Özlem Albayrak
Özlem Albayrak
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Costner açılımı, açmaz olmasın

GİRİŞ 26.09.2009 GÜNCELLEME 26.09.2009 YAZARLAR

Meğerse, Türkiye'de yaşanan bu gelişmeleri Costner da izlermiş. Sözen sayesinde haberimiz oldu ama, sevinelim mi bilemedik.

Costner'ın, Kurtlarla Dans, Su Dünyası, Bodyguard, Postacı gibi filmlerinden en az birini izlemeyen yoktur herhalde ama, kendisiyle milletçe bizzat müşerref oluşumuz THY reklamları sayesinde olmuştu. Gerçi o reklamların yayına girişi, talihsiz Amsterdam kazasıyla aynı döneme denk gelince reklam apar topar kaldırılmış, ünlü aktör ekranlarda haniyse teaser tadında görünüp kaybolmuştu.

Edibe Sözen'in Costner'ın AK Parti'yi aradığına dair açıklamasını, o dönem THY'ye sıkı vuramamışların bilvesile fırsat bildiğinin, farkındayım. Hükümetin açığını arama dedektörleriyle gezinenlerin bu fırsatı gole çevirmek için THY'nin Costner'a ödediği 1 milyon doları, üstünden onca zaman geçmesine bakmadan bir kez daha dillerine dolayacağı, hatta doladığı da sır değil. Ama durum bu diye, bu meselede niyeti halis tutmanın bile bir işe yaramadığı gerçeği de zayi olacak değil.

Neden? Şunlardan: Birincisi, destek sözü birinci ağızdan açıklanacak kadar muteber bulunan isim, geçtiğimiz yıl THY'den 1 milyon dolar almış olan, dolayısıyla 'tamamen duygusal' gerekçeleri de bulunduğunu varsayabileceğimiz bir aktör eskisi yerine, atıyorum Michael Moore gibi demokrasi-adaletsiz ve hak-hukuk işlerine biraz olsun kafa yorduğu bilinen bir ünlü olsa daha iyi olmaz mıydı?

İlle de uluslararası bir “celebrity” desteği arayışındaysak yani. Bu durumda “ne yapalım bizi, Michael Moore değil Costner aradı, biz de onu açıkladık” demenin sözkonusu durumu temize çekmeye yetmeyeceğini belirtmek zorundayım.

İkincisi; Ortalama bir muhafazakar gazete yöneticisinin Doğan Grubu'nda çalışmış olan, çalışıyor durumda bulunan ya da çalışma ihtimali olan elemanları maddi-manevi daha bir hoş tutması gibi; modern imajsever dinibütün işverenlerin başörtülüleri arka reyonlarda-depolarda –o da lutfederlerse- istihdam edip vitrinlerini, halka açık alanlarını presentabl görünüme uygun ve çoğunlukla fönlülere tahsis etmesi gibi, AK Parti'nin de “Cumhuriyet resepsiyonuna katılabilecek” özellikleri haiz olan yerli-yabancı unsurlara “imajkurtaran kahraman” muamelesi yapması, olması gerekenden fazla iltifat etmesi tesadüf müdür? Kaldı ki bu imajkurtaran unsurların, imajın kurtulmasına değil, derin bir tenakuza, acı bir sarkazma işaret ettiği iddia edilebilir.

“Bakın bakın, Kevin Costner da bizden yana” zihniyetinin, vaktiyle AK Parti tarafından düzenlenen İş'te Kadın Kongresi'ne Gülben Ergen'in vurduğu damgadan (!) farklı olan tarafı nedir? Hem, 30 yıldır binlerce insanın anasını ağlatmış PKK sorununun gizli mühendisinin ABD olduğu Türkiye'nin neredeyse ortak kabulüyse, bir Hollywood açılımını aşkla-şevkle kucaklıyor görüntüsü vermek, yarardan çok zarar manasına gelmez mi?

Bakmayın muhafazakarlar dediğime, bu sadece muhafazakarlara has bir durum da değildir üstelik. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana en baba resmi söylemlerden biri olan “Türk = üstün ırk” vurgulu retorik, özellikle yurtdışında daima çökmüştür ve tam tersi bir hissedişle maluldür.

Bu gerçeklik, Türk diplomatların uluslararası toplantılarda yabancı meslektaşları karşısında tesirsiz ve hükümsüz kaldıklarıyla ilgili söylencelerin ulusça kalbimizde açtığı derin yaralarla test edilebilir. Ecevit'in Clinton karşısında verdiği süklüm püklüm pozun, Türk basınında günlerce değil, aylarca da değil, haniyse yıllarca kınanmasının sebebi de, tekabül ettiği o kadim kompleksin sızısıdır. En yakın örnek olarak, Başbakan'ın “One minute” çıkışı, elini masaya vurabilen Türk görüntüsü sebebiyle yüzleri güldürüp, içlerin yağlarını eritmiştir.

Yazının tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz

Özlem Albayrak Yeni Şafak
albayrakozlem@yahoo.com

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL