Ya ‘dijital perhiz’ ya çölleşen akıl!
İnsan, asırlardır hakikati ararken çok terledi. Kütüphane koridorlarında sabahladı. Bir cümlenin izini sürerken ömrünü tüketti. Çünkü bilirdi ki düşünce, çilenin ve gayretin rahminde doğar.
Bugün karşımızda bambaşka bir manzara var:
Ekranlara yazılan iki satırlık komutla saniyeler içinde inşa edilen sentetik paragraflar… Zahmetsizce önümüze düşen hazır şablonlar…
Bu konforlu illüzyonun gölgesinde adım adım çölleşen taze dimağlar…
***
İngiltere merkezli Kamu Politikaları Araştırma Enstitüsü (IPPR), “En Yalnız Kuşak” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, çağın ruhunu apaçık özetliyor: Yakın tek bir arkadaşı dahi olmayan gençlerin oranı son on yılda tam beş kat artmış durumda. Gençler ekonomik krizlerin, konut edinememenin ve güvencesizliğin sebep olduğu ağır “arafta kalmışlık” hissiyle odalarına kapanıyor.
Dışarıdaki hayatın yükü ağırlaştıkça, sığınak TikTok ve benzeri ekranlarındaki dipsiz ve karanlık içerik tüketimi ile yapay zekânın kusursuz, itirazsız diyalogları oluyor.
İnsan, insanın zahmetli dostluğundan kaçıp sunucuların pürüzsüz yankısına teslim oluyor.
Asıl felaket ise…
Bu teslimiyetin zihinsel melekelerimiz üzerinde açtığı derin yarıklardır.
***
Yapay zekâ araçları, genç beyinleri araştırmanın kurucu çilesinden azade kılıyor. Ödevini yapay zekâya yazdıran, metin tahlilini makineye yaptıran bir nesilden söz ediyoruz. Bu nesil şüphe etmeyi, kavramlar arasında köprü kurmayı, daha da önemlisi “kendi cümlesini kurmayı” unutuyor.
Zihinsel kaslar çalışmadıkça köreliyor. Arama zahmetine katlanmayan akıl, önüne konan sentetik çıktıyı mutlak hakikat zannetme yanılgısına düşüyor. Bu, sadece bir tembellik meselesi midir? Değildir. Dilin, tefekkürün ve nihayetinde şahsiyetin aşınması demektir. Kendi kelimeleriyle düşünemeyen bir kuşak, başkalarının kodladığı bir geleceğin ancak edilgen bir seyircisi olabilir.
***
Madalyonun bir de fizikî dünyayı kemiren, tabiatı kurutan diğer bir yüzü var:
Ekranda birkaç saniyede üretilen sentetik kedi resmi ya da süslü metin, arka planda futbol sahası büyüklüğündeki veri merkezlerinde çalışan binlerce işlemcinin yaydığı cehennemî ısıyla beslenir.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre tek bir ChatGPT sorgusu, geleneksel bir internet aramasından yaklaşık on kat daha fazla elektrik tüketiyor. Bu devasa işlemcileri soğutmak için milyonlarca litre tatlı, temiz su buharlaştırılıyor.
Meşruiyeti artık daha sık tartışılan BM, dünya nüfusunun yarısının su sıkıntısı çektiğini haykırırken, Silikon Vadisi yöneticileri bu israfı Kaliforniya’daki badem üretimiyle kıyaslama ironisiyle vicdanlarını aklamaya çalışıyor.
Oysa soru çok yalın ve çok yakıcı: İnsanın düşünme kabiliyetini körelten yapay bir heves uğruna, tabiatın hayat damarlarını kurutmaya hakkımız var mı?
***
Peki, bu çift taraflı kuşatmaya karşı ne yapacağız?
Evvela okullarımızı ve eğitim anlayışımızı “sonuç” değil “süreç” odaklı bir zemine çekmek mecburiyetindeyiz. Çocuğun önüne koyduğu çıktı yerine o fikre ulaşırken hangi çileyi çektiğini, hangi kaynakları tarttığını, meseleyi kendi sesiyle nasıl savunduğunu ölçmeliyiz. Ezberi ve hazır metni boşa düşüren sözlü mülakatlar, Sokratçı tartışma meclisleri ve el yazısıyla tutulan araştırma defterleri sınıflara dönmelidir.
İkinci olarak…
Yalnızlığa itilen gençliğe “ekransız üçüncü mekânlar” açmalıyız. Kütüphaneler sadece kitap deposu olarak görülmemeli. Gençlerin göz göze geleceği, birlikte okuyup tartışacağı, insanın insanla yoğrulacağı canlı kültür ocaklarına dönüştürmek kamusal bir ödevdir.
Ve nihayet…
Zihinlere bir “dijital perhiz” ahlâkı kazandırmak zorundayız. Düşünce, ancak sessizlikte ve can sıkıntısının doğurduğu merak boşluğunda filizlenir. Sayfaları sabırla çevrilmeyen bir kitabın, satır satır işlenmeyen bir fikrin yerini hiçbir araç/algoritma dolduramaz.
Yapay zekâyı hayatı kolaylaştıran bir alet olmaktan çıkarıp, aklımızın ve vicdanımızın yerine ikame ettiğimiz gün asıl yenilgimiz başlar.
İnsanı insan kılan şey aramak, yanılmak, terlemek ve hakikatin izini emek vererek, araştırarak, görerek, izleyerek ve yorumlayarak bizzat sürmektir. Bu asil gayret sunucuların soğutma buharına asla feda edilmemeli…
Özcan Ünlü / Haber7
-
Mücahid demirbaş 1 saat önce Şikayet EtÇok güzel bir yazı ağzına sağlık hocamBeğen Toplam 2 beğeni
-
Mehmet Akif 1 saat önce Şikayet EtHarika bir yazı. Bizi esir etmiş ekranlarından ve hazır bulmuştuktan kurtulmamız, nesli kurtarmamiz gerekiyor. Bu bir beka meselesidir. Herkes elinden geleni yapmalıBeğen Toplam 2 beğeni
-
Bülent Duman 2 saat önce Şikayet EtAllah razı olsunBeğen Toplam 4 beğeni