Cengiz Dağcı’nın ardından
Cengiz Dağcı, Kırım’da doğmuştur. II. Dünya Savaşı’nı bütün dehşetiyle yaşamıştır. Savaşmış, esir düşmüştür. Savaş sürecinde Kırım’ı terk etmek zorunda kalmıştır. “Kırım Tatarlarının” toptan sürgün edilmelerine şahit olmuştur. Cengiz Dağcı, bu yönü itibarıyla gerçek bir travmanın adıdır.
O, ömrünün sonuna kadar yalnız yurdunu değil milletini de kaybeden adam olarak yaban ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Ayrı kaldığı vatanının ve milletinin arasına bir daha dönmesi nasip olmamıştır. Bu yüzden olacak bütün romanlarında vatan özlemi, baskın bir duygudur. Doğal olarak eserlerinin ana temasını da ayrılık, acı, hasret ve hüzün üstüne oturtmuştur.
Cengiz Dağcı, Türkiye’yi hiç görmediği halde bütün eserlerini ‘annemin dili’ dediği Türkiye Türkçesi ile yazmıştır.
Romanlarının adını da halkının çektiği çileleri, yaşadığı travmaları ve muhatap olduğu muameleleri anlatacak biçimde koymuştur.
Cengiz Dağcı, yazdığı romanlara verdiği isimle Kırım’ın “Yurdunu Kaybeden Adam”ların vatanı olduğuna işaret eder. SSCB’nin el koyduğu Kırım topraklarına hayır “O Topraklar Bizimdi” diyerek itiraz eder. Bolşeviklerin yönetiminde ülkesinin, “Badem Dalına Asılı Bebekler” ülkesi haline getirildiğini yazar. O dönemlerde yaşanılanları “Korkunç Yıllar” olarak anlatır. İnsanlık dışı muamelelere tâbi tutulan, sürgün edilen, katledilen ve zulüm altında tutulan Tatarlar için “Onlar da İnsandı” diyerek, isyan eder.
(Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz)
Özcan Yeniçeri / Yeni Çağ