabanız mı?" sorusuyla konuya girdim.
Gözleri hüzünle doldu bir an. Sonra dudaklarında o unutamayacağım tebessümle "nişanlımdı, 60 yıl önce öldü", dedi.
Üzmemeye çalışarak nasıl olduğunu sordum. 61 yıl önce nişanlandıklarını ve bir yıl nişanlısıyla o günün şartlarında dillere destan bir aşk yaşadıklarını anlattı.
Garip olan toplamda bir yılda üç kere akrabalarının gözetiminde bir araya gelebildiklerini bir de kutsal bayramlarda edebildiği ziyareti anlattı. Saydım toplamda beş kere bir araya gelebilmişlerdi. Sabırsızca eee sonra ne oldu diye sordum.
"O yıl İstanbul’da kış çok şiddetli oldu" dedi. İçimden "ne alaka" derken o devam etti. Pek çok kişi gibi nişanlım da hasta olmuş ama önemsemediği için hastalığı ilerledikten sonra doktora gitmiş. Doktor antibiyotik lazım demiş ama o günlerde antibiyotik pek bulunabilen bir ilaç değilmiş.
Büyük paralara Avrupa’dan getirtilirmiş. "Halim vaktim yerindeydi ama o kadar çok para bulamayacağım gibi bulsam da ilaç kaç günde getirtilebilirdi ki Allah bilir" dedi.
"Çaresizlikler içinde ve hiçbir şey yapamadan onun ağır ağır ölüme gidişini bekledik. Böyle yağmurlu bir günde Hakk’ın rahmetine kavuştu. O ve akrabalarıyla türbeye ziyarete geldiğimiz bir gün onunla bu tepeye çıkmıştık. Manzara çok hoşuna gitmişti. Mahcup bir şekilde öldüğümüzde bizim de mezarlarımız bu tepede olsa, bu manzara hep karşımızda dursa ne iyi olur değil mi demişti. Ben de onun bu arzusuna uyarak onu buraya gömdüm. Ve ondan sonra kimseyi sevemedim. 60 yıldır her gün değilse de gün aşırı onu ziyarete gelir, dualarını okur sevgimi tazeler giderim" dedi.
Artık ne konuşacak bir şey ne de konuşacak halim kalmıştı. Biraz daha kalsam gözyaşlarıma hakim olamayacaktım. Müsaade isteyip ayrıldım.
Biraz uzaklaştıktan sonra dönüp baktım. O hala sevgiyle sevgilisinin mezarını düzenliyordu.
Boğazıma düğümlenen o hıçkırıklarla diyebildiğim tek şey, "Ya Rabb’im işte gerçek sevgi bu!" oldu.
Orhan ÇINAR / Haber 7
orhancinar01@gmail.com