Danıştay'da devletçi yargı ve İslamofobi
Sade bir benzetme yapmak istiyorum. Trafik polisinin görev tanımında seyreden arabalarda ne taşındığını değil seyir esnasında kurallara uyup uymadığını kontrol etmek vardır. Bir polis ekibi arabayı yoldan çevirip bu insanları taşıyamazsınız derse suç işlemiş olur.
Aynen bu şekilde Danıştayın idari hukuk tekniği açısından YÖK’ün amaç yetki usul gibi kurallara uyup uymadığını kontrol etmesi gerekirken bunu yapmazsa ne olur. Yerindelik incelemesi yaparsa trafikte seyr eden arabalarını bu insanları neden taşıdığı ve kimleri taşıyabileceği ile ilgilenen polise benzer ve görevini kötüye kullanmış olur.
Danıştay’ın Üniversiteye giriş sınavında YÖK’ün aldığı kararları sürekli iptal ettiğini ve özellikle İmam Hatip mezunu öğrencilerin önünü kesmeye çalıştığını düşünürsek ciddi ve acımasız hak ihlali yaptığını ve ‘Kanun benim’ diyen tiranlar gibi davrandığını çok iyi anlarız.
Eğer İmam Hatip Liseliler olmasaydı Danıştay YÖK’ün kararlarını iptal edecek miydi? Cevap maalesef iptal etmeyecekti olacaktı.
Kimse kendini kandırmasın Danıştay İmam Hatip mezunlarına çifte standartlı davranmaktadır. Bu bahane içinde bütün Meslek Liseliler zarar görmektedir. Tıpkı trafik polisinin görev alanı dışına çıkıp İmam Hatip Liselileri taşıyan arabaların hızına kısıtlama getirmesi gibi olmaz mı?
Peki bu derece akla, mantığa, insafa ve hukuka uymayan ayrımcı bir uygulamayı yüksek yargıçlar neden yapar?
Birinci sebep mesleğini kötüye kullanan, tarafsızlığını kaybetmiş ayrımcılığı doğal kabul eden yüksek yargıcın yaptığının yanlış olduğunu bile bile kasden ve taammüden yanlışı yapmasıdır. Kişisel menfaat ve kaygıların kurumsal ve hukuksal menfaat ve kaygıların önüne geçmesidir. İlkesel davranmayı bozan bu durum da kısmen de olsa ‘malı götüren’ yargıçlar var demektir.
Bu halde Danıştay üyelerinin hukuku katlettiklerini kabul etmemiz gerekir. Bu durum kaos, kavga ve anarşiye neden olur.
Sosyologların ‘Anomi’ dedikleri kuralsızlığını olduğu toplumlar ortaya çıkar. Sosyopsikolojik olarak böyle toplumlarda barış olmaz. İnsanlar kendilerini güvende hissetmezler. İlkel, medeni olmayan vahşi topluluklar ortaya çıkar. Danıştay üyelerinin çoğunluğunun bu kadar basiretsiz olacaklarını sanmıyorum
İkinci sebep Danıştay üyelerinin korkmaları söz konusudur. Bulundukları statüyü kaybedecekleri veya ait oldukları gurubun kendilerini dışlayacaklarına dair korkular tarafsızlıklarını kaybetmelerine neden olur.
Üçüncü sebep Yüksek Yargı’da ciddi bir kadrolaşmanın olduğunu liyakatten çok belli siyasi eğilime sadakatin önemli olduğunu herkes söylüyor. Belli siyasi kadrolardan olanların iş takibinde başarılı olduklarını herkes biliyor. Danıştay da işi olanların İktidar partisinin milletvekillerinden değil Ana Muhalefet Partisi’nin milletvekillerinden yardım istemeleri tesadüfi değil.
Dördüncü sebep hukukta önyargıların kişileri yanıltması söz konusu olabilir.
“Adalet devletin temelidir” sözünün devleti kutsallaştırması
Özgürlük ve adalet kavramları kültürlerde dengeleyici kavramlardır ve birbirini tamamlar. Özgürlüğün olması gerekir fakat bu özgürlük sınırsız değildir. Adaletin olduğu bir özgürlük olmalıdır. Günümüzde bazı yerlerde adaletin yanlış tanımlarına rastlıyoruz. “Adalet mülkün temelidir” sözü “Adalet devletin temelidir” şeklinde değiştirilmiştir. Mülk kelimesi, emlak, temellük, memleket, memalik kelimeleri ile aynı kökten türemektedir. Mülk kelimesini sadece mal, mülk şeklinde tanımlamak yanlıştır.
“Adalet mülkün temeli” dendiği zaman bu sadece mal, mülk, para adaletin temeli gibi anlaşılır. Aslında ‘Adalet ülkenin,memleketin temelidir’ anlamına gelmektedir. Bir binanın temeli bina için ne kadar önemli ise ülkenin temeli de adalettir ve o kadar önemlidir. Adalet olmadığı zaman memleket yıkılır.
“Adalet devletin temeli” denildiği zaman devlet için adalet önemlidir fakat memleket yerine tutmaz çünkü devletin dışında bir de toplum vardır.
Devletle mahkemelik olan birisi mahkemeye gittiğinde, karşısında tarafsız olması gereken hakim devletin tarafında bulunmaktadır. Devletin maaşlı memuru devletin tarafında durur, yine devletin memuru olan savcı da vatandaşla aynı hizada değil, daha yüksekte durmaktadır. Bu durum adalet kavramına aykırıdır.
Devletle mahkemelik olan bir insanın, “Bu hakim devlete karşı benim hakkımı koruyabilir” duygusu içerisinde olması gerekir. Mahkemelerdeki durum o duyguyu vermesi gerekir.
Devletin hakkını savunan savcı yukarıda bulunurken, vatandaşın hakkını savunan avukat daha aşağıda bulunuyorsa, bu hukuk felsefesi açısından mahsurlu bir durumdur.
Kendi Önyargılarımıza Karşı Bağımsız Olmak
Hukuk felsefesinde, hakimin bağımsızlığının en önemli kuralı, kişinin kendi önyargılarına karşı da bağımsız olmasıdır. Herkesin bir önyargısı vardır. Homofobisi olan bir hakimin önüne eşcinsel biri yargılanmak üzere gelebilir. Bu durumda eşcinsellerden nefret eden hakim, duygularını alıp bir kenara koyar ve yargılarsa duygularına karşı bağımsız hareket etmiş olur.
Bu konu “türbanlı doktor veya hakim olur mu olmaz mı?” tartışmasında da karşımıza çıkmaktadır. Bazı kişiler şu tezi savunmaktadırlar: Türbanlı bir hekimin karşısına önyargılı bir hasta geldiği zaman doktor psikiyatrik muayene yapamaz, onun için hekimin türbanlı olması doğru değildir. Buna karşılık, zenci bir doktora beyaz bir hasta geldiğinde veya eşcinsel bir doktora bir hasta geldiğinde durum ne olacak? Hekim yerine hakim yazabilirsiniz.
İmam Hatip Liseli,Türbanlı,zenci, eşcinsel etiketlerin hepsi birer damgalanmadır. Böyle bir durumda doğru olan nedir? Hümanizm kapsamı içersinde, hasta da hekim de karşısındakine filanca alt kültür grubuna mensup kişiler olarak görmesi gerekir. Herhangi bir hasta Kürt şivesiyle konuşan bir doktora gittiği zaman o doktoru küçük görüyorsa o kişinin kültürel tanımlaması yanlıştır. Kendi uzmanlık sahasında üstün yetenekli zenci doktorlar var.
Hasta olan bir kişi kendi uzmanlık alanında mükemmel olan zenci bir doktora mı yoksa o ameliyatı kötü yapan beyaz bir hekime mi gider?
Böyle bir durumda herkes kendi kimliğini kendi önyargılarını bir kenara bırakır ve o işi en iyi yapana gider. Hipokrat insanların kendilerine karşı bağımsız olması gerektiğini iki bin sene önce söylemiştir. Hekim hastanın değerlerine saygı duyan insandır ve kendi değerleri ile hastanın değerleri arasında bağımsızdır. Aynı zamanda kendi önyargıları ile kendi kişiliğine karşı da bağımsız olacaktır. Herkesin önyargıları ve kültürel tercihleri vardır. Hekimler bu tercihlerine karşı bağımsız olarak hasta muayene ederler. Onlara karşı bağımsız olarak psikolojik dinamikleri çalıştırırlar.
Aynı şey türbanlı hekim veya hakim için de geçerlidir. Türbanlı hekime de bağımsız bakamamak hatalı bir yorumdur; damgalama ve dışlamadır.
Bir bakıma tanrıyı içine sokan, kendini kutsallaştıran insan tipi yüksek yargıya hiç uymuyor. Yüksek Yargıdaki Devletçi yargı ve İslamofobi artık çok göze batmaya başladı ‘Kamu Vicdanı’ zarar görüyor.
Türkiyede sisteme güveni sarsan bu durum Yüksek yargının ötonazi yapması, kendini yok etmesi demek değil mi?
Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Haber 7
ntarhan@gmail.com
-
ahmet ilker 15 yıl önce Şikayet Et60 İhtilalinin Zoraki Oluşumlarından Hangi Adaleti Bekliyorsunuzki?. Kendi halkından korkan, inancına düşman, bildiğini okuyan, çıkarını kollayan, zulm ile abad olan bilumum meclis dışı güçleri Allaha havale ediyorum. Yaşasın sizin gibi zalimler için cehennem!Beğen
-
şükrü ertaç 15 yıl önce Şikayet EtDanıştayın şahidi cehape,. Al birini vur ötekine kendi bencil laik demokrasi özürlü görüşlerine ortak bir firma danıştay hepsi aynı kabın içinde buluşuyorlar birkaç yıl önce katsayı konusu yök ait diye karar veren danıştay şimdi o fikrinden vazgeçmiş kendi karar mercii olmuş bunlar asıl ülkede bölücülüğü teşvik eden kararlar yani hakim avukat subay olmak elit çocuklarına aittir siz kim oluyorsunuz demek istiyorlar bunların sonunu AK Partimiz getirecek inşaallah.Beğen
-
baybars can 15 yıl önce Şikayet Etkolonici eşitlik anlayışı.. benim dikkatimi danıştayın eşitlik çıkışı oldu,diyorkieşitlik eşitlerin arasında olurbu nasıl bir sakat mantıktır,eşitlik eşitsizliği gidermek için haksız rekabeti ve haksız edimleri giderim toplumdaki dengesizlikleri gidermek için vardır,yani eşitlik farklı konumlarda ve birbirine eşit olmayanları müspet yada menfi farkları gidererek,adil bir şekilde sistem kurmaktır eşitlik budur,hukuk adına nasıl hukuk katledilmiştir bunu hep birlikte üstelik yüksek mahkemede görmemiz,feodal rejimin bir ürünüdür.Beğen
-
tankoy oytun 15 yıl önce Şikayet Etyeni bir öneri.... kirlenmiş ordu mensupları madem hala göreve devam ediyor...türban takmak isteyen memur ve öğrenciler de işine okuluna türbanla gitsin...sözüm ona türbandan devlet yıkılır diyorlar ya...ta ki orduda görevden alınması gerekenler görevden alınana kadar... görüyormusunuz türban için giyotin kuranlar içindeki katilleri yardım ve yatakçıları ayırtmakta ne kadar ağır davranıyor...bakalım devletin çöküşü türbandanmı yoksa işbirlikçi ordu mensuplarının göreve devamındanmı olacak...içimden gülmek geliyor,nasıl gülmekBeğen
-
hakan aslan 15 yıl önce Şikayet Etdanıştay bu şekilde karar alabilir mi?. Şimdi arkadaşlar aslında Danıştayın, YÖKün teknik konularda aldığı kararları iptal etme gibi bir şansı yoktur. Zaten daha önce bu konuyla ilgili bütün başvurularda YÖKü adres gösteren yine Danıştaydır. O yüzden Danıştayın verdiği kararın aslında hükmü yoktur. YÖK bu karara uymayabilir. sınavı kendi kriterlerine göre yapabilir. Öğrenci puanları hesaplanırken YÖk kendi sistemine göre hesaplar. Ha diyeceksiniz ki o zaman sınav iptal olur. İşte o zaman da bütün öğrenciler gidip DanıştayI basar.Beğen