Prof. Dr. Hakan Aydın
Prof. Dr. Hakan Aydın
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Scooter ve moto-kuryeler hâlâ misafir mi?

GİRİŞ 17.04.2026 GÜNCELLEME 17.04.2026 YAZARLAR

Moto-kuryeler artık istisna değil. Sağınızda solunuzda, önünüzde arkanızda ansızın beliriyorlar. Çoğu zaman da panikleterek. Akrobatik hareketlerle. Deyim yerindeyse mısır patlakları gibi. Gereksiz bir özgüvenleri var. Bir kısmı sadece istediği zaman kurallara uyuyor.

Moto-kuryelik yalnızca hız ve teslimat işi olarak görülemez. İletişim zekâsı, bilinçli sürücü davranışları ve psiko-teknik analizlerle desteklenen bir mesleki yeterlilik modeli haline getirilmeli. Herhangi bir vasıf istemeyen kolay ve adrenalin dolu para kazanma yöntemi olmaktan çıkartılmalı.

Sorun sadece “yeterince ceza yazmamak” olarak ele alınamaz. Daha derin, daha yapısal bir güvenlik açığıyla karşı karşıyayız. Bu açığın temelinde çalışma rejimi var. Konuyla ilgili 2025 yılına ait bir sivil toplum raporuna göre Türkiye’de en az 44 moto-kurye, çalışırken hayatını kaybetmiş. Üstelik rapor, uzun çalışma saatleri, hız baskısı, güvencesiz istihdam ve ekipman eksikliğini, temel nedenler arasında sayıyor. Başka bir deyişle, trafikte gördüğümüz şey sadece bireysel ihlal değil; algoritmayla yarışan emek.

Patronun “paket geç kalmasın” baskısı, kırmızı ışıkta geçmeyi veya kaldırımdan gitmeyi etik bir mesele olmaktan çıkarıp performans göstergesine dönüştürüyor. Buna plaka gizlemeyi hatta plakayla oynamayı da dahil edin.

Böyle bir düzende kuryeyi yalnızca kusurlu sürücü gibi anlatmak kolaycılık olur. Çünkü gidonun başında çoğu zaman yalnızca bir sürücü değil, teslimat ekonomisinin körüklediği acelecilik var.

Sorunun bir diğer boyutu altyapı. Türkiye’de 2024’te 266 bin 854 ölümlü-yaralanmalı trafik kazası meydana gelmiş. Bunların yüzde 85,5’i yerleşim yeri içinde. Kâğıt üstünde bu, “şehir içi mobilite” sorunu demek. Uygulamada ise çukur, kötü yama, silinmiş yol çizgisi, ani kasis, belirsiz şerit ve paylaşılmayan yol demek. Özellikle küçük tekerli scooter’lar ve yoğun çalışan moto-kuryeler için kötü yol yüzeyi sadece konforsuzluk değil, doğrudan düşme riski. Medyadaki kaza haberleri de bunu destekliyor: scooter çarpışmaları, kaldırım ihlalleri ve tek araçlı düşmeler haber akışında sürekli karşımıza çıkıyor. Şehirler otomobil mantığıyla akarken iki teker kullanıcılarından kusursuz refleks beklemek gerçekçi değil.

Peki denetimin dili ne diyor? Emniyet'in sosyal medya içeriklerinde iki ana çizgi görünüyor: Biri cezaya ve görünür operasyona yaslanan denetim dili, diğeri eğitim ve farkındalık dili. EGM’nin “Bir Kural Bir Ömür” kapsamında kurye sürücülerine güvenli motosiklet kullanımı, koruyucu ekipman ve hız kuralları hakkında bilgilendirme yaptığı paylaşımlar var. Farklı il emniyet hesaplarında moto-kurye eğitimi, motosiklet denetimi ve haftalık işlem bilançoları öne çıkıyor; bazı paylaşımlarda yüzlerce ya da binlerce denetim ve ihlal tespiti duyuruluyor. Bu iyi; en azından konu görünür. Ama aynı içerikler bize başka bir şeyi de söylüyor: Kurumlar hâlâ sorunu büyük ölçüde “ihlali yakala, işlemi yap” çerçevesinde okuyor. Oysa kurye ölümleri ve scooter kazaları, yalnızca sürücünün davranışından değil, platform ekonomisinden, belediye altyapısından ve yol tasarımından besleniyor. Polisi, belediyeyi, şirketi ve mevzuatı aynı masaya oturtmadan bu dosya kapanmaz.

Scooter tarafında da tablo masum değil. Elektrikli scooter kullanımı 2021’den beri özel düzenlemeye tabi. Ayrıca 2025 sonundaki değişikliklerle veri paylaşımı ve denetim entegrasyonunu artıran daha sıkı kurallar getirilmiş. Demek ki sorun fark edilmiş. Fakat fark etmekle çözmek aynı şey değil. Kaldırıma çıkan scooter da, ters yönden akan kurye de, aslında bize aynı cümleyi kuruyor: Türkiye’nin kent içi ulaşımı iki tekeri hâlâ “misafir kullanıcı” gibi görüyor. Misafir muamelesi gören kullanıcı da kurala uymak yerine bulduğu her boşluktan geçmeye çalışıyor.

Korku ve paniğe değil, akıl ve sağduyuya ihtiyaç var!

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarını lanetliyor, vefat eden yavrularımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Ailelerimize ise sabrı cemil niyaz ediyorum.

Televizyon dizileri ve gündüz kuşağı programlarıyla zehirlenen ebeveynlerin; dark web, sosyal medya ve dijital oyun ortaklığıyla yetiştirdikleri bir nesille karşı karşıyayız. Bu yeni neslin özellikle de silahla buluşmasının daha acı sonuçlarına tanık olunmak istenmiyorsa:

Her türlü ateşli silah ve kesici delici alet denetimleri radikal bir düzeyde ele alınmalı.

Okul yönetimini ve öğretmenlerimizi; terbiye ve adap yoksunu öğrenci ve ebeveynlerin elinde oyuncağa dönüştürmeyecek bir yaptırım sistemi getirilmeli.

İnternet ve oyun bağımlılığı kritik eşiği aşan çocukların tespiti ve sürece erken müdahale için rehber öğretmen & ebeveyn iletişimi güçlendirilmeli.

Oyunların kendisinden ziyade, oyun çevresinde oluşan kontrolsüz dijital sohbet ortamlarının oluşturduğu risklere karşı farkındalık artırılmalı; bu alanlara yönelik izleme, yönlendirme ve koruyucu önleyici mekanizmalar güçlendirilmeli.

Okullara X-ray cihazı koymak veya güvenlik istihdamı gibi pansuman tedbirlerle kesinlikle yetinilmemeli. Sosyal medyanın ve ağların tamamının, internetin karanlık yüzünün, dijital oyun platformları ve sohbet odalarının İsrail'in izlediği gibi izlenmesi gerekiyor.

Kamu okulları güvenli değil çocuklarımızı özel okula verelim anlayışının güçlenmesi büyük bir hata olacaktır. Konuyla ilgili kapsamlı değerlendirmeler için Haber 7'de yayınlanan aşağıdaki yazılara bakılabilir:

Yaşam zorlaşırken ölüm kolaylaşıyor

Devletin sinir uçları

Huzur ve güvenin anahtarı

Akran teröründe sorumlu kim?

Sıra şiddetsiz Türkiye'de

Ceza sisteminde parayı konuşturmak

Ceza ve infaz rejimi

Prof. Dr. Hakan Aydın / Haber7

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL