Prof. Dr. Hakan Aydın
Prof. Dr. Hakan Aydın
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Pornifikasyon sosyal medya ve kolay para kazanma kültürü ile buluşunca

GİRİŞ 25.09.2026 GÜNCELLEME 25.09.2026 YAZARLAR

Pornifikasyon, pornografinin gündelik kültüre taşınması demek. Bu taşınmanın izleri, dergilerden magazin kültürüne, reklamlardan müzik kliplerine, televizyon dizilerinden dijital platformlara kadar izlenebiliyor.

Her yeni mecra, pornografiye özgü beden sunumlarını ve cinsel çağrışımları biraz daha görünür, biraz daha sıradan ve giderek daha gündelik hale getirdi.

Sosyal medya, bu hat üzerindeki kırılma noktasını işaretliyor. Pornifikasyonun sosyal medya çağında ulaştığı bu yeni aşamayı “sosyal pornifikasyon” şekilde ifade etmek mümkün. 

Kavram, bu haliyle pornifikasyonun artık yalnızca ekrandan topluma yayılan bir kültür olmaktan çıktığını, bizzat insanlar tarafından ekrana taşınan, yeniden üretilen ve giderek kazanca dönüştürülen bir pratiğe evrildiğini anlatıyor. Önceki dönemlerde büyük ölçüde izleyici olan insanın, sosyal medya eliyle oyuncuya dönüştürülmesini resmediyor.

“Kendini ifade et”ten “kendini pazarla”ya

Dijital kapitalizmin “işte size kendinizi özgürce ifade edebileceğiniz bir platform” diye pazarladığı mecralar, zaten kolay yoldan para kazanmayı, birkaç paylaşım ve biraz görünürlükle köşeyi dönmeyi hayal edenler için yeni bir cazibe merkezine dönüşmüştü.

Bu nedenle pornifikasyon ile kolay para kültürünün aynı ekonomik düzende buluşması çok zor olmadı. Sosyal medya görünürlüğü ödüllendiriyor, görünürlük takipçi getiriyor, takipçi para ediyor; beden ise bu döngünün en kolay pazarlanabilir unsurlarından birine dönüşüyordu.

“Kolay para istiyorsan kendini pazarla” pratiğinin en büyük koşulu, görünürlüğün dozunu artırmaktı. Pornifikasyon hiç vakit kaybetmeden makyajını yaptı, filtresini taktı, müziğini seçti ve sosyal medya akışımıza karışmaya başladı Kullanıcının kısa sürede hem üretici hem de ürün hâline geldiği bu ortamda; beden içeriğe, mahremiyet sermayeye, beğeni değer ölçüsüne, takipçi ise müşteriye dönüşüyordu.

Emek, eğitim, sabır ve mesleki birikim isteyen kazanç yolları değersizleştirilirken birkaç görüntüyle takipçi, abonelik ve para kazanma ihtimali “özel üyelik”, “ücretli mesaj” ve “bağlantı profilde” gibi modellerle parlatıldı.

Kişi artık yalnızca bedenini sergilemiyor; kendi müstehcenliğinin yapımcısı, oyuncusu, dağıtıcısı ve pazarlamacısı hâline geliyordu. Bunun için büyük prodüksiyonlara da ihtiyaç yoktu. Her oda stüdyo, her telefon kamera, her hesap vitrin, her takipçi potansiyel müşteriydi. Kontrolden çıkan görüntüler, silinemeyen dijital izler, şantaj, istismar ve mahremiyet kaybı bu kazancın görünmeyen bedelleri arasındaydı. Bugünün hızlı gelirinin yarının ağır bedeline dönüşme ihtimali, dün olduğu gibi çoğu zaman yine göz ardı ediliyordu.

Kişisel tercih deyip geçebilir miyiz?

Meselenin ulaştığı bu boyut, tartışmayı yalnızca “kişisel tercih” sınırları içinde yürütmenin artık yeterli olmadığını gösteriyor. Çünkü karşımızda bireysel tercihlerden çok daha büyük, algoritmaları, ekonomik teşvikleri, platformları ve özellikle çocuklarla gençleri içine alan bir düzen var.

Bu nedenle yalnızca “içeriği kaldır” demenin ötesine geçmek; içeriğe erişimden algoritmik yayılıma, para kazanma yöntemlerinden platformların hukuki sorumluluklarına kadar bütün süreci kapsayan tedbirleri devreye sokmak gerekiyor.

Bütün sorumluluğu platformlara ve hukuki düzenlemelere yüklemek de meseleyi tam olarak çözmüyor. Yasaklar erişimi sınırlayabilir ama talebi tek başına ortadan kaldırmaz. Nihayetinde çocuklara ve gençlere mahremiyetin, insan bedeninin ve kişilik onurunun değerini anlatan güçlü bir ahlak eğitimi gerekiyor. Genç, bedeninin takipçi toplamak, beğeni almak veya para kazanmak için kullanılacak bir araç olmadığını önce ailede, sonra okulda öğrenmeli ve içselleştirmeli.

Çünkü mesele yalnızca karşımıza neyin çıkarıldığı değil, karşımıza çıkanla nasıl bir ilişki kurduğumuzdur. Yangından insan kurtarmak isteyenlere duyurulur.

 

YORUMLAR 1
  • Ersan Çebi 13 saat önce Şikayet Et
    Çok değerli bir yazı. Tebrik ederim.
    Cevapla