Prof. Dr. İsmail Şahin
Prof. Dr. İsmail Şahin
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Ukrayna üzerinden yeni bir “11 Eylül” denemesi!

GİRİŞ 04.03.2022 GÜNCELLEME 04.03.2022 YAZARLAR

Rus bombaları Kiev’e düşene kadar Putin dünyanın önde gelen saygın devlet adamlarından biriydi. Yüksek sesle çalan savaş tamtamlarına rağmen çoğu kimse, Rusya’nın Ukrayna’nın başkenti Kiev’e saldıracağına ihtimal vermiyordu. Zira böyle bir olasılığın Rusya’ya yüksek maliyetten, prestij kaybından hatta çözülmeden başka olumlu hiçbir getirisi olmayacağı açıkça dillendiriliyordu.

Fakat Putin, Batılı güçlerin sessizliğine aldanarak kendi iktidarının da sonunu getirebilecek tarihi bir hataya imza attı. Rusya’nın, Kırım ve Dombas’taki toprak kazanımlarına meşruiyet kazandırmak için toplarını Kiev’e çevirdiği çok açıktı. Stratejinin merkezinde Batı yanlısı Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin iktidarını devirmek ve yerine Moskova taraftarı kukla bir hükümeti göreve getirmek yatıyordu. Böylece Kremlin’in taleplerini karşılayacak Rus yanlısı hükümetle müzakere masasına oturarak Ukrayna krizi çözüme kavuşturulacaktı.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Ukrayna’nın direnişi bir yana, Batı’nın ve özellikle Avrupa’nın kurumsal gücü, Rusya’nın tüm hesaplarını altüst etti. Spordan finansa, ticaretten ulaşıma kadar her alanda Rusya’ya getirilen ağır yaptırımlarla Ruslar Batı dünyasının “persona non grata”sı ilan edildi. Açıkça ifade etmek gerekirse başından beri Batılı liderler ve medya kuruluşlarının Rusya’yı bu savaşın içine çekecek stratejiler izlediği net bir şekilde görülebiliyordu.

Nitekim Batı dünyasının bölünmüşlükten kurtulup yeniden dirilebilmesi için 11 Eylül 2001 terör saldırılarına benzer bir olaya ihtiyacı vardı. 11 Eylül saldırıları, Batı dünyasını nasıl tek bir yumruk haline getirdiyse bugün de Rusya benzer bir misyonla sahnede yerini aldı ve tüm Avrupa’yı kendine karşı birleştirdi; NATO’ya can suyu oldu.  

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve NATO, Rusya’yı zaten önemli bir tehdit olarak tanımlıyorlardı. Lakin ellerinde uluslararası kamuoyunu kolayca ikna edebilecek kanıtlar bulunmuyordu. Dahası Batı kamuoyunun büyük çoğunluğu, Putin’in otokratik rejimi ile Batılı demokrasiler arasındaki “ideolojik” çatışma söylemine pek aldırış etmiyordu. O yüzden Rusya’nın toprak hırslarının devam ettiği, komşularını işgal etme potansiyeli taşıdığı ve son olarak nükleer saldırı gerçekleştirme ihtimali bulunduğu şeklindeki ciddi suçlamalar askıda kalıyordu.

Moskova, Ukrayna saldırısıyla ve sonrasında yaptığı açıklamalarla suçlamaları şüpheye mahal vermeyecek biçimde askıdan indirdi. Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya’nın elindeki nükleer güce dikkat çekmesi, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da “Üçüncü Dünya Savaşı nükleer ve yıkıcı olur” ifadelerine yer vermesi, Rusya’nın Batı’ya inandırıcı bir şekilde meydan okuyan bir devlet olduğuna dair tüm kanaatleri pekiştirdi. Kısacası şimdiye kadar Rusya, ABD ve NATO’nun tüm öngörülerini karşılayan davranışlarda bulundu ve tuhaf bir şekilde bunları kanıtlamaya devam ediyor.

Batılı güçlerin Putin’den istediği, savunmasız Avrupa ülkelerini her an işgal edebilecek güce sahip, savaşın en sert dilini konuşan, emperyal özlemlerin peşinde koşan bir “tiran” rolünü başarıyla oynamasıydı. Öyle görünüyor ki Putin bu rolün hakkını ziyadesiyle verdi. Böylece Putin, Batılı güçlerin hevesle aradığı “korkunç düşman”ı onlara kolayca hediye etti. Halbuki Rusya’nın çıkarları adına Putin’in yapması gereken, ABD ve NATO’yu tasarladıkları düşmandan mahrum edip onların söylemlerini boşa çıkarmaktı. Fakat ne hikmetse Putin bu yolu tercih etmedi ve Rusya’nın başını büyük belaya soktu.

İsmail Şahin / Diriliş Postası

YORUMLAR 1
  • yhy 3 yıl önce Şikayet Et
    Aynen hocam biz de puti ni akıllı uyanık zannediyorduk .Ayrıca ordusu da çok ahım şahım bir ordu değilmiş onu da görmüş olduk .
    Cevapla