Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
ALINTI YAZAR

Vatana göç mü, gurbete sürgün mü?

GİRİŞ 17.01.2022 GÜNCELLEME 17.01.2022 YAZARLAR

Lozan Muahedesi ile kararlaştırılan Türk-Yunan nüfus mübadelesi, çok sayıda insanı alakadar ettiği için, iki ülkenin de son asırda yaşadığı belki en mühim hadisedir.

İnsan topluluklarının bir yerden bir yere göç edip yerleşmesi çok rastlanan tabii bir hadisedir ama, işin bir de başka ciheti vardır. Tarih boyunca etnik veya dinî hüviyeti sebebiyle çok sayıda insan vatanından göçe mecbur edilmiştir.
Bu göçürme, gayriresmî, yarı resmî ve resmî tarzda cereyan edebilir. Yani, öteki etnik/dinî hüviyet tarafından göçe zorlanabilir (pogrom). Bunu el altından hükûmet organize etmiş olabilir veya destek verebilir. Hükûmet tek taraflı olarak bir halkı sürgün edebilir. Nihayet, hükûmetler veya milletlerarası kuruluşlar nüfus transferine karar verir.
 
Lozan örneği
 
Resmî nüfus mübadelesi, ne kadar acı olursa olsun, bugüne kadar etnik çatışmalara getirilen en tesirli hâl tarzı olarak görülmüştür. Bugün ise insan haklarının ihlali olarak görülmektedir.
1864’te Prusya’nın Schleswig-Holstein’i işgali üzerine, Almanya ve Danimarka arasında nüfus mübadelesi cereyan etti. 1940’ta Dobruca’nın el değiştirmesi üzerine Romanya ve Bulgaristan arasında nüfus mübadelesi oldu. 100 bin Rumen ile 62 bin Bulgar yer değiştirdi.
II. Cihan Harbi’nden sonra Çekoslovakya, Polonya, Macaristan, Yugoslavya, Romanya ve Ukrayna’da yaşayan 12 milyon Alman nüfus, Almanya’ya göçürüldü. 1944’te Ukrayna ve Polonya arasında 400 bin kişilik nüfus mübadelesi yapıldı.
Hindistan ve Pakistan’ın kurulmasıyla, milyonlarca Müslüman, Hindu ve Sih mübadele edildi. Azerbaycan ve Ermenistan arasında uzun süren bir nüfus mübadelesi yaşandı.
1974’te Türkiye’nin Kıbrıs’a asker çıkarması üzerine, ada bölünmüş; şimaldeki Rumlar (Karpaz hariç) cenuba, cenuptaki Türkler ise şimale göçürülmüştü. Bu asırdakilerin hepsi, 1923’teki Lozan Nüfus Mübadelesi örneğine göre yapılmıştır.
 
Rumlar out
 

1924 tarihli Türk-Rum mübadelesi, XX. asrın en geniş insan topluluğunu alakadar eden nadir ve ehemmiyetli hadiselerindendir. Halkın ciddi muhalefeti ve çok sayıda ülkenin kınaması altında cereyan etmiştir.
1821 tarihli Yunan İsyanı ile, Rumlar Osmanlı ülkesindeki imtiyazlı mevkiini kaybetmiş; Yunanistan’ın istiklali karşısında aciz kalan Bâbıâli, Rumlara antipati ve şüphe ile bakmaya başlamıştı. Balkan harbi mağlubiyeti ile Rumeli’deki 5 asırlık Osmanlı topraklarının kaybı, İttihatçı hükûmeti hırçınlaştırmıştı. Çoğunun memleketi olan bu toprakların kaybı ve halkının kısmen sürgünü, ana vatandaki Rumların mevkiini iyice müşkül hâle getirmişti.
Bu cümleden olarak hükûmet, 1913’te İzmir ve Ayvalık arasındaki sahilde yaşayan 150 bin ve Şarki Trakya’daki 115 bin Rum’u Yunanistan’a sürgün etti. Ege’deki 85 bin Rum’u da Anadolu içlerine yolladı. Anadolu’da hâlâ ırk, lehçe ve kültür cihetiyle birbirinden farklı Ortodokslar yaşıyordu. Yunanistan’da da aynı şekilde Müslümanlar kalmıştı. 1914 itibarıyla Anadolu Türkiye’sindeki Rum nüfusu 1,5 milyon (%12) idi.
Rumeli’nin kaybı, İttihatçıları, ulus-devlet fikrine itti. 29 Eylül 1913’te yapılan İstanbul Muahedesi ile Bulgaristan’dan ve Türkiye’den 50’şer bin Bulgar ve Müslüman mübadele edildi. Ardından Venizelos’a, Makedonya’daki Müslümanlar ile Aydın Rumlarının mübadelesi teklif edildi. Yunanistan başta soğuk dursa da, teklifi kabul etti. Ama Cihan Harbi, işin tatbikatını geciktirdi.
 
Başka çare yok!
 
Yunanların İzmir’i işgali, Anadolu Rumlarının hayatını iyice zorlaştırdı. İnsanlarda, düşmanla aynı ırk veya dine sahip ise, komşularını da onların iş birlikçisi görme temayülü vardır. Böylece çok sayıda Rum ve Türk, 1914-1922 arası kaçmış, öldürülmüş veya sınır dışı edilmiştir.
İki halkın bir arada sulh içinde yaşayamayacağı düşünüldüğü için, Lozan Konferansı’nda 4 büyükler (İngiltere, Fransa, İtalya ve ABD) iki ülkedeki Müslüman ve Ortodoks halkın birbiriyle mecburi mübadele edilmesini istedi. Nitekim son on sene içinde iki taraf da diğerine karşı hiç de hayırhah olmadığını göstermişti.
Türk tarafı aslında ülkedeki bütün Rumların gitmesini, Yunanistan’dan ise kimsenin gelmemesini istiyordu. Yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalmayı göze alamayan Yunanistan, göçün ihtiyari olmasını ve isteyenlerin sonra geri dönebilmesini teklif etti.
Evvelce zaten 1 milyon Anadolu Rum’u, Yunanistan’a gitmek zorunda kalmış veya gönderilmişti. Aynı devrede Bulgaristan ve Rusya’dan da 1.200.000 Rum Yunanistan’a iltica etmişti. Yunanistan hükûmeti bu ağır yükün altından kalkabileceğini düşünmüyordu.
 
Dönüş yok
 
Milletler Cemiyeti bu iş için Norveçli Dr. Nansen’i vazifelendirdi. Neticede iki taraf Türkiye’deki Ortodokslarla, Yunanistan’daki Müslümanların mübadelesinde anlaştı. Lozan Muahedesi’nin 14. maddesi buna dairdir. 30 Kânunusani 1923 tarihli Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Mukavelename ve Protokol imzalandı.
Nüfusu 130 bin olan İstanbul Rumları ile 130 bin Garbi Trakya Müslümanları mübadeleden hariç tutuldu. Ayrıca Balkan Harbi’nde kaybedilen ve halkı kâmilen Rum olan İmroz ve Tenedos (1970’ten sonraki ismiyle Gökçeada ve Bozcaada) Çanakkale Boğazı’nın emniyeti için Türkiye’ye verilmişti. Bu iki ada halkı da mübadeleden muaf tutuldu.
Mübadele harici mıntıkalarda oturanlar, isterse göç edebilecektir. Bazı Rumlar, mesela Ankara hareketine destek veren Keskin metropoliti Eftim ve ailesi mübadeleden istisna edilirken; İstanbul Patriği seçilen Konstantinos, 1918 öncesi İstanbul’da oturuyor sayılmadığı için mübadil sayılıp sınır dışı edilmiştir.
Mübadiller, menkul mallarını yanlarında götürebilecekler; geride bıraktıkları her çeşit mal için ellerine makbuz verilecektir. Mübadiller, bir daha eski yurduna dönemeyecektir.
 
Yeni bir hayat
 
Anadolu’nun her köşesinden 189.916 Rum ile Selanik, Florina, Serez, Drama, Kavala, Taşoz, Serfice, Yanya, Girit, Midilli, Limni ve Sakız’dan 355.635 Müslüman, evlerini, bağlarını, bahçelerini, mabedlerini, atalarının mezarlarını bırakıp, yükte hafif pahada ağır eşyalarını ellerine alarak yollara döküldü.
Çok zor şartlar altında kendilerine tayin edilen mıntıkaya gittiler. Hiç bilmedikleri bir yerde yepyeni bir hayat kurmaya çalıştılar. Evinden tuğla, kapı tokmağı, bahçesinden toprak, hatta dedesinin kemiklerini götürenler az değildir
Rumeli’nin kaybedildiği 1912’den 1924’e kadar buralarda yaşayan Türklerden bilhassa hâli vakti yerinde olanlar, palikaryaların tazyikiyle yerini yurdunu bırakıp Türkiye’ye göçmek zorunda kalmıştı. Bunlar da mübadil statüsünde sayılmıştır.
Balkan Harbi’nden evvel Yunanistan’daki Müslüman nüfusu 650 bin olduğuna göre (420 bin Selanik, 225 Yanya, 24 bin Adalar), 1912-1922 arası bir bu kadar muhacir daha gelmiş olmalıdır. Mübadil sayısının farklı verilmesinin sebebi budur.
Mübadelenin cereyanını ve vicdanlardaki dinmeyen sızısını başka bir yazıda ele alalım...

Mal canın yongası

Mübadillerin bıraktıkları malların tespiti için muhtelit (karma) komisyonlar kuruldu. Burada 4 Türk, 4 Yunan ve Milletler Cemiyeti’nin bitaraf devletlerden (İsveç, İspanya, Danimarka) seçtiği 3 aza vardı.
Mübadilin malı tespit edilip, eline bir kâğıt verilecekti. Gittiği yerde emval-i metrukeden (terk edilmiş mallardan) buna denk mal alacaktı.
Komisyonda, İstanbul ve Garbi Trakya’da mübadeleden istisna tutulacakların kim olduğu ihtilaf mevzuu oldu. Türkiye mümkün mertebe fazla Rum göndermek istediği için, 1918’den evvel İstanbul’a gelmiş Rumları etabli (yerleşik) saymıyor; Garbi Trakya sınırlarının da daha geniş olduğunu iddia ediyordu.
La Haye Adalet Divanı, 30 Ekim 1918’den evvel İstanbul belediye sınırları içinde (Yeşilköy-Bostancı-Fenerler arası) oturan 200 bin kadar Rum ile buna mukabil sınırları 1913 Bükreş muahedesi ile tespit edilmiş Garbi Trakya ahalisi 200 bin Müslüman’ın etabli sayılacağını bildirdi.
 
Yükselen tansiyon
 
Her ne kadar Türk-Rum nüfus mübadelesi dense de, mübadelenin esası ırk değil, din üzerine cereyan etmiştir. Mukavelenin 1. maddesine göre, “Türkiye arazisinde mütemekkin Rum Ortodoks dininde bulunan Türkiye tebaası ile Yunan arazisinde mütemekkin Müslüman dininde bulunan Yunan tebaasının” mecburî mübadelesi kararlaştırılmıştır.
Trabzon’da Rumca konuşan Müslümanlar, tabiatıyla mübadeleye dâhil edilmemiştir. Aslı ne olursa olsun, -Pomak, Patriot (Rum), Arnavut, Torbeş (Makedon), Ulah, Çingene- Yunanistan’daki Müslümanlar Türkiye’ye göçürülürken; etnik orijini belirsiz de olsa, Türkçe konuşan Karamanlılar Yunanistan’a göçürülmüştür.
Karamanlılar, Türk ırkından oldukları iddiasıyla mübadele dışı kalmak için Ankara’ya müracaat etmişse de, mübadelenin ırk değil, din esasına göre yapıldığı gerekçesiyle talepleri göz ardı edilmiştir. Unutulmamalıdır ki, o tarihte Türkiye anayasa gereği hâlâ bir İslam devletidir. Bernard Lewis, “Mübadele, vatana kavuşma değil, gurbete sürgündür” der.

Ekrem Buğra Ekinci / Türkiye Gazetesi

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL