TSK'da asimetrik psikolojik savaş kaygısı
Bugün TSK’da klasik daktiloya dönüldü. 15 subaya bir yazıcı ve bilgisayar verildi yani yazışma iyice kısıtlandı. Bazı birliklerde cep telefonu yasaklandı. Genelkurmayımız hangi düşmanın eline hangi bilginin geçmesini istemiyor merak etmemek mümkün değil.
Son Yüksek Askeri Şura alışılmışın dışında bir şey yaptı. Daha önce bilgilendirme konusunda tutucu davrandığı hükümete brifing verdi. Bu brifing muhtemelen Genelkurmayın metodunu ve buyurgan tarzını değiştirdiğini gösteriyor.
Amacı temiz, yöntemi pis bir propaganda
Asimetrik Psikolojik Savaş’ın ana yöntemi kara propagandadır. Kara propaganda da kaynak belirlidir ama gizlidir yani başka kaynaktan çıkıyor gibi gözükür. Amacı muhataplarını ruhi çöküntüye uğratmaktır.
Amacı temiz yöntemi pis bir propaganda tekniği olarak bilinir. Yani milli çıkarlar için suç işleyebilmek iftira ve yalan söylemek gibi.
Buradan anladığımız “Koca koca paşaların yargılanması, Genelkurmayın sanıkları açıkça himayesine rağmen ETÖ davasının gittikçe derinleşmesi, TSK’nın özgeçmişinde üç darbe ve dört muhtıra sabıkasının varlığı. Siyasetçilerin dolduruşuna gelen ve siyasetçi gibi kulis yapan Orgeneraller.” Bunların neresi yalan ve iftiradır? Bu konuların konuşulması neden asimetrik psikolojik savaş olsun anlamsız bir iddia.
Olsa olsa askeri terminoloji ile savunma psikolojisinden söz edilir. Tabi hükümet darbe planın olmadığı kanaatine varırsa karşı asimetrik savaş kazanılmış olur.
Öğretmenim bunlar kopya değil kağıt parçası
Tıpkı sınıfta kopya kağıtlarını yakalatan öğrencinin “Öğretmenim bunlar kopya değil kağıt parçası ne var ki” demesi gibi. Darbe belgesine kağıt parçası demek asimetrik psikolojik savaştır.
Yaşar Büyükanıt paşa Dolmabahçe’de sunulan kendisine yönelik suikast planını Genelkurmayın bilgisayarlarında teyit ettirince asimetri- simetri ayırımını yapmıştı. Aynı dürüstlüğü darbe planları konusunda da bekliyoruz. Hazırlıksız darbe olmaz, siyasetçilerin zekalarından şüpheleri varsa iddialarına devam etsinler.
Sakıncalı Komando
YAŞ yoluyla irtica ve disiplinsizlik gerekçesi ile ihraç için bir örnek “Aydın Yılmaz yüzbaşı”dır. Foça komando okulunda hocalık yapmış Dargeçit İlçe Jandarma Komutanı. Kendisi ile birlikte çalışmış Kaymakam Ahmet Çınar’ın Etkin kitaplarda çıkan “Ben bir Kaymakamım-her şeyi yazamadım” isimli kitabından öyküyü dinleyiniz.
“...Uzman bir savaşçıydı... Dünyanın en dürüst insanıydı... kibardı... sosyal insandı... çok güzel konuşurdu... Şehit verdiğimizde ağlardı Aydın yüzbaşı. Bir kez korucuları şehit olan bir köye taziyeye gitmiştik. Köylüler bizi köyün içinde karşıladılar. Az sonra kendisini tutamadı, hıçkırıklarla ağlarken mahcup olup köylüler karşısında kayıp vermenin zedelediği onuru ile gruptan hızla uzaklaştı ve orada ağlıyordu. Onun o insani duyguları hepimizi duygulandırdı...
Cesur insandı yüzbaşı defalarla çatışmaya girmişti: Van Çatak’ta bir çatışmada yaralanmıştı. Bir seferinde asker olan terörist, tipili bir gece de kendisini öldürmeyi planlamıştı. Asker kendisini fark eden astsubayı öldürmüş Yüzbaşıya ulaşamayacağını anlayınca da hemen gidip koğuşunda yatağına yatmıştı. Her şeye rağmen teröristi ortaya çıkarmayı başardı Aydın Yüzbaşı.
Çalışkandı işine titizdi, işini iyi biliyordu. En sorunlu bölge olmasına rağmen nasılsa Aydın yüzbaşı var diye Dargeçit’ten endişelenmiyorlardı ildeki Komutanları; ama Sakıncalı Yüzbaşı Aydın namaz kılıyordu bunu hiç kimseden gizlemiyordu ama bağnaz bir insan değildi, asla suçlandığı türden art niyetleri yoktu. Eşi kapalıydı yüzbaşının, Boğaziçi üniversitesi mezunu hanımefendi bir kadındı. Kapalıydı ama herkesten daha çok sosyal ve moderndi. Her şeye rağmen sakıncalıydılar. İle gittikleri zaman orduevinde kalamıyorlardı, restoranında yemek yiyemiyorlardı. Peki ama Dargeçit Jandarma komutanı herhangi bir otelde kime neye ve niye güvenerek kalacaktı?
Her Askeri Şura toplandığında, sonuçlar açıklanıncaya kadar uyumuyordu. “Kaymakam Bey her şey bir yana çocuklarım ‘Seni niye attılar?’ diye sorarlarsa onlara ne cevap vereceğim ben?” diyordu. Yüksek Askeri Şura’da liste açıklanınca da o insan yüzüyle tebessüm ederek “Yırttık yine” diyordu. Ona “Dargeçit’te iyi çalışıyorsun Yüzbaşım, senin gibisini bulamazlar; ama sen bütün planlarını Dargeçit’teki görevden sonra atılacağına dair yap, sen kesinlikle atılacaksın” diyordum. Adana’ya tayin olmuştu. Lojmanda oturması eşinin kapalı olması nedeniyle yasaktı. Ev de tutamıyordu; çünkü Adana’da PKK’lı çoktu. Dışarıda kiralamak zorunda olduğu evi için çocuklarına bir kötülük yapılır diye endişe ediyordu.
Bir akşamüstü ziyaretime geldi Yüksek Askeri Şura’nın toplanmasına iki gün vardı. Tayin olup gitmesine ise on gün.
-Ben helalaşmak için geldim Kaymakam Bey!
-Evet. Cehennem deresine gidiyorum. Gene yanıma seçkin birkaç rütbeli, er ve sağlam koruculardan alıp üç gün pusuya yatacağım oralarda. Ne yapayım Kaymakam Bey? Cehennem deresini biliyorsun ben gitmesem kimse cesaret edemiyor, gönderemiyorum kimseyi ama oraları da boş bırakmak kanıma dokunuyor.
-Hakkım helal olsun Yüzbaşım sen de helal et.
-Benden de helal olsun, ölümlü dünya, gittiğimiz yerin adı üstünde “Cehennem Deresi” dedi duygusallaştı.
Hava kararmıştı elektrikler de kesikti. Şimdi Dargeçit kocaman hayalet gibi gözüküyordu pencereden. Küçük pilli radyomu açtım “Asker vurulmuş komşular havar...” diyordu şarkıcı. Karanlık makam odasında şimdi birbirimizi gölge gibi ancak seçebiliyorduk. “Bana sakıncalı gibi bakılması kanıma dokunuyor Kaymakam Bey, Şura toplantısına sadece iki gün var; ama, ben buna rağmen hiç kimseyi gönderemediğim Cehennem deresine üç gün pusu atmaya gidiyorum. Ben masamdan kalkmasam hiç kimse sen niçin pusuya gitmiyorsun demez bana. Benim iki tane çocuğum var. Sana helalleşmeye gelecek kadar tehlikeli bir göreve gidiyorum. Peki ben sakıncalıysam kim vatanperver? Buna hakları yok Kaymakam Bey bu kanıma dokunuyor, onurum kırılıyor, inancım beni daha çok vatansever yapıyor sadece; dürüst yapıyor, vicdanlı yapıyor” derken yüzbaşı karanlıkta ağlıyordu. Karanlıktan fırsat bulup bende ağlıyordum....
Yüzbaşının Şuradan atıldığı saatlerde, bir kurşunla şehit olma ihtimali vardı, öldüğünde de asker olmayacaktı belki. Belki de ordudan atıldığından habersiz asker üniforması ile pusuda olacaktı. Yüzbaşı yine atılmadı kazasız belasız döndü Cehennem deresinden. Sonra Adana Yüregir ilçesi Jandarma Komutanı oldu.
Siirt Vali Yardımcısıydım. Bir Okul müdürünün odasında oturuyorduk cep telefonu çaldı:
-Kaymakam Bey, ben Aydın!...
-Tanıdım nasılsın?
-Teskereyi aldım sonunda... derken. “Yırttık yine!” derken o acı gülümseyiş vardı ifadesinde, içim yandı geçti. Dargeçit’in yüzbaşısının atılmasını kabullenebilmem imkansızdı. Ağlamaklı oldum ama etrafımda insanlar vardı, kendimi topladım...
-Yüzbaşım bunu ikimizde bekliyorduk. Sen ülken için herkesten fazlasını yaptın. Çok zor şeyler atlattın. Bu en kolayı senin için.
-Hiç üzülmedim. Ben kendim ayrılsam Allah’a hesap vermeliydim, ülkem için ama kendileri attılar.
Atıldıktan sonra da ona hep yüzbaşım diyordum. Ne kadar zordu. Daha sonra işsiz kaldı yüzbaşı, bir ara babasıyla tavuk işine girdi, ekonomik kriz nedeniyle iflas etti. Resmi kurumlar ve özel şirketler de konjonktürün etkisi ile iş vermiyorlardı. Namaz kıldırması için binlerce memur çalıştıran devletin namaz kıldığı için görevinden attığı bir memurunu, hiç değilse askeriye dışında bir başka kurumda çalıştırmasının ne sakıncası olabilirdi ki?”
Kapı gibi gerçek
Yüzlerce hikayeden sadece birisi. Bu hikayenin neresi asimetrik Psikolojik Savaş, kapı gibi gerçek. Ama aslında sahte ve hukuk denetiminden kaçırılan BÇG raporları ile YAŞ yoluyla subay ihraç etmek Asimetrik Psikolojik Savaştır.
Gerçekler acıtır ama kabul etmekten başka çare kalmadı Sayın Orgenerallerim.
İnsanları biçimsel olarak değerlendiren bir General çağdaş olamaz. Çağdaşlık adına yapılan insaf, vicdan ölçülerine uymayan YAŞ zalimliği bitmeli artık. Korkunun ecele faydası yokmuş, şerefli subaya kaç-göç- ört- kapat yakışmıyor ki.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7
ntarhan@gmail.com
-
fikiradamı 16 yıl önce Şikayet EtAsimetrik iç düşman.. içeride düşman aramak(!). Hep düşman aradık yok edecek imha edecek. Militar zihniyetin ürünü olsa gerek. Millete kucak açmak yerine onun içinde düşman aramak. Unutmayın ki... ne söylesem hava...Beğen
-
ali osman 16 yıl önce Şikayet Etdevrim bey. devrim beye bir çift lafım var.bence klasik dinin ve milliyetçiliğin uyuşturucu bir etkisi olduğu gayet açıktır.yalnız seküler eğitim sadece bir ütopyadan ibarettir.dini imha ederseniz başka şeyler dinleşir ve yine dediğiniz etkiyi meydana getirir.rusyada kominist parti kutsal bir örgüte dönmüştü.bir hristiyan kiliseye laf söylediğinde dinsiz olarak yaftalanırken bir rus vatandaşı da kominist partiye laf atınca işbirlikçi ve hain oluyordu.gerçek solculuk uyulanmadı diyorsanız gerçek din de uygulanmadıBeğen
-
ali osman 16 yıl önce Şikayet Etemir eri. ordumuz itaatkar bir ordudur.kendi halkının değerlerine yavaş yavaş dönmektedir.anadolu insanıyla tam senkronize olmasına az kalmıştır.ordumuz üzerindeki ergenekon yönlendirmesi son bulduğu an herşey süt liman olacaktır.halk düşmanlarına şimdiden geçmiş olsun :)Beğen
-
devrim özsoy 16 yıl önce Şikayet Etiki sorun.... türkiyede tek sorun dindir...türkiye her yönden seküler eğitime dönmeli...seküler ülkelerde asker ve camii bu kadar kuvvetli olmaz...dünyanın önünde hem sanatsal hemde bilimsel olarak iki engel vardır...1.cisi milliyetçilik 2.cisi dindir...bu iki soyut kavram insanların beynini uyuşturmaktadır...Beğen
-
bekir kalkavan 16 yıl önce Şikayet Etordu kimin ordusu anlayamadım. Milletin vergileriyle ayakta duran milletin ordusunu orada sadece gecici olarak görevli bulunan generaller kendi çiftlikleri gibi yönetmeye kalkıyorlar, işledikleri haltlardan ne halka hesap veriyorlar nede hükümete, neler oluyor orda diye soran olursa o askeri yıpratmaya çalışıyormuş, oh ne güzelBeğen