Özcan Ünlü
Özcan Ünlü
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

İç cephenin tahkimi yahut mevzu vatansa…

GİRİŞ 15.04.2026 GÜNCELLEME 15.04.2026 YAZARLAR

Bölgesel bataklık, giderek daha çok değeri içine çekip yok ederken yeni bir aydınlanmaya da sebep oluyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil; bütün algoritmalar allak bullak… Savaş gerekçeleri, kullanılan silahlardan çok zekâ ve ileri düzeydeki politikalarla şekilleniyor. Parmak sallayanların parmakları kırılıyor, keyfî tanım üreticilerinin insafına bırakılan topraklar baş kaldırıyor; dahası, aynı -görece- din ve kültüre sahip oldukları halde bir zamanların haçlı ittifakları bile -şimdilik siyaseten de olsa- gözlerimizin önünde çözülüyor.

Bugün bölgede kurulan denklem, Washington’ın lojistik desteği ve Tel Aviv’in pervasızlığı üzerine inşa edilmiş durumda. Ancak bu denklemde hesaplanamayan bir “İran/Hürmüz batağı” var. ABD, on yıllardır süregelen İran hegemonyasını kırma çabasında kendi iç dengeleri ve küresel prestiji arasında sıkışıp kalmışken, İsrail, “büyük kavgayı” bölgesel bir yangına dönüştürme peşinde. Netanyahu yönetimi, kendi siyasî ömrünü uzatmak adına Washington’ı doğrudan bir çatışmanın içine çekmeye çalışırken, bölgeyi bir ateş çemberine itiyor.

***
Bu noktada Türkiye’ye yönelik saldırgan dilin temel bir amacı var: Türkiye’yi kışkırtarak tek taraflı bir İran-İsrail çatışmasının merkezine itmek. Ankara’nın dengeli, akılcı ve bölge barışını önceleyen duruşu, İsrail’in “ya yanımdasın ya da düşmanımsın” şeklindeki arkaik politikasını bozuyor. Türkiye, bu tuzaklara düşmeyecek kadar derin bir devlet aklına sahip olsa da, Katz gibi isimlerin hedef gösteren açıklamaları, bu kirli oyunun ne kadar fütursuzca oynandığını gösteriyor.

İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım, başlangıçta “güvenlik” argümanıyla pazarlanmaya çalışılsa da bugün tam bir “tersine ateş” mantığıyla Tel Aviv’i vurmaya başladı. Gazze’de dökülen her damla kan, İsrail’in uluslararası meşruiyetini kemirirken, savunmaya çalıştığı “güvenli liman” imajını da yerle bir etti.
Modern askerî teknolojilere sahip bir devletin, aylar geçmesine rağmen küçük bir şeritte sıkışıp kalması ve çözüm üretememesi, siyasî bir acziyetin resmidir. Bu başarısızlığın ürettiği öfke, şimdi dış düşmanlar icat ederek ve bölgenin en güçlü aktörü olan Türkiye’ye saldırarak bastırılmaya çalışılıyor.
***

ABD için Ortadoğu artık “yönetilebilir” bir alan olmaktan çıkıyor. İran batağı, sadece askerî bir tehdit değil, ABD’nin küresel liderlik iddiasının test edildiği bir kriz merkezidir. İsrail’in her kışkırtması, Washington’ı istemediği bir maliyetin altına sokuyor. ABD’nin bölgedeki manevraları artık stratejik bir planın parçası olmaktan ziyade, batan bir geminin su tahliye çabalarını andırıyor. Bu da Tel Aviv’i daha hırçın, daha kontrolsüz ve daha saldırgan bir hale getiriyor.

***

Son bir aydır İsrail’in eli kanlı lideri Netanyahu ile onun dümen suyuna kan taşıyan Dışişleri Bakanı Katz’ın sosyal medya mecralarını adeta birer psikolojik harp cephesine çevirdiğine şahit oluyoruz. Özellikle Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğrudan hedef alan, diplomatik nezaketten uzak kışkırtıcı açıklamalar, aslında Ortadoğu’daki sıkışmışlığın ve stratejik çaresizliğin dışavurumundan başka bir şey değil. İki aydır aralıksız İran tokadı yiyen ve neredeyse birçok şehri, sebep oldukları Gazze soykırım yıkımına eş bir perişanlıkla baş etmeye çalışan her iki politik katil, tek çare olarak, sosyal medya mecralarını birer psikolojik harp karargâhına çevirmiş görünüyorlar.

ABD ve geçen hafta İsrail’e verdiği destek nedeniyle sandığa gömülen Macaristan’ın devrik lideri Orban dışında müttefiki kalmayan Siyonist terör devleti İsrail, tarihin tozlu raflarında kalan kirli senaryolara tutunmaya çalışıyor. Netanyahu ve Katz’ın kullandığı zehirli dil, Ortadoğu’nun bağrına saplanmış bir hançer gibi duranların, Türkiye’nin bölgesel kudreti karşısındaki stratejik çaresizliğinin tescilidir.

***

İsrail yönetimi, görünürde Gazze, İran ve Lübnan’da; vekil güçleriyle de dünyanın pek çok yerinde uyguladığı soykırım/suikast politikasıyla sadece masumların kanını dökmekle kalmıyor, aynı zamanda kendi geleceğini de bir “bumerang etkisi” ile yok ediyor. Modern askerî teknolojilerin en üst perdesinden konuşanlar, aylar geçmesine rağmen daracık bir şeritte sıkışıp kalmış, ahlakî ve siyasî bir bozgunun eşiğine gelmiştir. İşte bu bozgunun sonucu olarak ortaya çıkan aşağılık kompleksi, bugün Türkiye’ye yönelik fütursuzca saldırılara dönüşmektedir.
Türk milleti için “iç cephe”, sadece siyasî bir söylem değil, bir varoluş kanunudur. Katz’ın sosyal medya üzerinden CHP’li bazı isimleri etiketleyerek fitne ateşi yakmaya çalışması, onun Türk tarihinden ne kadar bîhaber olduğunu göstermektedir. Bu milletin genetiğinde, dışarıdan gelen tehdit karşısında bütün iç hesaplaşmalarını bir kenara itip “tek yumruk” olma refleksi olduğunu görmemekteki ısrarı anlaşılır gibi değil.

***

Katz, Türkiye içindeki siyasî rekabetten beslenebileceğini, “böl ve yönet” taktiğiyle bir gedik açabileceğini sandı. Ancak hesap edemediği bir gerçek var: Anadolu irfanı ve Türk siyasî geleneği…

“İçeride kavga ederiz ama dışarıdan gelen parmak sallamalara karşı tek yüreğiz” mesajını net bir şekilde veren muhalif isimlerin bu dik duruşu, Türkiye’nin “iç cephesinin” sanıldığından çok daha sağlam olduğunu dünyaya kanıtladı.
Bir dış gücün, bir ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanına yönelik hakaretleri üzerinden muhalefete “göz kırpması”, sadece o muhalefete hakaret değil, o ülkenin egemenliğine saldırıdır. Türk muhalefeti, tıpkı İran’da olduğu gibi, Katz’a verdiği cevapla bu omurgayı korumuş, siyasî rekabetin millî meselelerin önüne geçemeyeceğini göstermiştir.
Türk milleti; Bizans’ın oyunlarını Malazgirt’in şafağında boğan, Haçlı ordularını Anadolu’nun sinesinde eriten, Çanakkale’de yedi düvele “geçilmez!” mührünü vuran ve Sakarya’da “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” diyerek küllerinden doğan bir millettir. Dün, Haçlı seferleriyle denenen, bugün ise vekil örgütler ve sosyal medya manipülasyonlarıyla yürütülmek istenen bu kuşatma girişimi, Türk’ün çelikten iradesine çarpıp parçalanmaya mahkûmdur.
***

İç cephenin tahkimi ya da “dışarıdan gelebilecek her türlü saldırıya karşı içeride güçlü bir cephe oluşturma” kavramı, bizim aklımıza ancak dış tehlike zamanlarında gelse de ülkenin birlik-beraberliği söz konusu olduğunda bütün uçları birleştiren bir simya olmuştur.

İsrail Dışişleri Bakanı’nın Türk muhalif isimleri hedef göstererek attığı o küstah mesaj da, bir turnusol kağıdı vazifesi gördü. Etiketlenen isimler, Katz’a verdiği vakarlı ve sert cevapla sadece bir siyasî partiyi değil, devletin onurunu ve milletin haysiyetini savundu. Bu tablo, iç cephenin tahkim edildiğinin, kale kapılarının dışarıdan gelen hilelere kapatıldığının en somut delilidir.

***
Mesele memleket olduğunda; sağcı-solcu, iktidar-muhalefet ayrımı ortadan kalkar. Bin yıllık devlet geleneğimizin bizlere yüklediği sorumluluk budur. Bizler içeride her türlü demokratik mücadeleyi verir, en sert eleştirileri yaparız fakat bir yabancının, hele ki, eli kanlı bir terör devleti temsilcisinin bu ülkenin cumhurbaşkanına ve birliğine dil uzatmasına asla müsaade etmeyiz. O “omurga”, bugün hiç olmadığı kadar dik ve sarsılmazdır.
Netanyahu ve Katz şunu iyi bilmelidir: Türkiye, ne kışkırtmalarla bir maceraya atılacak kadar toy, ne de tehditlerle geri adım atacak kadar korkaktır. Bu topraklar, nice “yenilmez” sanılan orduların mezarlığıdır. İç cephemizdeki bu sarsılmaz birlik, bölgedeki emperyalist emellerin önündeki en büyük engeldir.

İsrail’in içine düştüğü bu acziyet ve hırçınlık, sonun yaklaştığının habercisidir. Türk milleti, kadîm tarihindeki o kutlu hamaseti bugün modern siyasetin bilinciyle birleştirmiş ve iç cephesini bir kale gibi tahkim etmiştir. Bizim için mevzu vatansa gerisi sadece teferruat değil, bir varlık ve yokluk mücadelesidir.

İsrail’in Türkiye’ye yönelik bu hezeyanları, bir güç gösterisi değil, artık bayatlamış, iç siyaset sakızına dönmüş bir tükenmişlik senfonisidir. Türkiye, hem iktidarıyla hem muhalefetiyle bu kirli senaryonun figüranı olmayacağını ilân etmiştir. Unutulmamalıdır ki, coğrafya bir kaderse, bu kaderi başkalarının kanlı kalemleriyle değil, bu toprakların kendi iradesiyle yazmaya devam edilecektir. Mevzu memleketse, saflar sıklaşır ve o safta ne Katz’a ne de Katz katında olanlara asla yer yoktur.

 

YORUMLAR 9 TÜMÜ
  • onların ki laf 8 saat önce Şikayet Et
    bizim muhalefete güvenenlere, hayretle bakıyorum.
    Cevapla
  • Vatandaş Rıza 9 saat önce Şikayet Et
    Diline sağlık hocam.Haikatleri dile getrmişsiniz.Emin olunuz ki TÜRK TARİHİNDEN, KÜLTÜRÜNDEN, MİLLİ MANEVİ YAGMURDAN,SADECE bir damla.
    Cevapla
  • Beşir Ersoy 10 saat önce Şikayet Et
    Allah razı olsun sizlerden hocam ellerinize sağlık
    Cevapla
  • erkan 10 saat önce Şikayet Et
    Yalnız macaristan başkanı Orban'ın yerine gelen de bayağı bir yahudi eniğiymiş. Avrupanın rusyaya yek duruşuna engel tavırlar sergileyen Orban'ı avrupa ve siyonist ayak oyunları alt etti. Ona da netanyahu sevgisi ve dünya vicdanını karşısına alması kaldı. Eee, koynunda yılanla yatarsan , hayatından emin olamazsın.
    Cevapla
  • Huseyin 10 saat önce Şikayet Et
    İtrail sıra sanada gelecek
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle