Bayır-Bucak’ta vefa nöbeti
Hatay Yayladağı sınır kapısından güneye doğru bakıldığında, Akdeniz’in mavi sularıyla kucaklaşan yemyeşil yamaçlar uzanır. Burası, asırlardır “Dağlarda yurt, ovada hayat, kıyıda vatan” diyerek toprağına tutunan Bayır-Bucak Türkmenlerinin bin yıllık ata yurdudur.
Suriye’nin kuzeybatısında, Hatay’ın Yayladağı sınırından başlayıp Akdeniz sahilinde Lazkiye kıyılarına ve doğuda Cebel-i Ekrad’a (Kürt Dağı) kadar uzanan Bayır-Bucak bölgesi, salt bir coğrafî olmanın ötesinde, Anadolu’nun güney kalkanı ve Türk milletinin Akdeniz’deki bin yıllık vatan toprağıdır. Bölge karakteri itibarıyla iki ana aksa ayrılır: Kuzeyde sarp tepeleri, zengin meşe ve çam ormanlarıyla Kızıldağ ve Fırınlık Ormanı’nı barındıran Bayır (Türkmen Dağı) silsilesi; güney ve batıda ise Akdeniz’e yaslanan, Nahr el-Kebir eş-Şemali (Kuzey Büyük Nehir) sularıyla beslenen narenciye ve zeytin cenneti Bucak kıyı ovası.
***
Malazgirt’ten bu yana Selçuklunun, Zengilerin ve 402 yıl boyunca Osmanlı’nın Akdeniz’deki kalesi olan bu coğrafya, son 15 yılda tarihin gördüğü en ağır yıkımlardan birine sahne oldu. Ancak bugün bölgeden sadece barut ve gözyaşı haberleri gelmiyor. Harabelerin arasından yükselen, tıp ve mühendislik fakültelerine uzanan inanılmaz bir eğitim seferberliğini müjdeliyor.
Avrasya Bir Vakfı’nın Divan Sohbetleri kapsamında kamuoyuna sunulan geniş saha raporu, Türkiye Düşünce Platformu Başkanı ve Araştırmacı-Yazar Taşkın Koçak, İsmet Koçak, Mehmet Çakırca, M. Şerif Niziplioğlu ve Fatih Ay’dan oluşan heyetin bizzat Yayladağı’ndan Türkmen Dağı’na geçerek yaptığı yerinde incelemelere dayanıyor. Heyetin getirdiği veriler, hem Ankara’nın dikkatini çekmesi gereken bir güvenlik gerçeğini hem de vicdanları harekete geçirecek bir vefa tablosunu ortaya koyuyor.
***
Hatırlayalım:
Bayır-Bucak’ın kaderi, I. Dünya Savaşı sonrasında cetvelle çizilen sınırlarla doğrudan ilintili. 1920’de Şam’a giren Fransız Manda Generali Henri Gouraud’nun, Selahaddin Eyyûbî’nin türbesine gidip sandukayı tekmeleyerek, “Kalk Selahaddin, bak biz yine geldik!” demesi, bu coğrafyadan Türk ve İslâm kimliğini silme projesinin ilk açık işaretiydi.
1938-1939 yıllarında Hatay anavatana katılırken dönemin usta Türk diplomatı Numan Menemencioğlu, Bayır-Bucak Türkmenlerini de Türkiye sınırlarına dâhil etmek için büyük bir diplomatik savaş vermişti. Masadaki dengeler sebebiyle sınırın hemen güneyinde kalan Türkmenler, aradan geçen 80 yılı aşkın süreye rağmen Türkiye sevgisinden ve Türkçe dualarından asla taviz vermedi.
***
2011 sonrasında rejimin ve yabancı güçlerin acımasız hava bombardımanları altında kalan Bayır (dağlık) kesimi adeta haritadan silindi. Kızıldağ ve Fırınlık Ormanı çevresindeki taş köyler enkaza dönerken, on binlerce sivil Türkiye’deki çadır kentlere sığındı.
Vatan toprağını terk etmeyen bölge halkı 400’den fazla evladını toprağa verdi; yüzlerce kişi gazi oldu. Kıyı şeridinde yer alan Bucak bölgesindeki (Burç İslâm ve Sulayp hattı) yerleşimlerde ise binlerce aile, elektriksiz, şebeke susuz ve derme çatma altyapıyla hayata tutunmaya çalışıyor.
***
Sahadan derlenen 2025–2026 eğitim istatistikleri, pes etmeyen bir halkın sessiz zaferini belgeliyor:
Yıkık binalardan dönüştürülen 13 aktif okulda bin 550 erkek ve bin 970 kız olmak üzere toplam 3 bin 520 öğrenci, 556 fedakâr yerel öğretmenin rehberliğinde ders başı yapıyor. En yoğun okul nüfusu ise bin 738 öğrenciyle Burç İslâm’da…
Bombardımanlar yüzünden yıllarca okuldan uzak kalan 992 çocuk (594’ü kız) için Rahmet İnsanî Yardım Derneği ve Sıraç Şam ortaklığında 7 merkezde hızlandırılmış telafi eğitimi veriliyor.
Raporun en sarsıcı verisi ise yükseköğrenimde saklı; bölgedeki 44 köyden tam bin 118 genç üniversiteye devam ediyor. Bu öğrencilerin yüzde 71,8’i (803 kişi) kız öğrencilerden oluşuyor.
Gençlerin yüzde 35’i mühendislik (391 öğrenci), yüzde 34,2’si öğretmenlik (382 öğrenci), yüzde 17,3’ü ise tıp ve sağlık bilimleri (193 öğrenci) okuyor. Yalnızca Burç İslâm köyünden 279’u kız olmak üzere 299, Sulayp köyünden ise 203’ü kız olmak üzere 254 üniversite öğrencisi geleceğin şehirlerini inşa etmek üzere hazırlanıyor.
***
Bölgedeki çadırları, okulları ve yetimhaneleri adım adım gezen heyet adına konuşan Taşkın Koçak, meselenin artık günübirlik gıda yardımını aştığını vurguluyor:
“Bayır-Bucak’ta gördüğümüz manzara hem yüreğimizi dağladı hem de göğsümüzü kabarttı. Elektriğin olmadığı, taş taş üstünde kalmayan köylerde gencecik Türkmen kızları mum ışığında tıp ve mühendislik kitapları okuyor. Bu halk toprağını terk etmiyor, vatanına ilimle sahip çıkıyor. Bizim artık sadece kuru fasulye, un göndermekle yetinmemiz mümkün değil. Çocukları okullara taşıyacak en az 7 servis aracına, okullar ve evler için 4-5 TIR güneş paneli ve aküye, dizüstü bilgisayarlara ve yıkık camiler ile okulların restorasyonuna acilen ihtiyaç var.”
Heyet üyeleri bölgedeki Tenmiye Kompleksi’nin tamamlanması, Rahmet-Sıraç Okulu’nun yıllık 100 bin dolarlık eğitim bütçesinin karşılanması ve tarihî Kastal Muaf binasının bir kültür merkezine dönüştürülmesi için Türk hayırseverlere ve kamu kurumlarına çağrıda bulunuyor.
***
Bayır-Bucak Türkmenlerine sahip çıkmak ahlâkî bir vazife olduğu kadar, Türkiye’nin güvenliği açısından hayatî bir zorunluluk…
Çünkü Bayır-Bucak Türkmenleri, Hatay’ın kilidi… Yayladağı’nın hemen arkasındaki Türkmen Dağı, Hatay’ın ve Türkiye sınırının doğal emniyet kalkanı... Bu hatta Türkmen demografisinin erimesi, Türkiye sınırının doğrudan hasım unsurlarla karşı karşıya kalması demektir.
Bucak ovası ve Lazkiye kıyıları, Türkiye’nin Mavi Vatan vizyonunun ve Doğu Akdeniz jeopolitiğinin de kara uzantısıdır.
Türkiye’deki yüz binlerce sığınmacının kendi topraklarına geri dönmesinin yegâne yolu, Türkmeneli’nde güvenli, eğitimli ve üretken bir yaşam alanının kalıcı olarak inşa edilmesinden geçmektedir.
***
Bayır-Bucak, Akdeniz’e bakan yıkık pencerelerinden Türkiye’nin uzatacağı güçlü eli bekliyor. Küllerin arasından mühendisler, hekimler çıkaran bu asil milletin evlatları, kendilerine sahip çıkılmayı fazlasıyla hak ediyor.
Onlar orada yalnızca kendi köylerini korumuyor; bin yıllık bir medeniyet nöbetini, Selçuklu’nun mirasını, Osmanlı’nın emanetini ve Türkiye’nin güney kapısını beklemektedirler. Bu vefalı topluma sahip çıkmak, hem ecdadımıza hem de vatanımızın istikbaline karşı ertelenemez tarihî ve millî borcumuzdur.
-
Karahan 7 saat önce Şikayet EtTeşekkürler kardeşim.. TİKA, Türk Kızılay vd. yardım derneklerimiz bu ihtiyaçları giderecek adımlar atmalıdır. Biz de bunlar üzerinden yardımcı olalım İnşallah..Beğen Toplam 1 beğeni
-
HABER 7 OKURU 13 saat önce Şikayet EtHalkımızın yardımlar nasıl ulaştırılabilir?Beğen Toplam 1 beğeni