ABD'nin ilk Kürdistan Büyükelçisi
ABD’nin birinci ve ikinci Irak harekatlarıyla, Barzani’nin Kürtlerin Irak’tan ayrılmasıyla sonuçlanabilecek bir bağımsızlık referandumun yol açabileceği askerî gelişmelere ilişkin ihtimalleri aynı saymak, ve bu ihtimallerin çoğunu imkansız hale getirecek bir askerî pozisyon almayı bir tutmak, hatalıdır.
O iki harekattan yana olmak veya olmamak, bugünkü durumunuzu tayin etmez, etmemelidir. Tabii eğer mantık ve Reelpolitik denen şeylerle ilgileniyorsanız.
ABD Başkanı George Bush’un Kuveyt Savaşı ile, onun oğlu olan Başkan George H. W. Bush’un Bağdat Savaşı’na katılma veya katılmama kararlarını, bu savaşların sonuçlarına bakarak değerlendirmek mantık hatasıdır; çünkü Türkiye bu iki harekata katılmadığı için her iki savaşın sonuçları, Türkiye katılmış olsa idi ne olacak idi ise ondan farklı olmuştur.
Bu biri reel diğeri muhayyel iki “şey” birbirini ile kıyaslanıp, “Oh, ne iyi oldu!” veya “Ah, çok kötü oldu!” denemez.
Kaldı ki, olmuş bir işin başka bir türlü olabilme ihtimali yoktur.
“Ben o zaman bu iki savaşa karşı idim; şimdi de bir Irak savaşına karşıyım” tarzındaki bir tutum, bugün Türkiye’nin olması ihtimali bulunan birden fazla savaşı önleme çabaları karşısında takınacağı tutumu da belirlemek için kriter olamaz. Birinci ve İkinci Irak koalisyonlarına katılmamış olmak sanki iyi bir şeymiş gibi sunularak, bunun mantıksal uzantısı olarak “Ben hala savaşlara karşıyım” demek, önce MGK tavsiyesi, Bakanlar Kurulu kararı ve TBMM olmamasında esas olan değerlendirmeleri doğrudan savaş yanlısı olarak takdim etmek olur ki, bu siyaset bilimi ile bağdaşmaz.
Burada bir parantez açıp, özellikle ikinci Irak harekatına katılmamış olmanın Türkiye’yi bu anda kurulu Irak ve Suriye’yi yeniden tanzim masalarına oturmaktan mahrum bıraktığını da hatırlatmak lazım. Ama bugün konu artık o değil. Türkiye o masaya, Astana’da bir surette oturdu.
Bugün konu, bu ve benzeri satırlar baskı makinasının merdaneleri arasında tarihe mal olurken, “Kuzey Irak Bağımsız Kürt Bölgesi, sahip olduğu (proto veya quasi kelimelerinin karşılığı olarak) fiilî devlet statüsünü koruyacak mı? Yoksa bunu “hükümran devlet” ve hatta “müstakil” (bağımsız) devlet haline dönüştürmek üzere, meş’um adımını atacak mı?” sorusunun cevabıdır.
Dünkü gelişmelere bakılırsa, bugün Irak Kürdistan bölgesinde referandum sandıkları kurulacak ve hatta bu sandıklar, referandumu reddeden Türkmen bölgesine de dayatılacaktır. Bu sabah uyandığımızda, Kerkük ve Tuzhurmatu’ndan yerel çatışmalara ilişkin haberler geliyor olabilir. Bu bölgelerin Türkmen liderleri, referandum kararı ciddiyet kazandığından beri kendi bölgelerinde referandumu boykot edeceklerini, hatta yaptırmayacaklarını söylüyorlar.
O halde ikinci adım, veya B Planı, Barzani’yi bu iradeyi ciddiye alıp, Irak anayasasını ihlal edecek ve Irak’ı ortadan fiilen ortadan kaldıracak hareketten alıkoymak olmalıdır.
Bu, savaş istemek değildir; tersine barışı korumaktır.
AYAKKABILARINI İNTERNETTEN ALAN BAŞBAKAN...
Eşi dünyanın sayılı kuantum kimyagerlerinden biri. Sadece bilimsel çalışmalarına dair röportaj veriyor. Eşinin Başbakan olarak Meclis’teki yemin törenlerine bile katılmıyor.
Saçı en beğenilmeyen kadın siyasetçiydi. 2003’ten beri aynı kuaföre gidiyor, aynı saç modelini kullanıyor. Diğer kadınlarla aynı salonda oturuyor ama kimseyle sohbet etmiyor.
Renkli, üç düğmeli ceketleri Hamburglu bir tasarımcının elinden çıkma. Ayakkabılarını genellikle internetten seçiyor.
Yemek yapmayı seviyor. Eşi, iki üvey oğlu ve torunlarına hafta sonlarında yemek pişirdiği biliniyor, üzümlü keki meşhur.
Deniz kıyısı tatillerinden hoşlanmıyor, doğa yürüyüşlerini tercih ediyor.
Döneri Almanlar gibi sosla değil, Türkler gibi sadece et olarak yemeyi seviyor.
Almanya’daki seçimleri “Merkel’in başbakanlığı kesin de koalisyon ortağı kim olacak acaba?” sorusu haline getiren birinden söz ediyoruz.
Sevsek de sevmesek de daha bir süre hayatımızda olacağı kesin yani...
SUUDİ ARABİSTAN’I ÖRNEK ALALIM...
“Kadınlar yarım beyinle doğar, alışveriş yapmaya başladıklarında beyinleri çeyreğe düşer, o yüzden de araba kullanmalarına izin vermemek gerekir.”
Üç aşağı beş yukarı bunları söyledi bölgesel bir dini otorite Suudi Arabistan’da.
Bu konuşmaya ait videonun yayılmasının ardından vaaz yasağı getirildi o din adamına.
Durmadan kadınlar üzerine cümleler kuran din görevlilerimiz için Suudileri mi örnek alsak acaba?..
Milliyet