Elpidophoros: Hepimiz ulusal çıkarlarımızı savunmak için birleştik
Kıbrıs’ta en örgütlü kurumların başında Kıbrıs Ortodoks Başpiskoposluğu gelir. Helen kimliğinin yaygınlaşmasında, kökleşmesinde, Yunan milliyetçiliğinin toplumsal bir ideolojiye dönüşmesinde Kilise’nin tarihi rolü yadsınamaz.
Kilise’nin öğretilerine göre adadaki en büyük dava, Kıbrıs’ın Yunan kimliğine sahip çıkmak ve bu uğurda yılmadan mücadele etmektir. Yine Kilise’ye göre adada Helen kimliğinden başka milli bir kimlik söz konusu değildir. Bu bağlamda Kıbrıs’taki Kilise’nin siyasi rolünün dini rolünden öncelikli olduğunu söylemek mümkün.
Rumların milli ve dini kimliğini mayalayan Kilise’nin nazarında, “Kıbrıs Yunandır”; Kıbrıs Türkleri de adanın uzun süreli “misafirleri”. Kilise’ye göre ada için en adil çözüm, Kıbrıs Türklerine azınlık haklarının tanındığı Rum egemenliğinde bağımsız tek bir devletin kurulmasıdır.
Bundan ötesi, milli ve kutsal davaya yapılmış bir “ihanet” olarak görülür. Nitekim Kilise’nin başı konumundaki Başpiskopos II. Hrisostomos’un geçtiğimiz günlerde, “Kıbrıs Türklerinin, Rumlarla aynı haklara sahip olamayacağını” öne sürmesi, bu düşüncenin bir yansımasıdır.
Adanın tümünde Helen kimliğini yaşatmayı kendisine vazgeçilmez ilke kılan Kilise, bu doğrultuda Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Kıbrıslılık” kimliğine de karşı çıkmaktadır. Kilise için “Kıbrıslı” diye bir kimlik söz konusu olamaz. Kilise’nin bu konuda herhangi bir esnemeye karşı durmak için Güney Kıbrıs’taki eğitimin, Helen kültürü ve dini çerçevesinde yürütülmesine özen gösterdiği ve bu çerçevede asasını Eğitim Bakanlığı’nın üzerinden çekmediği biliniyor.
Kilise’nin bir diğer hedefi ise adanın Türk ve Müslüman kimliğini ortadan kaldırmaktır. Adanın güneyinde “Kıbrıslılık” kimliğine karşı çıkan Kilise’nin, adanın kuzeyinde bu projeyi desteklediği anlaşılıyor. Öyle ki Başpiskopos II. Hrisostomos’un, “kendini gerçekten Kıbrıslı hisseden insanlarla iyi ilişkilerimiz var. Ama önce Türk sonra Kıbrıslı olanlarla yok” şeklinde bir cümle sarf etmesi, bu görüşü doğruluyor.
Geçmişte olduğu gibi bugün de Kıbrıs’ta din, milli kimliği besleyen en önemli araç olmuş ve Kilise de bu ilişkiyi fevkalade iyi yönetmiştir. Mesela Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’ye karşı lobi faaliyetlerinde, yerine ve zamanına göre bazen din bazen de Helenizm ön plana çıkarılarak destek arayışına girişilmiştir.
Şimdiye kadar Kıbrıs meselesinde Rum ve Yunan tarafının daha örgütlü ve sistematik davrandığı; daha kapsayıcı bir propaganda yürüttüğü çok açık. Davalarından en küçük “gevşeme” işareti verenleri topa tuttuklarını, New York’ta Türkevi’nin açılışına katılan Amerika Rum Ortodoks Başpiskoposu Elpidophoros’a gösterilen tepkide gördük.
Halbuki Elpidophoros, kendisini Helenizm’in birliğine ve çıkarlarına adamış bir şahsiyet. Kıbrıs meselesinde de görüşleri gayet açık. Kendi yolunda ve rolünde, kayıtsız şartsız Rum tarafının tezleri için mesai harcıyor. Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Kilise için, “hepimiz ulusal çıkarlarımızı savunmak için birleştik” ifadesini büyük bir rahatlıkla kullanabilecek düzeyde davasına bağlı birisi.
Buna rağmen “yanlış” zamanda “yanlış” yerde gerekçesiyle linç ediliyor ve sonunda tüm Helen dünyasından özür dilemek zorunda kalıyor. Doğru veya yanlış, Rum ve Yunan tezlerinin bu örgüt kültürü sayesinde uluslararası düzeyde rekabet avantajı kazandığını görmek gerekiyor. Bu nokta gözden kaçırılmamalı!
Diriliş Postası
-
Hakkı An 4 yıl önce Şikayet EtJeff Flake ABD'nin yeni büyükelçisi, aynı zamanda TÜRKİYE ile ilgili 7/24 teori üreten MERİCAN "Think Tank" lerinin düşünce sini temsil ediyor. Sn ERDOĞAN ne demişti. "Şu ana kadar ABD'li liderlerle böyle bir durum yaşamadık" ...Bizim için lider seviyesinde ilişkiler daha önemli. Senato dan dayatılan bir elçi değil. Asıllar suretlerden daha iyi iletişim kurar. Daha önce de Büyükelçisiz dönemimiz oldu.Beğen