Terör obezleri neden öfkeli?
Sözü hiçbir yere savurmadan…
Hiçbir önyargıya kapı aralamadan…
Son günlerin en önemli gündemini doğru oturup doğru konuşmaya çalışalım:
Türkiye, toplumsal hafızasına kazınmış ağır kayıpların ve on yıllara yayılan güvenlik maliyetlerinin gölgesinde tarihî günlerden geçiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilen ve kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak adlandırılan düzenleme, ülkenin siyasî ve sosyal fay hatlarını yeniden harekete geçirdi.
***
Bir yanda onca acının ardından terörün nihaî olarak bitmesini ve ülkeye kalıcı bir huzurun gelmesini savunan bir irade; diğer yanda yaşanmış ağır tecrübelerin, güvenlik hassasiyetlerinin ve adalet duygusunun getirdiği derin şüphecilik...
Peki, tablo gerçekten siyah ve beyaz kadar net mi?
Bir tarafın “Akan kan dursun, memlekete barış gelsin” feryadı ile diğer tarafın “Bunca şehidin, Hendek zamanı ödenen ağır bedellerin hesabı ne olacak?” kaygısı arasında nasıl bir çizgi var? Bu meseleyi ne körü körüne bir alkış tufanıyla karşılamak ne de peşinen toptan bir reddedişe hapsetmek doğru bir yaklaşım olur.
Yani…
Meseleye ne tam pembe gözlüklerle ne de tamamen kapıları kapatarak bakmak zorundayız.
***
Böyle zamanlarda hep bu örnekler verilir; biz de hatırlatalım:
Tarih, bu tür büyük ve sancılı süreçlerin sadece bizim başımıza gelmediğini gösteriyor. Dünyadaki benzer örneklere baktığımızda, silahların susmasının hiç de kolay ve pürüzsüz gerçekleşmediği görülür:
İngiltere ve IRA Örneği: Kuzey İrlanda’da onlarca yıl süren kanlı eylemlerin ardından 1998’de imzalanan anlaşmayla IRA silah bıraktı. O dönem İngiltere’de de azımsanmayacak bir kesim “Teröristle masaya oturulmaz, taviz veriliyor” diye ortalığı ayağa kaldırmıştı. Ancak sürecin sonunda silahlar teslim edildi ve bugün Kuzey İrlanda, Britanya’nın en hızlı gelişen, yatırım çeken bölgelerinden biri haline geldi.
İspanya ve ETA: Bask bölgesinde yıllarca terör estiren ETA, devletin kararlı duruşu, toplumsal baskı ve adım adım örülen hukukî zemin sayesinde önce eylemsizlik kararı aldı, ardından 2018’de kendini tamamen feshetti. İspanya, silah bırakmanın ancak sıkı denetim ve net şartlarla olabileceğini dünyaya gösterdi.
Kolombiya ve FARC: 50 yıldan uzun süren iç çatışmaların ardından FARC örgütüyle imzalanan barış anlaşması, gerillaların sivil hayata dönüşünü kapsıyordu. Ancak Kolombiya tecrübesi bize başka bir gerçeği de hatırlattı: Şartlar ve denetim iyi yönetilmezse toplumsal adalet duygusu yaralanır ve süreç büyük sancılar üretir.
***
TBMM’den geçen ‘Çerçeve Yasa’ya bakan iki farklı göz var.
“Evet, bu iş bitmeli” diyenler haklı olarak şuna vurgu yapıyor: Artık anaların gözyaşı dökülmesin, gencecik vatan evlatlarının cenazeleri gelmesin. Terör belası bittiğinde, devletimiz tek otorite olarak tescillenecek ve yıllardır güvenliğe yatırılan milyarlarca dolarlık kaynak; eğitime, teknolojiye, üretime ve bölgesel kalkınmaya akacak. Türkiye, içindeki bu kilitlenmeyi çözdüğünde dış politikada da eli çok daha güçlü bir aktör haline gelecek.
“Hayır, bu yasa riskli” diyenlerin de yabana atılamayacak kaygıları var: Hendek olaylarında yaşanan acılar, şehitlerimizin hatırası henüz dün gibi tazeyken, toplumda ciddi bir “cezasızlık” ve “aldatılma” korkusu var. “Ya örgüt silah bırakma bahanesiyle zaman kazanıyorsa?” veya “Ya bu süreç yarın toplumun vicdanını kanatacak hukukî boşluklara zemin hazırlarsa?” soruları son derece meşru sorulardır.
***
Bu tabloya bir tür bilanço gözüyle bakmakta fayda var:
Yani fırsatlar ve güçlü yönlerle, tehditler ve riskler bağlamında bir analize ihtiyaç var.
Devletin yasal çerçeveyi ve kuralları bizzat kendisinin koyması, şartları net olarak belirlemesi ve Milli Güvenlik Kurulu tespitiyle bağlayıcı hale getirmesi sürecin kontrolünün devlette olduğunu gösteriyor. Silahlar ‘gerçekten’ bırakılırsa, Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere ülkenin tamamında muazzam bir ekonomik ve sosyal rahatlama yaşanacaktır.
Fakat geçmişte yaşanan olumsuz tecrübelerin toplumda meydana getirdiği güvensizlik en büyük engeldir. İletişimin şeffaf yürütülmemesi, sürecin siyasî çekişmelere malzeme edilmesi ya da dış güçlerin bu süreci sabote etme ihtimali ciddi birer risk alanıdır. Başta İsrail olmak üzere bölgesel jeopolitik aktörlerin ve dış güçlerin terörün sona ermesini engellemeye yönelik muhtemel sabotajları, sürecin iç politika malzemesi yapılarak siyasallaştırılması ve toplumsal dayanışmanın zedelenmesi de risk unsurları arasında sayılabilir. Ancak bu konularda da uyanık olunmalıdır…
***
Silahların tamamen sustuğu, terörün bir daha geri gelmemek üzere tarihe gömüldüğü bir Türkiye, hepimizin ortak hayalidir. Ancak bu hayale ulaşırken hafızamızı ve geçmişte ödenen bedelleri bir kenara -elbette- atamayız.
Türkiye’nin önündeki bu yeni dönem, ne her şeyin bir günde güllük-gülistanlık olacağını vadeden pembe hayallerle ne de memleketin terör kıskacında kalmasını isteyen katı ezberlerle yürütülebilir. Devlete düşen görev; güvenlikten ve adaletten milim taviz vermeden, adalet duygusunu zedelemeden ve milletin vicdanını rahatlatacak bir şeffaflıkla bu süreci yönetmektir.
Savunma ve güvenlik bütçesinin önemli bir kısmının ekonomik kalkınmaya, teknolojiye ve eğitime aktarılması; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde turizm, ticaret ve yatırım odaklı sürdürülebilir bir ekonomik sıçrama yaşanması; Türkiye’nin küresel ve bölgesel denklemde iç sorunlarını çözmüş güçlü bir aktör olarak konumlanmasından hangimiz rahatsız olabiliriz ki!
Kazananın Türkiye olduğu, şehit haberlerinin değil, üretim ve kalkınma müjdelerinin konuşulduğu, Mekke Savunma Anlaşması ile yeni bir çerçeveye kavuşan bölgesel barışın dosta güven düşmana korku verdiği bir geleceğe ulaşmak ancak bu serinkanlı ve kararlı dengeyle mümkün olacaktır.
Özcan Ünlü / Haber7
-
Müslüman kardeş 1 saat önce Şikayet EtMüslümanlar kardeştir sözü tüylerini diken diken ediyor da ondan, unutmayın Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u kuşattığı zaman Müslüman Türk,Kürt ve Arap ve diğer milletlerden kardeşleri ile sırt sırta savaşırken karşısında Bizans için şövalyelik yapan kimlerdi ?iyi anlaşılması gerekir diyor pek çok gerçekçi tarihçiler?Beğen
-
Emekli memur 2 saat önce Şikayet EtBaykar ve Tsk terörü neredeyse bitirmişti. çıkan yasaya en çok Dem ve PKK seviniyor.insallah yanılırım bu yasa onlara yeniden yapılanma için can suyu olmasın. Daha önce denendi çözüm sürecinde 1000 yakın sıvası olmayan garibanlar evlerine bayraklar asılmıştı.Eski düşmandan dost olmazı yanlış söylemiş Atalar Eski düşmandan çok güzel dost olur demeleri gerekiyormuş yanlış demişler.Beğen
-
Kemalettin 4 saat önce Şikayet EtIRA ile pkk yi bir tutmak dogru degil. Cikisi noktaniz yanlis Ozcan beyBeğen