Kabataş'tan Yontma Taş'a!
ZD'nin nikah fotoğrafları dolaşıyor sosyal medyada, 'bakın bakın ne bulduk' tadında, Başbakan kıymış nikahı. Bu, kadının Gezi ruhunu karalamak için yalan söylediğine delilmiş, ağza alınmayacak laflar eşliğinde söylenen şu; görüntülerde taciz anlamına gelebilecek hiçbir şey yokmuş. O halde, Hasan Cemal'in yaptığı gibi bir adım ileri gidilerek ZD'ye Fadime Şahin muamelesi çekilebilirmiş. Hatta, birinci sayfadan 'Caaart Kaba Taaaş' başlıkları bile atılabilirmiş.
Yeni Türkiye'nin eski medyasının işine gelmediği anda, insanlığın bugüne kadar biriktirdiği tecrübeleri, o tecrübelerden çıkılarak inşa edilen hukuki ve ahlaki değerleri görmezden gelmesine ve bu değerleri sürekli hatırlatmak zorunda kalmaya alışığız.
Bir kez daha yapalım; hatırlatalım:
Tacize uğradığını söyleyen bir insanın beyanı esastır; nasıl ki 'Gezi sürecinde gözaltına alan polisler bizi çırılçıplak soyup öyle aradılar' diyen kadınlara inandık ve gerekenin yapılmasını istediysek; nasıl ki Doğu'da bir köyde yaşayan kadının 'kayınpederimin tacizine uğradım' sözüne kanıt istemediysek, nasıl ki Hüseyin Üzmez'i 'çocuk yalan söylüyordur' diyerek korumadıysak; nasıl ki AKP'li belediyelerde ya da CHP'nin kurumlarında bir kadın 'müdürümün tacizine uğradım' diye şikayetçi olduğunda 'kanıtla' demedik, kadına inandık ve karar verip hüküm kesmeyi mahkemelere bırakmayı uygun gördüysek; ZD'nin durumu da ne bir eksik ne bir fazla, bu örnekler gibidir ve aynı şekilde tavır almayı gereksinir. Kadının nikahını Başbakan'ın kıymış olması O'nu Başbakan'ın yalancısı yapmaz; ZD'nin kayınpederi AK Partili bir ilçe belediye başkanıdır, dolayısıyla nikahın Başbakan tarafından kıyılmış olması son derece doğaldır.
Beyan esastır dedik, zira kadınlar genellikle onur kırıcı buldukları taciz durumlarını ifşa etmeyi değil, içinde tutmayı yeğler; ya utandıklarından yaparlar bunu, ya artık kendilerine kötü gözle bakılacağına inandıklarından ya da başka sebeplerden... Edenler, sadece çok cesur olanlar ya da kaybedecek hiçbir şeyi kalmadığını düşünenlerdir genelde. Sözkonusu örnekte de, Fadime Şahinleştirilmek istenen ZD olayı medyaya duyurmayı, kanal kanal gezip röportajlar vermeyi değil, sadece Adli Tıp'tan darp raporu alıp mahkemeye başvurmayı seçmiştir. Olay, medyaya, gazeteci Halime Kökçe'nin bunu sosyal medyada paylaşmasıyla yansımıştır. Kökçe bunu hangi niyetle yaptığını da, 16 Şubat 2014'te Star'da yayınlanan 'Zehra'dan Özür Dilerim' başlıklı şu satırlarında, 'Fakat kendi adıma şu özeleştiriyi yapmalıyım; sosyal medyanın adeta bir savaş alanına döndüğü, gazetecilerin Gezi'ye cephane taşıdığı, yalan twitlerle ölü-yaralı skoru verdiği bir ortamda duyduğum bu feci haberi her şeye rağmen paylaşmamalıydım. Ne yazık ki o kadar çok başörtülü kadın tacize uğruyordu ki o günlerde, belki bu bir uyarıcı olur, bir duyarlılık oluşur diye düşündüm. Bilemedim Zehra'nın yaşadıklarını kimseyle konuşmak istemeyeceğini, medyaya yansımasından rahatsız olacağını. Suç duyurusunda bulunmuş, adli tıptan rapor almıştı. Fakat biz sosyal medyada paylaşmamış olsaydık, şikayetiyle ilgili süreç bugün kimsenin haberi olmadan devam ediyor olacaktı' açıklamıştır. Kökçe'nin ZD'yi siyasi bir kutuplaşmanın öznesi yapmaya çalışmadığı; aksine başörtülülere yönelik ayrımcılıklara, çirkin bir yenisinin daha eklenmesinden duyduğu rahatsızlık nedeniyle yaptığı açıktır. Yerinde olsak, haksızlığa karşı durma adına, çoğumuzun yapacağı şeydir.
Hal buyken, kalkıp ZD'ye Fadime Şahin demek-diyebilmek ancak art niyetle mümkündür. Herkes şuna emin olsun, 'tacize uğradım, üzerime işendi' diyen bir kadından kanıt istemek, düşük bir insanlık düzeyidir. Barışçıl denilen Gezi ruhuna zarar veren şey de kadının başına gelenleri anlatması değil, sırf Gezi'ye zarar gelmesin diye, bazı Gezi destekçilerinin kendilerini düşürdüğü bu 'dipsizlik' konumudur.
Çünkü, elbette Gezi'dekilerin bir kısmı, özgürlükler ve çevre duyarlılığı olan insanlardı ve olayların bu kadar büyümesinde polisin aşırı şiddetine vurgu yapmayan tek bir muhafazakar medya mensubu yazar da olmadı. Ancak bu, Gezi'ye katılan 3 milyonun 3 milyonuna da kayıtsız şartsız, 'tacize uğradım' diyen bir kadının beyanı hilafına kefil olmayı gerektirmez. Bunu yaparsanız, her türlü vandallığın temizleyicisi olarak önümüze sürdüğünüz Gezi Ruhu'nun asıl kirleticisi siz olursunuz. Zira, önce konuşmak istemeyen, açığa çıkınca da çaresizce birkaç kadın gazeteciye anlatmak durumunda kalan bir kadına, 'kanıt getir' ya da 'yeni Fadime Şahin' diyebilmek; bırakın Gezi'yi insanlığınızı bile sorgulanır duruma sokar, sizi 'Caaaart Kaba Taaaaş'tan, -Cilalı Taş bile değil, zira bazıları suret-i haktan gözükmeye bile lüzum görmüyor- direkt 'Caaart Yontma Taaaş'a ışınlar.
Aylardır ortaya çıkmayan görüntülerin Kanal D'de yayınlanmasına gelince; görüntüler uzaktan çekildiği ve flu olduğu için hiçbir şeyi kanıtlamıyor. Görüntüleri izleyenler kadın ve bebeğinin çevresini saran grubun, o dakikalarda ne yaptığını göremiyor.