Fişleme mangaları yine hortladı!
Türkiye’de meslek örgütü kisvesi altında faaliyet gösteren bazı yapılar, meslek ve hukuk mücadelesi yerine doğrudan siyasî hesaplaşmaların, ideolojik kabileciliğin ve açık bir vesayet hevesinin operasyon merkezine dönüşmüş durumdadır.
Gri alan bırakmadan, lafı evirip çevirmeden söyleyelim:
İstanbul Barosu başta olmak üzere belirli odalar ve meslek birlikleri, milletin hukukunu savunmak yerine millete ve devlete parmak sallayan birer ideolojik getto haline gelmiştir.
Tablo o kadar net ve o kadar çürük ki, tarafların değişmesi zihniyetin faşizan özünü zerre kadar değiştirmemektedir.
***
Bir önceki dönemde baro kürsülerini Kandil’in ve marjinal terör uzantılarının meşruiyet devşirme alanına çeviren, İbrahim Kaboğlu (yaklaşık 70 bin üyesi bulunan baronun sadece 7 bin üyesinin oyu ile seçilmişti!) zihniyetindeki “eşit yurttaşlık” kamuflajlı bölücü hezeyanları izledik.
Milletin varlığına, terörle mücadelesine ve kırmızı çizgilerine karşı adeta karşı cepheden mühimmat taşıyan bu kadrolar, savunma makamını, devletin temellerini oymaya çalışanların lojistik kalkanı yaptı.
Peki, sonra ne oldu?
Güya o yapıya “tepki” olarak sahneye yeniden sürülen eski baro başkanı ve CHP eskisi Ümit Kocasakal ve ekibi (yaklaşık 70 bin üyenin 10 bininin teveccühüyle seçildiler)!, bu kez “Eski Türkiye”nin küflü gardırobundan çıkardığı kibirli, nobran ve jakoben vesayet diliyle cübbeleri bir kere daha kuşandılar.
Biri devleti bölücü ajandalara teslim etmeye yeltenirken, diğeri millete yukarıdan bakan, buyurgan ve tehditkâr bir “kutsal devlet sopası” sallamaktadır. Kürsülerden estirilen buyurgan hava, aslında hukukun değil, çağ dışı kalmış bir oligarşik tahakkümün son çırpınışıdır.
***
İşin en cüretkâr, en tehlikeli boyutu ise bizzat hukukçu kimliği taşıyanların açıkça intikam timliğine soyunmasıdır:
Korkut Kanadoğlu gibi isimlerin çıkıp “Beğenmediğimiz kararları veren hâkimleri tek tek not ediyoruz, isim isim kaydediyoruz” diyebilmesi, basit bir muhalefet dili olarak okunamaz; bu, apaçık yargıyı tehdit, şantaj ve faşizan bir fişleme suçudur!
Sormak gerekir:
Kimsiniz siz?
Kimin adına çetele tutuyorsunuz?
28 Şubat’ın darbeci generallerine brifing verdiren, siyasî partileri kapatıp seçilmiş iradeyi gasp eden vesayetçi babaların mirası mıdır bu fişleme hastalığı?
Babanız Sabih Kanadoğlu’nun 367 garabetiyle bu ülkenin demokrasisine kurduğu barikatları unutmadık. Bugün onun yetiştirdiği akıl, aynı intikamcı genetikle bağımsız yargıya gözdağı vermeye cüret etmektedir. Dün üniformalıların gölgesinde yapılan andıçlamayı, bugün cübbelerin arkasına saklanarak yapmaya kalkan bu zihniyet, hukukun değil ancak bir engizisyon mahkemesinin sözcüsü olabilir.
***
Bu çürümüşlük sadece barolarla sınırlı kalsa belki münferit bir arıza denilebilirdi. Ancak Türk Tabipleri Birliği’nden Türkiye Mühendis Mimar Odaları Birliği’ne, oradan kimi sendikalara kadar uzanan bu kabileci şebeke aynı refleksi paylaşmaktadır.
Genç avukatın ekonomik sefaleti, adliyedeki ezilmişliği umurlarında değildir.
Hekimin şiddet görmesi, mühendisin istihdam sorunu ajandalarında bile yer almaz.
Varsa yoksa devlete meydan okumak, terör örgütlerinin diline payanda olmak ya da kendi ideolojik gettolarından çıkmayanları düşman ilan edip tasfiye etmek.
70 bin avukatın kayıtlı olduğu bir baroda, avukatların büyük çoğunluğunun sandığa dahi gitmediği bir düzende, yalnızca 10 bin oyla koltuğa oturup tüm bir savunma camiası adına konuşma hakkını nereden alıyorsunuz?
Kendi meslektaşının yüzde 85’ini temsil edemeyen bir azınlık oligarşisi, hangi cüretle tüm Türkiye’ye nizam vermeye kalkışabilir?
***
Artık saflar nettir:
Bir tarafta terörün siyasî ajandasına cübbe dikenler, diğer tarafta 28 Şubat artığı fişlemeci vesayetle yargıya ve millete parmak sallayanlar vardır. Her iki kanat da aynı hastalıklı gövdenin farklı uzuvlarıdır. Kendisi gibi düşünmeyene hayat hakkı tanımayan, hukuku şantaj aracına dönüştüren bu oligarşik yapıların maskesi düşürülmelidir.
Cübbe, ne Kandil’in kamuflajı olabilir ne de hâkim ve savcıları tehdit eden fişleme mangalarının zırhı!
Bu ülkenin gerçek hukukçuları, kendi adlarına racon kesen bu vesayet artıklarını o kürsülerden süpürüp atmadıkça adalet nefes alamayacaktır…
-
RMZ. Hoş laf. 31 dakika önce Şikayet EtADALET ! Düşmüş ise adil olmayanın eline, ne diploma kar eder, ne de cübbe, her yerde , kurumlarda, tutulmuş her köşede, böyleleri oldukça, daha da gayret edilmeli aynısıyla karşılık vermeli cesurca, kurtulup bunlardan, ADİL düzen o zaman kurulur ANCA !! Vesselam..Beğen
-
yasin 1 saat önce Şikayet Et70 000 üyenin yaklaşık 30 000 i oy kullanmış ve farklı adaylara oy vermiş. 40 000 üye ise gidip oy vermeye üşenmiş! Haliyle bu yönetime müstehak olmuşlar! Tıpkı yerel seçimlerde sandığa gitmeyerek iktidarı cezalandıranların şimdiki CHP-YENİ Rakı idarelerine müstehak oldukları gibi!Beğen Toplam 7 beğeni