Okul Şiddetinde “Reaktif” Sistemden “Sosyal Risk Radarı”na
Benzer manzara: Bir okulun önünde, bir öğrenci silah kullanıyor, öğrencileri yaralıyor. Polis olay yerine geliyor. Ambulanslar sevk ediliyor. Soruşturma başlıyor. Müfettişler görevlendiriliyor.
İlk anda olayın sıcaklığıyla yine benzer refleksif sorular ortalarda: “Saldırgan kim?”, “Ailesi ne iş yapıyor?”, “Cezalar artırılsın!”, “Ne olacak bu çocukların hâli?”
Halbuki asıl soru “Bu noktaya gelinmeden önce hangi riskler görülemedi?” olmalı.
Bugün (okullarda) şiddetle mücadele ederken en büyük hata “reaktif” yani sadece olay yaşandıktan sonra tepki veren bir anlayışa sıkışıp kalmak.
Çünkü Türkiye’de “güvenli okul” hâlâ büyük ölçüde kapıya, kameraya ve olay sonrasındaki güvenlik müdahalesine indirgenme eğiliminde.
Halbuki çoğu durumda, olayın öncesinde sosyal, ailevi, eğitsel ve davranışsal birikimler söz konusu. Bu birikimler, elbette her zaman saldırı anlamına gelmiyor, ancak “güvenli okul” isteniyorsa hiçbiri otomatik olarak görmezden de gelinemez.
İşte burada Sosyal Risk Radarı yaklaşımının devreye girmesi gerekiyor: Çocuğu değil, çocuğun risk ekosistemini izlemek!
Şiddet bir günde, birdenbire ortaya çıkmaz. 15 yaşındaki bir çocuk bir sabah uyanıp bir anlık öfkeyle silahı eline almaz. Onu o noktaya getiren, yavaş yavaş birikip gelişen bir “risk ekosistemi” var.
Akran zorbalığı nedeniyle sınıfta, bahçede itilip kakılan veya dışlanan çocuklar olabiliyor.
Aile içindeki sorunlar nedeniyle evde sevgi ve huzur bulamayan yavrular olabiliyor.
Ekonomik zorluklar, sosyal izolasyon ve eğitim becerilerindeki belli eksikler gibi nedenlerle çetelerin, sokak gruplarının tuzağına düşen yalnız gençler olabiliyor.
Dijital dünyadaki şiddet içeriklerinden madde kullanımına uzanan tehlikeli kulvardaki kurbanlar olabiliyor.
Denetimsiz kamusal alanların ve kontrolsüz çevrenin nesneleri çocuklar olabiliyor.
Bunlar birleştiğinde ortaya patlamaya hazır bir bomba çıkıyor.
Bu risklere rağmen, fiiliyatta kurumlar çoğu zaman kendi dosyasına bakıyor; meselenin bütünü görülemiyor.
Okul başka yere bakıyor.
Aile başka yere bakıyor.
Sağlık sistemi başka yere bakıyor.
Sosyal hizmet başka yere bakıyor.
Güvenlik birimleri ise çoğu zaman ancak olay olduğunda veya büyüdüğünde devreye giriyor.
Parçalı yaklaşıma dayalı bu sistem, ne yazık ki yeni Manisaların yaşanmasına zemin hazırlıyor.
Sonra da “niye böyle oluyor” diye bir şaşkınlık bir şaşkınlık!
Oysa ihtiyaç duyulan şey; kurumların elindeki bilgilerini hukuka, mahremiyete ve çocukların haklarına uygun biçimde birleştiren bir “erken müdahale mekanizması”.
Yani aslında çözüm basit; “proaktif” yani önleyici bir koruma kalkanı.
Sosyal Risk Radarı’nın kolları sahanın her alanına uzanmalı. Öğretmen, okul yönetimi ve rehberliği, emniyet mensubu, sosyal hizmet uzmanı ve belediye...
Bu aktörlerin hepsi aynı masa etrafında, ortak bir veri ve iletişim ağıyla birleşmeli. Bunu yapmak, artık yapay zekâ marifeti ile daha kolay.
Yani riskler tek tek dosyalar halinde değil, birbirleriyle ilişkili sosyal göstergeler üzerinden izlenmeli.
Örneğin, bir çocuk dersleri bıraktığında, sosyal medyada şiddet övgüsü yaptığında ya da aile içi bir kriz yaşadığında sistem bunu “kırmızı alarm” olarak görmeli ve adli süreçler başlamadan, çocuk eline silah almadan o çocuğa makul yöntemlerle dokunulmalı.
Dolayısıyla, bir öğrencide davranış değişikliği görüldüğünde öğretmen tek başına bırakılmamalı.
“Tekrarlanan” zorbalık vakası olduğunda “çocuklar arasında olur” denilip geçilmemeli.
Bir çocuk şiddet içerikli davranışları “tekrar tekrar” sergiliyorsa mesele, sadece disiplin kuruluna havale edilmemeli.
Okuldan kopma başladığında yani kritik aşamadaki devamsızlıklar, sadece bir istatistik olarak görülmemeli.
Ailede ciddi bir sorun yaşanıyorsa, okulun “bizim işimiz değil” deme lüksü olmamalı.
Tabi burada kritik sınır da belli: Sosyal Risk Radarı, çocukları “tehlikeli” diye sınıflandıran bir fişleme sistemi değil elbette. Tam tersine, risk göstergelerini damgalama için değil, destek için kullanmak esas.
Özetle; okul kapılarına güvenlik kilidi vurarak, polis veya güvenlik personeli sayısını artırarak şiddeti bitirmenin ve böylece “güvenli okullar” oluşturmanın mümkün olmadığını artık herkes biliyor.
Çocuklarımızı korumanın tek yolu; aileyi, okulu ve sokağı tek bir Sosyal Risk Radarı ile takip eden, önleyici ve kuşatıcı bir kalkan inşa etmek.
Geç kalmadan bu radar çalıştırılmalı.
Prof. Dr. Faruk TAŞCI / Haber7
-
Abdülkadir 12 saat önce Şikayet EtÇok elzem ve gerekliBeğen
-
Ayhan 13 saat önce Şikayet EtAğzınıza sağlık. Umarım devlet büyükleri artık ellerin taşın altına koyarlar.Beğen Toplam 1 beğeni
-
Kurtbey 14 saat önce Şikayet EtÖncekinin devamı. Her ış yerinin kapısında tecrübeli bayan aranıyor. 5 yıl ilkokul,ondan sonra bırakın isteyen okusun.sorunlu aileler,sorunlu çocuklar eğitimi mahvediyor. Eğitim ailde başlar.önce aileler eğitilmeli o da zor ama imkansız değil. Sorun tamamen sistem kaynaklı. Yok edilen değerleri geri getirmedikçe,baktıkça batacağız. Risk radarı ,gözlem formu, takip formu bunlarla falanBeğen Toplam 3 beğeni
-
Kurtbey 14 saat önce Şikayet EtNe tedbir alırsanız alın,önüne geçemezsiniz.Balık baştan kokuyor. Aileler boş,çocuğa bir şey vermiyor. İstisnalar vardır. Tamamen maddiyat odaklı bir yaşam tarzı . Lüks yaşam ve özenti. Ahlaksız diziler. İnsanların aklında olmayanı,insanların aklına sokan programlar. 8 yıllık zorunlu eğitime geçiş. Yetmedi 12 yıllık zorunlu eğitim. Aşırı şekilde devam eden kadın istihdamı.Beğen Toplam 5 beğeni
-
Vatandaş 15 saat önce Şikayet EtAsrın Fon vurgunuyka alakası olabilirmiBeğen