Özcan Ünlü
Özcan Ünlü
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Küresel Tiyatro'da Gazze'yi konuşmak

GİRİŞ 23.09.2026 GÜNCELLEME 23.09.2026 YAZARLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerinde ben olsam, Birleşmiş Milletler’in hiçbir toplantısına katılmam. Zira BM denilen bu küresel tiyatro ya da panayır artık çürümüş, kokuşmuş ve insanlık için gereksiz bir yük haline gelmiştir.

Diyeceksiniz ki: “Herkes orada –hatta aşağılık Netanyahu bile! Erdoğan elbette olmalı, meydanı çakal sürüsüne bırakmamalı…”

Eyvallah…

Ama ben diyeceğimi söylemeye devam edeyim:

New York’taki Birleşmiş Milletler binası, kurulduğu günden bu yana hiç olmadığı kadar büyük bir ahlâkî ve kurumsal çöküşün içinde. Filistin’de bir asra yaklaşan, Gazze’de ise yıllardır Siyonistlerce tek taraflı sürdürülen soykırım taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadı. Canlı yayınlarla bütün dünyanın gözünün içine sokulan saldırılıra rağmen BM’nin mermer salonlarında cereyan eden tek şey, bürokratik nezaket kılıfına bürünmüş derin bir ikiyüzlülük!

***

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır uluslararası platformlarda bıkıp usanmadan dile getirdiği, her seferinde salonların keyfini kaçıran Filistin hakikati, tartışma götürmez bir kesinlikle önümüzde duruyor. Erdoğan, Birleşmiş Milletler kürsüsündeki 16’ncı hitabında, başka bir ahlâkî dili temsil ettiği için önemli. “Özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacağız” diye haykırması, Filistin’i tanımayan ülkelerin kararlarını gözden geçirmelerini tavsiye etmesi, Gazze’nin vakit kaybetmeden yeniden inşa edilmesi için terör devleti İsrail üzerindeki baskının artırılmasını istemesi çok ama çok değerli…

Bu konuşma, Gazze’yi dünyanın en büyük çocuk mezarlığına ve çocuklarda uzuv kaybının en yoğun yaşandığı yere dönüştüren tablonun o kürsüde açıkça söylenmesi, kuru bir diplomatik tercihten çok daha önemlidir. Bu, yok sayılmak istenen bir halkın adını dünya zabıtlarına yeniden yazdırmaktır.

Elbette bir kürsü konuşması tek başına Gazze’de bir çocuğu doyurmaz, yıkılmış bir hastaneyi ayağa kaldırmaz, kopmuş bir uzvu geri getirmez. Fakat bütün bir sistem Filistinliyi görünmez kılmak için çalışırken onun adını ısrarla söylemek, devletini tanımaya çağırmak, failin üzerine siyasî ve hukukî baskı istemek de değerlidir.

***

Bütün insanlığın ortak yarası olması gereken bu eşi benzeri görülmemiş trajediye ilk müdahale etmesi gereken Birleşmiş Milletler’in ikiyüzlülük tiyatrosuna karşı sadece Türkiye ve vicdan sahibi birkaç ülkenin sesini yükseltmesi ortak insanlık değerlerine de ihanettir.

İnsanlığın ortak vicdanı olması gereken Gazze, Doğu Türkistan, İran, Afganistan ve daha başka sancılı coğrafyaların yok sayılmasına ilk tepki bugün misyonunu tamamlamış, kadük kalmış ve çürümüş BM’nin aslî görevidir.

Yeryüzünün adaletini beş daimi üyenin insafına, daha doğrusu tek bir ülkenin vetosuna bağlayan bu çarpık düzen, mazlumun feryadını boğmaktan, zalimin vahşetine zemin hazırlamaktan başka hiçbir işe yaramıyor. Kendi personelinin cesetleri enkaz altından çıkarılırken dahi sadece kınama mesajlarının ötesine geçemeyen bir teşkilatın, dünya barışını tesis etme iddiası trajikomik değil midir?

***

Daha da vahimi, bu köhne yapının küresel güçler için artık yalnızca bir siyasî şov arenasına dönüşmüş olmasıdır.

Donald Trump gibi kifayetsiz muhterislerin kürsüye çıkıp diplomasinin asgarî ciddiyetini yerle bir ederek sergilediği meddah gösterileri, kurumun itibarını zaten yerle bir etmişti. Aynı Trump’ın, bu seferde, bir dünya liderleri zirvesinde değil de Amerikan seçim meydanında konuşuyormuşçasına ülkesinin kudretini, ordusunun gücünü, kendi yönetiminin başarılarını anlatıyor olması, İran’a hâlâ tehditler savurması, Küba’ya rejim biçmesi, Meksika’ya nizam vermesi…

Bu nedir Allah aşkına!

Kural tanımaz zorbaların alkışlandığı ya da en fazla bıyık altından gülündüğü bu salonda halkı topyekûn yok edilmek istenen Filistin’in resmî temsilcisine –varlığı tartışmalı da olsa maalesef Mahmud Abbas- vize dahi verilmemesi, görmezden gelinmesi, konuşturulmaması veya ciddiye alınmaması, bu çürümüşlüğün en somut vesikasıdır.

Katliamı yapanı Netanyahu’nun baş tacı edildiği ve kürsü verildiği, katledilenin kürsü hakkının bile gasp edildiği bir düzene “uluslararası nizam” demek, akılla ve vicdanla alay etmektir.

Yesinler sizin uluslarası nizamınızı!..

Bugün Gazze’nin yıkıntıları arasında can veren çocukların kanı, sadece bombaları atanların ellerine bulaşmamıştır; o çocukların çığlığına kulak tıkayan, kâğıt üstündeki kararları bile uygulatamayan aciz BM’nin bütün üyelerinin ellerine ve yüzlerine bulaşmıştır.

***

Gereksizliği, işlevsizliği ve taraflılığı artık örtülemez hale gelen Birleşmiş Milletler, adalet dağıtan bir merkez olmaktan çok öte, güçlünün suçunu aklayan bir protokol müzesidir. Mazlumların âhı New York’un o cafcaflı salonlarını çoktan sarmıştır ve vicdanını yitirmiş bir dünyanın hiçbir kararı, tarihin vereceği bu ağır hükmü değiştiremeyecektir.

Gazze unutulmuş bir haber değildir. Gazze, unutturulmak istenen bir suç mahallidir. Çünkü adına modern denilen bu koca dünya, artık zulmü durduramadığı için değil, bir süre seyrettikten sonra ona alışabildiği için karanlıktır. Ekranlarda aynı görüntüler tekrarlandıkça gözlerin yorulması, rakamlar büyüdükçe vicdanın küçülmesi, ölen çocukların birer isim olmaktan çıkıp istatistik hanesine dönüşmesi ahlâksızlığın dik âlâsıdır.

Görev süresinin sonuna yaklaşan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, son Genel Kurul hitabında küresel kurumların “geçmiş bir çağın güç gerçeklerini” yansıttığını ve ortak hareket mekanizmalarının giderek zorlandığını söylemesi elbette doğrudur. Fakat bu cümle, yeni bir teşhis olmaktan çok, on yılın sonunda kaleme alınmış gecikmiş bir otopsi raporudur. Gazze yerle bir edilirken, BM çalışanları öldürülürken, yardım konvoyları engellenirken, Güvenlik Konseyi aynı vetonun duvarına tekrar tekrar çarparken dünya zaten bu hakikati görmüştü.

***

Uzattım, farkındayım…

Fakat önemli bir gelişme daha yaşandı bugünlerde: New York’taki vicdan mücadelesinin yankısı devam ederken, İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere büyük zulüm yaşatmasına rağmen bugün soykırımcı Siyonist terör devleti İsrail’e en büyük ve açık desteği veren Almanya’dan (Berlin) bir haber yükseldi. Baba tarafından Çerkes kökenli, Kayseri’den bu ülkeye gitmiş olan hukukçu Elif Eralp’in öncülüğündeki Die Linke (Sol Parti), Berlin eyalet seçimlerinde oyların yüzde 25,7’sini alarak birinci oldu.

Ne var bunda diyeceksiniz?

“Almanya’da bir Türk’ün seçim kazanması neden önemli?” diye soracaksınız. Öyle değil. Eralp’in Filistin konusunda Almanya’daki baskın desteği ve sessizliği aşan tutumu, bu zaferin ahlâkî anlamını büyütüyor. Gazze’de yaşananların insan hakları kuruluşlarının değerlendirmeleri doğrultusunda soykırım olarak adlandırıldığını kabul etmesi, İsrail’e silah sevkiyatına karşı çıkması ve Netanyahu’nun uluslararası mahkemeler önünde hesap vermesi gerektiğini söylemesi çok önemli…

New York’taki kürsü ile Berlin’deki sandık, birbirinden çok farklı iki siyasî zeminler olsa da her ikisinden yükselen itiraz aynı yerde birleşiyor: Adalet…

İnşallah günün sonunda kazananlar, düzenin alkışını almak için susanlar olmaz, bedeli ne olursa olsun vicdan safında duranlar olur.

Özcan Ünlü / Haber7

YORUMLAR 2
  • Yorumcu 14 saat önce Şikayet Et
    Çok yerinde ve güzel bir yazı olmuş.
    Cevapla
  • Mehmet 14 saat önce Şikayet Et
    Birleşmiş Milletler beş devletin elinde faşistleşmiştir. Faşistlerin dünyaya verecekleri bir adalet asla olmaz.
    Cevapla