Prof. Dr. Rauf Karasu
Prof. Dr. Rauf Karasu
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Devletin sırtındaki sülükler

GİRİŞ 27.10.2026 GÜNCELLEME 27.10.2026 YAZARLAR

Sayın Cumhurbaşkanımıza Açık Çağrı: Neşter derine inmezse bu cerahat kurumaz ya o cerahat kökünden sökülecek ya da bu kokuşmuşluk tüm bünyeyi esir alacaktır.

Türkiye, yüz binlerce tasarruf sahibinin emeğini yutan, piyasaların altını oyan devasa bir finansal depremin enkazı altında. Ancak 2026 fon krizi diye önümüze konulan bu tablo, öyle birkaç açgözlü fon yöneticisinin “risk yönetimi hatasıyla” yahut SPK mevzuatındaki teknik bir boşlukla açıklanıp geçiştirilemez. Karşımızda; siyasetin nüfuzunu arkasına almış, bürokrasinin karar mekanizmalarına sızmış, kamu gücünü pervasızca kendi kasasını doldurmak için kaldıraç yapmış organize bir cüret var.

Bu kriz, devlet aygıtının içine yuvalanmış çıkar şebekelerinin, devleti ve milleti nasıl açık bir sömürü alanı haline getirdiğini bütün çıplaklığıyla yüzümüze çarpmıştır.

CUMHURBAŞKANIMIZIN SÖZÜ VE MİLLETİN YÜREĞİNDEKİ UMUT

İşte tam da bu karanlığın ortasında, Cumhurbaşkanımızın şu sözleri milletin yaralı yüreğinde bir umut ışığı yaktı:

“Fon konusunda tıpkı bir cerrah titizliği ile operasyonu yürütüyoruz. Kararlı, dikkatli ve çok hassas adımlarla meseleyi hakkaniyete en uygun şekilde çözüyoruz… Meselenin üzerine tavizsiz gidiyoruz.”

Bu sözler çok kıymetli; çünkü millet, devletinin başından bu feryadı duymasını bekliyordu. Ama şimdi o millet, O neşter ne zaman en derindeki yaraya vurulacak? Diye bekliyor. Birkaç eski vekilin tutuklanması, birkaç bürokratın sessiz sedasız görevden alınması bu yangını söndürmeye yetmez. Yüreği yanan bir babanın ahı, görevden alma kararnameleriyle soğumaz! Millet artık ucu kime, hangi güce, hangi makama dokunursa dokunsun, bu kirli tezgâhın içinde nefes alan herkesin tek tek hesap verdiğini görmek istiyor. Eğer o neşter yalnızca vitrindeki birkaç piyonu temizleyip derindeki urlara dokunmayacaksa, bu cerahat yarın daha büyük bir kangren olarak patlak verecektir.

DEVLETİN SIRTINDAKİ SÜLÜKLER: "DAVA" MASKESİYLE KENDİ CEBİNİ DOLDURANLAR

Açık konuşalım: Bu skandalın en tahrip edici boyutu, finansal kaybın büyüklüğü kadar, işin siyasi ve ahlaki faturasının büyüklüğüdür. Siyasi iktidarın sağladığı meşruiyeti ve kamu gücünü bir zırh gibi kuşanıp sahada at koşturanlar; partinin, devletin ve milletin sırtına yapışmış iflah olmaz birer sülüktür.

Yıllarca "hizmet", "dava" ya da "kamu yararı" edebiyatı yaparak köşe başlarını tutan, kapalı kapılar ardında kurulan fon tezgâhlarında milyarlarca lirayı iç eden bu zümrenin açgözlülüğü, yalnızca yatırımcının birikimini değil, devlete olan inancı da dinamitlemiştir. Krizin faturası alın teri döken mağdur vatandaşa kesilemez. Bu hesabı, doymak bilmeyen o oligarşik çıkar odakları kuruşu kuruşuna ödemelidir.

HUKUKİ KILIF YETMEZ: YALNIZCA SUÇLULAR DEĞİL, AHLAKSIZLAR DA TASFİYE EDİLMELİ

Bugüne kadar yürütülen soruşturmalarda bazı eski milletvekillerinin tutuklanması, belirli üst düzey bürokratların görevden el çektirilmesi kuşkusuz kamu vicdanındaki alevin üzerine serpilmiş bir damla sudur. Fakat meseleyi burada bitmiş saymak, birkaç kelle verip fırtınanın dinmesini bekleyenler çok büyük yanılgı içindedir.

Devlet ciddiyeti, temizliği Sermaye Piyasası Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nun dar maddelerine hapsetmeyi reddeder. Türkiye'nin en büyük açmazı, adli anlamda "suç vasfı tam oluşmadı" ya da "delil yetersizliği" denilerek yasal boşlukların arkasına saklanan, ancak ahlaken, vicdanen ve siyaseten çürümüş kadroların hala makam koltuklarında oturabiliyor olmasıdır. Bu nedenle Cumhurbaşkanımızın başlatacağı arınma hareketi, ceza maddelerinin sınırını aşmalı; liyakatsiz, şaibeli ve etik meşruiyetini yitirmiş tüm aktörleri makamlarından kazıyıp atmalıdır. Kriter amasız ve fakatsız işletilmelidir: "Kime uzanırsa uzansın, en tepeden en aşağıya kadar herkese dokunulmalıdır."

BÜROKRASİYE "ZIRH" SAĞLAMA DEVRİ BİTMELİDİR

Yargının üzerindeki ağır, görünmez bürokratik vesayet ve nüfuz gölgesi derhal kaldırılmalıdır.

Eğer bürokrasideki kokuşmuş ağlar idari kararlılıkla dağıtılırsa, mahkemeler üzerindeki baskı kalkar, yargı bağımsızlaşır ve adalet şeffaf bir şekilde tecelli eder. Toplumsal güvenin yeniden inşası, hiçbir ayrıcalıklı sınıfın kalmadığının somut olarak gösterilmesine bağlıdır.

MİLAT MI OLACAK, MEZAR MI?

Neticede yol ayrımı çok keskindir: Kamuda, bürokraside ve parti kadrolarında acımasız ve köklü bir neşter operasyonu yapılmadan bu fon krizinin siyasi ve toplumsal enkazı kaldırılamaz.

Adli cephede: Suça bulaşan, nüfuz ticareti yapan, bu fon tezgâhlarına yol veren ve pay alan kim varsa unvanına bakılmaksızın demir parmaklıkların arkasına gönderilmelidir.

İdari ve siyasi cephede: "Hukuki olarak kanıtlanamadı" zırhına sığınıp ahlaken çökmüş, liyakatten yoksun, kamu gücünü zenginleşme kapısı görmüş tüm unsurlar devlet kadrolarından sökülüp atılmalıdır.

Fon skandalı, bir iktidarın yönetim zafiyetine mi dönüşecek; yoksa safralarını atıp temiz, şeffaf ve denetlenebilir bir devlet düzeni kurduğu tarihi bir milada mı?

Bunun cevabını cerrahın elindeki neşterin cesareti belirleyecek. Ya o cerahat kökünden sökülecek ya da bu kokuşmuşluk tüm bünyeyi esir alacaktır. Başka bir seçenek yoktur.

YORUMLAR 11 TÜMÜ
  • Osman 18 dakika önce Şikayet Et
    Temizliğin başına dokunulmazlık konusu gelirse, bu umut yeşerecektir, diye düşünüyorum.
    Cevapla
  • neden ki 26 dakika önce Şikayet Et
    Aynen ellerinize sağlık
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle