Tik-taklarımı geri istiyorum!
Geçen gün saat satan bir dükkana uğradım. Aman Allah’ım, o ne saat bolluğu. Renk renk, tür tür envai çeşit saat... Ama benim gözlerimin aradığı saati bir türlü bulamıyordum.
Saatçi bakışlarımdaki hüznü sezmiş olacak ki; ne oldu diye sordu. Aradığınızı bulamadınız mı dedi.
Ne yalan söyleyeyim bulamamıştım. O kadar saat arasında akrebi ve yelkovanı olan bir tek saat yoktu. Dijitalin her türü vardı. Ama benim aradığım nazlı nazlı hareket eden akrebi, hızlı hızlı giden yelkovanıyla sarkacıyla, tiktakıyla ruhu olan gerçek bir saatti.
Saat dendi mi benim için yelkovanın her saniyesinde o tiktak sesi duyulmalı, duyulmalı ki; hayatımdan bir saniye daha gittiğini anlayabilmeliyim. Ardından her saat başı yelkovan ve akrebin bir saati tükettiklerini o tok sesiyle hissedebilmeliyim.
Ardından saatin miktarı kadar gong sesi duyabilmeliyim. İşte o an değerlendirilen ve yitirilen her anı anlayıp değerlendirebilelim.
Dijital saatlere bir düşmanlığım yok. Ama onlar benim saatlerimi sinsice çalarken kendimi adeta kandırılmış hissediyorum.
Saniyemi, dakikamı, saatlerimi bana hatırlatmadan sessizce alıp götürüyorlar. Zavallı tiktaklı saatlerdeyse beni uyarabilmek için çırpınıyorlar. Hele karşımda ise tükenen zamanı görmek bana acı veriyor. Onun her tiktakında geri gelmemecesine eriyip giden zaman beni kendime getiriyor.
Abartıyor muyum bilmiyorum, ama ben yeni saatlere alışamadım. Yeni nesil de eski saatlere.
Geçen bir çocuğa saati sordum. Yan odaya gitti, döndüğünde 12 dedi. Niye yan odaya gittiğini sorduğumdaysa “Amca bu odada da saat var ama ben bilemiyorum, yan odadaki saat dijital onu daha kolay anlıyorum” dedi.
Gariban akrep ve yelkovanın dili bu kadar zor mu, bu kadar çağın gerisinde mi kaldılar? Yoksa zaman onları da mı tüketti?
Ben hala evimde kurulabilen ve tiktakları olan emektar saatimi kullanıyorum. Hem zamanı tükettiğimi hem de yalnız olmadığımı hissettiriyor bana.
Neyse ben saatimi kurayım durmasın. Sizin pilli ve dijital saatlerinizin böyle bir derdi yok zaten. Ama benim o sıcacık ve uyarıcı tiktaklarım da sizde yok.
Üzülmeyin sevgili akrep ve yelkovan, ben sizleri hep bende yaşatacağım. Çünkü siz durduysanız eğer ben de yok olmuş olacağım. O yüzden siz tiktaklayın ben de yaşayayım.
Orhan Çınar / Haber 7
orhancinar01@gmail.com