Prof. Dr. Rauf Karasu
Prof. Dr. Rauf Karasu
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Türkiye'nin Enflasyon Sınavı: Sadece Faizle Değil, Sokaktaki Beklentiyi Yöneterek Kazanılır

GİRİŞ 25.09.2026 GÜNCELLEME 25.09.2026 YAZARLAR

Türkiye'nin Enflasyon Sınavı: Sadece Faizle Değil, Sokaktaki Beklentiyi Yöneterek Kazanılır

Akaryakıt ve döviz tabelaları, Türkiye'de sadece bir maliyet değil, toplumun psikolojik çıpasıdır; bunlar dizginlenmeden enflasyon düşürülemez

Fahiş fiyatlara karşı atılması gereken adımları, alana yönelik bilimsel çalışmalar yapan bir Ticaret Hukuku Profesörü olarak uzun yıllardır bilimsel yayınlarımda ve ulusal medya mecralarında kamuoyuyla paylaşıyorum.

Akademik dergi ve ulusal medyada yayınlanan bazı makalelerime aşağıdaki adreslerde ulaşabilirsiniz:

https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/1157208/fahis-fiyata-iliskin-sinirlamalar-ve-aykiriligin-ticaret-hukuku-acisindan-sonuclari

https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/1207652/fahis-fiyatin-sozlesmenin-gecerliligine-etkisi

https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-rauf-karasu/3636454-fahis-fiyatla-mucadelede-kayyum-atamasi-cozum-olur-mu-iste-cevabi-ve-alternatif-cozum-onerileri

https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/doviz-kurundaki-dususu-fiyatlarina-yansitmayan-isletmelere-idari-para-cezasi-verilebilecegi-uyarisi/2454279

https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/tuketiciler-rekabet-kurulunun-ceza-kestigi-zincir-marketlere-dava-acabilecek-6632662

Ancak gelinen noktada, alınan önlemlerin maalesef tam manasıyla başarıya ulaşamadığı görülmektedir. Bu yazıda; fahiş fiyatların ve enflasyonist baskının kırılamamasının temel nedenleri arasında yer alan enerji fiyatlarındaki istikrarsızlığı, "fiyat artışı beklentisinin" yönetilememesinin piyasaya etkilerini ve kalıcı çözüm önerilerini ele alacağım.

Bugün İndirim, Yarın Zam:

Bugün bu yazıyı kaleme almadan önce bazı gazete ve haber kanallarında yer alan aşağıdaki haberler, Türkiye’deki ekonomik gerçekliği ve sokağın psikolojisini bir kez daha gözler önüne serdi:

“Motorinin litre fiyatına yarından itibaren geçerli olmak üzere 2 lira 55 kuruş zam yapılması bekleniyor. Motorinin litre fiyatında bugün 5 lira 57 kuruşluk indirime gidilmişti.”

Maalesef Türkiye’de bu tür ani fiyat dalgalanmalarıyla çok sık karşılaşıyoruz. Bir gün sevindiğimiz indirimin, ertesi gün geri alınması artık kanıksadığımız bir kısırdöngüye dönüştü. Ancak bu durum sadece rakamsal bir değişimden ibaret değil; daha da önemlisi, sokağın fiyat istikrarına olan inancını ve geleceğe dair beklentilerini zedeliyor

Ekonomi yönetimlerinin 

enflasyonu düşürmek için attığı matematiksel adımlar ve faiz kararları, eğer sokaktaki insanın psikolojisini ve beklentisini arkasına alamazsa yarım kalmaya mahkumdur. Çünkü enflasyon sadece bir para politikası sorunu değil, aynı zamanda bir güven ve algı yönetimi sınavıdır.

Bu yazıda; küresel enerji fiyatları ile döviz kurlarının fiyat istikrarı üzerindeki etkilerini inceleyecek, bu iki dinamonun enflasyonu nasıl tetiklediğini analiz edecek ve faiz mekanizmasının ötesine geçerek sokaktaki beklentiyi doğru yönetmeye dayalı çözüm önerilerimi paylaşacağım.

Türkiye'de enflasyonla mücadelenin teknik formüllerle, faiz kararlarıyla ya da makroekonomik teorilerle çözülemeyen çok insani ve toplumsal bir boyutu bulunmaktadır. Bugün sokaktaki vatandaştan devasa bütçeleri yöneten sanayiciye kadar herkesin gözü akaryakıt ve döviz istasyonlarının ışıklı tabelalarında. Çünkü biliyorlar ki o tabelalardaki her hareket, iğneden ipliğe her şeye gelecek zamların habercisidir. Benzin ve motorin sadece araçların deposunu doldurmaz; tarladaki traktörden şehirlerarası nakliyeye, oradan bakkaldaki süte kadar her şeyin maliyetini belirlemektedir. Bu nedenle Türkiye’de akaryakıt tabelası sadece bir maliyet unsuru değil, toplumun psikolojik çıpasıdır. O tabeladaki rakamlar haftada birkaç kez değiştiğinde, insanların zihnindeki "Yarın her şey daha da pahalanacak" algısı kemikleşir. Bu algı canlı kaldığı sürece de ne piyasada referans fiyat kalır ne de ticaret yapanlar önünü görebilir. Psikolojik çıpanın koptuğu, yarının belirsizleştiği bir ekonomide fiyat istikrarından bahsetmek hayalciliktir.

Enflasyon dediğimiz şey sadece Merkez Bankası bültenlerindeki grafiklerden ya da TÜİK’in açıkladığı yüzdelerden ibaret değil, sokaktaki insanın, esnafın ve şirketlerin geleceğe dair beslediği derin bir güvensizlik hissidir. Başta şirketler ve çalışanlar olmak üzere ekonomik aktörler geleceğe dair enflasyon tahmini, bugünkü fiyatlama davranışlarını doğrudan belirlemektedir. Gelecekte maliyetlerinin artacağını bekleyen bir firma, "Yarın yerine koyamayacağım" korkusuyla erkenden zam yapıyor; gelecekte alım gücünün düşeceğini bekleyen bir işçi de, daha yüksek ücret artışı talep etmektedir. Yine tüketici "Yarın daha pahalı olacak" telaşıyla ihtiyacını öne çekmektedir. İşte bu panik dalgası ve zincirleme reaksiyon, ortada yapısal bir neden olmasa bile enflasyonun yükselmesine neden olmaktadır.

Düşünün ki mahallenizde bir market var ve tavuk yeminin fiyatları sık değiştiği için tavuğun fiyatını sıklıkla değiştiriyor. Siz de her tavuk aldığınızda cebinizden ne çıkacağını bilemiyorsunuz. Bir gün örneğin kilosu 100,00 TL, 3 gün sonra 110,00 TL, 5 gün sonra 105,00 TL... Bu belirsizlik yüzünden market sahibi fazla tavuk alıp stoklayamıyor ve işi garantiye almak için tavuğa daha da büyük zamlar yapıyor. Ancak tavuk yemi fiyatı arttığında bu durum sadece tavuk, yumurta ve bunlara bağlı birkaç gıda ürününün fiyatını yukarı çeker. Etki alanı sınırlıdır. Ancak akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanma, her ürünün fiyatını etkilemektedir. Çünkü akaryakıt; tarladaki traktörün deposundan fabrikadaki makineye, Anadolu'dan yola çıkan tırın deposundan mahallenizdeki marketin lojistik dağıtım ağına kadar her üretimin ve her sevkiyatın zorunlu girdisidir. Yem fiyatı dalgalandığında, sadece tavukçu önünü göremez ve fiyatı artırır. Akaryakıt fiyatı dalgalandığında ise demiri üreten de, çimentoyu taşıyan de, ekmeği pişiren de, tekstili dokuyan da önünü göremez. Sonuç olarak; akaryakıttaki öngörülemezlik, sadece bir sektörü değil, A'dan Z'ye ülkedeki tüm mal ve hizmetlerin fiyatlama davranışını bozar. Market sahibi, nakliye masraflarının yarın ne olacağını kestiremediği için, tıpkı yem örneğinde olduğu gibi kendini sağlama almak adına tüm ürünlere "risk primi" ekleyerek daha büyük zamlar yapar. İşte bu yüzden enerji fiyatlarında istikrar sağlamak, enflasyon sarmalından çıkmanın ilk ve en hayati şartıdır. Dolayısıyla, merkez bankalarının en büyük gücü ellerindeki faiz silahı değil, itibarlarıdır. Eğer bir merkez bankası enflasyonun düşeceğine dair piyasayı ikna edebilirse ekonomik aktörler planlarını bu hedefe göre yapar. Güven tesis edilmediğinde, merkez bankası faizi ne kadar artırırsa artırsın piyasa kendi bildiğini okumaya devam eder. Eğer insanlar yarın enerji fiyatlarının ve döviz kurlarının yükseleceğine inanmaya devam ederde, faiz kararları tek başına beklentileri kırmaya yetmez.

Beklenti yönetimi rüzgarı arkaya almaya benzer. Piyasayı ikna ettiğinizde, enflasyon kendiliğinden düşme eğilimine girer. Beklenti yönetilemediğinde ise merkez bankası rüzgara karşı yürümeye çalışır ve faiz indirimleri ekonomiyi iyileştirmek yerine daha büyük bir istikrarsızlığa sürükler.

Türkiye’de son bir yılda döviz kurlarındaki dalgalanmalar kontrol altına alınmış ve kurun yükseleceğine yönelik beklentiler zayıflamıştır. Ancak başta İran-ABD gerilimi olmak üzere küresel çatışmalar sürdüğü müddetçe, akaryakıt fiyatlarının artacağına dair piyasa beklentisi varlığını korumaktadır.

Çözüm Önerileri

Bugün Türkiye’de enflasyonist eğilimi besleyen en büyük risk, geleceğe dair belirsizlik hissidir. Bu nedenle enflasyonla mücadelede kalıcı bir başarı elde edilmesi; tüketicilerin, üreticilerin ve toplumun genel ekonomik psikolojisinin doğru yönetilmesine bağlıdır. Bunu sağlamanın yolu da akaryakıt gibi tüm sektörleri doğrudan etkileyen stratejik girdilerdeki aşırı fiyat oynaklığını dengeleyecek "tampon bir mekanizma" kurulmasıdır. Akaryakıt gibi stratejik girdilerdeki fiyat oynaklığını dengeleyecek "tampon bir mekanizma" kurulmadığı sürece, piyasa aktörlerinin enflasyonist beklentilerini kırmak ve fiyatlama davranışlarını normale döndürmek mümkün olmayacaktır. Bu doğrultuda, dış piyasalardaki petrol şokları; vergisel düzenlemeler veya dengeleyici fonlar vasıtasıyla iç piyasaya asgari düzeyde yansıtılmalıdır. Böylece piyasa aktörlerine öngörülebilirlik sunan, şeffaf ve kararlı bir ekonomi yönetimi algısı güçlü bir şekilde hissettirilmelidir.

Kısaca Eşel Mobil Sistemine geri dönülmelidir: Bu sistem şu şekilde işliyordu: Uluslararası piyasalarda petrol fiyatları arttığında veya döviz kuru yükseldiğinde normalde pompaya büyük bir zam yansıması gerekir. Eşel mobil sistemi devredeyken devlet: "Ben bu zammı vatandaşa yansıtmayacağım, kendi alacağım ÖTV'den feragat edeceğim" derdi. Örneğin; motorine 3 TL zam gelmesi gerekiyorsa, devlet o üründeki ÖTV'yi 3 TL indirir; böylece pompa fiyatı sabit kalırdı. Uluslararası piyasalarda petrol fiyatları ve döviz kuru düştüğünde pompaya hemen indirim yansımazdı. Devlet, daha önce bütçeyi korumak adına vazgeçtiği ÖTV'yi eski seviyesine getirmek için indirim oranında vergi artışı yapardı. Ne zaman ki ÖTV hakkı eski yasal sınırına ulaşır, işte o zaman pompadaki fiyatlar da düşmeye başlardı.

Prof. Dr. Rauf KARASU

H.Ü. Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı

 

YORUMLAR 4
  • emrullah taş 11 saat önce Şikayet Et
    tebrik ederim
    Cevapla
  • Adem Uçr 11 saat önce Şikayet Et
    Enflasyonla mücadelede yalnızca faiz değil, güven ve beklenti yönetiminin de belirleyici olduğu çok doğru bir tespit. Eşel mobil sistemi önerisi de bu açıdan dikkate değer. Kaleminize sağlık Hocam.
    Cevapla
  • Hacı Aydin 12 saat önce Şikayet Et
    Tespitinize katılıyorum
    Cevapla
  • Doktor 13 saat önce Şikayet Et
    Hocam bu esnafı kim düzeltecek
    Cevapla