"Kızım Fâtıma Dahi Olsa..." | Adaletin ve Piyasa Güveninin Temeli
Kızım Fâtıma da Olsa…
Tarihin en sarsıcı, en tavizsiz adalet cümlelerinden biridir bu.
Mekke’nin fethi günleriydi. Şehrin en köklü, en nüfuzlu ailelerinden birine mensup bir kadın hırsızlık yapmıştı. O günün kabile düzeninde “soylu” birinin cezalandırılması, kabilenin şanına leke sürülmesi demekti. Hemen devreye aracılar girdi; Peygamberimizin çok sevdiği, kucağında büyüttüğü Üsâme gönderildi affedilmesi ricasıyla…
Hz. Peygamber’in cevabı, çağları aşan bir tokat gibiydi: “Sizden öncekiler, içlerinden mevki sahibi biri suç işleyince onu affeder; gariban biri suç işleyince ise kanunu en sert şekilde uygularlardı. Bu yüzden helak olup gittiler. Yemin olsun ki, bu suçu işleyen kızım Fâtıma dahi olsa cezasını kendi elimle verirdim!”
Ne bir açık kapı, ne bir hatır payı, ne de koltuk kaygısı… İşte devletleri ayakta tutan, toplumları bir arada tutan ve piyasalara can veren asıl harç budur: Herkes için eşit, kimseye iltimas geçmeyen mutlak adalet.
Gelelim bugüne… Son aylarda finans çevrelerini sarsan, adı "fon skandalı" veya "borsa manipülasyonu" diye anılan o büyük tezgâha bir bakalım.
Mesele asla birkaç spekülatörün oyunu değildir. Karşımızda; kurulan fonlar üzerinden hisse fiyatlarını organize şekilde akıl almaz noktalara şişiren, ardından bu içi boşaltılmış kurguları piyasaya boca eden devasa bir çark var.
Bu tezgâhta çok büyük suç ve günah işleniyor. Enflasyona karşı üç kuruş birikimini korumaya çalışan, geleceğini borsaya emanet eden küçük yatırımcının, emeklinin, esnafın alın teri bu fon tuzaklarında buharlaştırılıyor.
Serbest piyasanın temeli tek bir kelimeden ibarettir: Güven.
Eğer bir ülkede sıradan bir vatandaş en küçük kural ihlalinde anında ceza alırken; arkası kuvvetli olanlar, bürokrasiye sırtını dayayanlar, eski nüfuzunu veya akrabalık bağlarını kalkan yapanlar kuralları çiğneyip yoluna devam edebiliyorsa, yabancı yatırımcı da kaçar, yerli yatırımcı da küser.
Elbette devletin en üst kademesinden gelen “cerrah titizliğiyle bu işin üzerine gidileceği” iradesi kıymetlidir. Ancak bu yaranın pansumanla, geçici kurullarla kapanmayacağı da açıktır.
Elbette devletin zirvesinden yükselen “bu işin üzerine cerrah titizliğiyle gidileceği” iradesi ve kurulan koordinasyon kurulları kıymetlidir. Ancak bu derin yara, pansumanla veya geçici kriz masalarıyla sarılamaz. Yarın yeni isimlerle, yeni fonlarla aynı tezgâhın yeniden kurulmasını engellemek için kanunla çelikten bir zırh örülmelidir:
-Bürokrasiyle fonlar arasına kalın bir duvar örülmeli: Kamuda, bakanlıklarda veya denetleyici kurumlarda görev yapmış kişilerin ve birinci derece akrabalarının, görevden ayrıldıktan hemen sonra fon şirketi kurması veya yönetmesi yasaklanmalıdır. En az üç yıllık bir bekleme süresi ve sıkı bir liyakat şartı getirilmeli; devlet nüfuzunun borsada kaldıraç yapılmasına son verilmelidir.
-Aynı hisseye çoklu fon tuzağı bitirilmeli: Bir fon şirketinin beş ayrı fon kurup aynı şirketin hisselerini gizlice toplaması, fiyatı yapay olarak göklere çıkarıp millete yıkması engellenmelidir. Bir fon grubunun tek bir hissede sahip olabileceği paya kanunla katı bir tavan (örneğin en fazla yüzde 5) getirilmelidir.
-Savcıların önündeki bürokratik kalkan kaldırılmalı: Mevcut sistemde sermaye piyasası suçu işlense de savcılar hemen soruşturma açamıyor; SPK'nın aylarca süren raporunu ve iznini beklemek zorunda kalıyor. Bu "ihbar tekeli" kaldırılmalıdır. Savcı, soygunu ve delili gördüğü an beklemeden soruşturmayı başlatabilmeli, paralar kaçırılmadan hesaplara anında tedbir koyabilmelidir. İhbar tekelinin kalkması SPK’yı saf dışı bırakmaz; aksine idari ve siyasi baskıdan korur. SPK, yargılama sürecinde savcılığın ve mahkemenin emrinde çalışan en yetkin kurumsal teknik delil inceleme organı hâline getirilmelidir. Savcılıklar soruşturmayı bizzat açmalı, ancak iddianame düzenleme aşamasında SPK uzmanlarından teknik denetim raporu (uzman mütalaası) talep etmeyi kanuni bir usul şartı olarak sürdürmelidir. Böylece hem soruşturmanın hızı güvenceye alınır hem de teknik hata payı asgariye indirilir.
-Özel finans mahkemeleri ve savcılık büroları kurulmalı: Klasik mahkemelerde yıllarca süren, karmaşık finans oyunlarıyla savsaklanan davalar yerine; sadece bu alanda uzmanlaşmış, borsa oyunlarını anında çözen özel finans mahkemeleri ve savcılık büroları hayata geçirilmelidir.
Sonuç: Ahlaki İlke, Kurumsal Düzen ve Piyasa Geleceği
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Kızım Fâtıma da olsa…" buyruğu, çağları aşan bir hukuk felsefesi olarak devlet ciddiyetinin ve yargı bağımsızlığının en berrak ifadesidir.
Hz. Peygamber’in canından çok sevdiği kızını misal vererek çizdiği o sınır, bugün Ankara’nın da, mahkemelerin de, piyasayı denetleyenlerin de en önemli pusulası olmak zorundadır:
Sermaye piyasalarında yaşanan güven erozyonunu aşmanın yolu, kişilere göre değişen geçici tedbirlerden değil; nüfuzu, unvanı veya bağı ne olursa olsun suça karışan herkesin bağımsız yargı önünde hesap vermesini sağlayacak kalıcı yapısal yasal reformlardan geçmektedir.
“Kızım Fâtıma da olsa…” diyerek adaleti her şeyin üstünde tuttuğumuz gün, tüm vurgun tezgâhları çökecek; bu duruş hem yerli yatırımcının alın terini koruyacak hem de Türkiye’yi küresel sermaye için güvenli bir liman haline getirecektir.
Prof. Dr. Rauf Karasu
Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı
-
zülküf parlak 3 saat önce Şikayet Etİlahi adalete olan iman ve güven, beşeri adaletle başlar. Nihayetinde EMİN bir kula itibar ederek vahye ulaşıldı ve hidayet şerefine erildi. Emin olmayanların kendilerine güven taleplerine müspet cevap vermek adetullaha muğayyirdir.Beğen
-
Yasin 5 saat önce Şikayet EtKıymetli hocam değerlendirmeniz çok objektif ve yerinde bir tespit içeriyor kaleminize sağlıkBeğen