Prof. Dr. Rauf Karasu
Prof. Dr. Rauf Karasu
KONUK YAZAR
TÜM YAZILARI

Makama değil, sorumluluğa talip olmak: Belediyelerdeki yolsuzluk ve fon krizi ışığında bir hukuki reform önerisi

GİRİŞ 02.11.2026 GÜNCELLEME 02.11.2026 YAZARLAR

Bir belediyenin kapısından içeri girdiğimizde, orada yalnızca bir bina, masalar ve görevliler görmeyiz. Orada ödediğimiz vergilerin, yaşadığımız kentin ve çocuklarımıza bırakacağımız geleceğin bir parçası vardır.

Aynı şekilde birikimini yatırım fonuna yatıran insan da yalnızca bir finansal işlem yapmaz. Kimi zaman yıllarca çalışarak biriktirdiği parasını, çocuğunun eğitimini ya da yaşlılığında ihtiyaç duyacağı güvenceyi bir sisteme emanet eder.

Bugün belediyelere yönelik soruşturma ve operasyonlar ile yatırım fonları etrafında yaşanan krizin bize düşündürdüğü ortak bir soru var: Emanet edilen yetkinin hesabını kim verecek?

MAKAMIN AĞIRLIĞI

Bugün üst düzey bir göreve gelmek çoğu zaman güç, itibar ve nüfuzla birlikte anılıyor. Oysa o makamların asıl anlamı, insanın omzuna yüklediği sorumlulukta saklı olmalı.

Bir belediye başkanı, bir bürokrat ya da düzenleyici ve denetleyici bir kurumun yöneticisi karar alırken yalnızca kendi geleceğini belirlemez. Aldığı karar; bir mahallenin yaşamını, kamu kaynaklarının kullanımını, bir yatırımcının birikimine erişimini etkileyebilir.

Bu nedenle öyle bir denetim ve hesap verebilirlik düzeni kurulmalıdır ki hiç kimse üst düzey görevlere yalnızca güç kazanmak, çevresini zenginleştirmek veya makamın nimetlerinden yararlanmak için kolayca talip olamasın. Fakat bu söz yanlış anlaşılmamalı. İstediğimiz şey, dürüst insanların da görev almaktan korktuğu bir düzen değildir. Tam tersine; dürüst, bilgili ve cesur insanların, keyfî suçlamalardan korunarak görev yapabileceği bir sistemdir. Caydırılması gereken şey sorumluluk üstlenmek değil, sorumluluktan kaçarken yetki kullanmaktır.

BELEDİYELER: İDDİALAR ARAŞTIRILSIN, ADALET DE KORUNSUN

Belediyelere ilişkin soruşturmalar, toplumda hem kamu kaynaklarının korunmasına ilişkin beklentiyi hem de seçilmiş yöneticilerin hakları ve yerel iradenin geleceği konusundaki kaygıları artırıyor.

Bir yanda “Vergilerimiz nereye harcandı?” diye soran yurttaşlar var. Diğer yanda ise hakkında soruşturma açılan herkesin henüz suçlu ilan edilmemesi gerektiğini hatırlatan hukuk devleti ilkesi.

Bu iki duyarlılık birbirine karşıt değildir. Tam tersine, ikisi de korunmalıdır.

Belediye ihalelerine, şirketlerine, taşınmaz işlemlerine veya kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin ciddi iddialar varsa, bunlar etkili ve tarafsız biçimde araştırılmalıdır. Hiçbir makam, hiç kimseye denetimden kaçma ayrıcalığı vermemelidir.

Fakat soruşturma açılması, gözaltı ya da tutuklama, tek başına suçluluğun kanıtı da değildir. Bir ceza soruşturmasının sonucu ile geçici bir idari tedbir birbirine karıştırıldığında, hem kişiler hem de demokrasi zarar görebilir. İddialar ciddiyetle araştırılmalı, fakat iddianın kendisi hükmün yerine geçirilmemelidir.

Bütün belediyelere aynı ölçüyle yaklaşılmadığı düşüncesi ise kamu güvenini daha da zedeliyor. Bir belediye yöneticisinin siyasi aidiyeti ne koruma kalkanı ne de peşin mahkûmiyet nedeni olmalıdır.

Bir belediyede işler neden ancak bir soruşturma veya operasyon gündeme geldiğinde herkesin dikkatini çeker?

Oysa denetim, kriz anında başlayan bir faaliyet olmamalıdır. İhaleler, imar kararları, belediye şirketleriyle ilişkiler, taşınmaz işlemleri ve borçlanma düzenli biçimde izlenebilmelidir. Denetim raporları hazırlanmalı; daha önemlisi, o raporlarda belirtilen eksikliklerin giderilip giderilmediği kamuoyuna açıklanmalıdır.

Vatandaş, kentinin geleceğini etkileyen bir kararın neden alındığını anlayabilmelidir. Belediye meclisinin denetimi de yalnızca belgelerin okunmasına değil, kararların ve sonuçlarının sorgulanmasına dayanmalıdır.

Hukuk herkes için aynı mesafede durmadığında, operasyonlar gerçeği ortaya çıkarsa bile toplumun bir bölümünü ikna etmekte zorlanır. Adaletin yapılması kadar, tarafsız biçimde yapıldığının görülebilmesi de önemlidir.

FON KRİZİ: BİRİKİMİNE ULAŞAMAYAN İNSANIN SORUSU

Eylül 2026 yılında bazı yatırım fonlarının işlemlere kapatılması ve belirli fonlar hakkında tasfiye kararı alınması, başka bir güven sorununu gündeme getirdi.

Sermaye Piyasası Kurulu, 17 Eylül 2026 tarihli kararlarıyla bazı fonların TEFAS’ta alım ve satım işlemlerini durdurdu; ayrıca listelenen bazı fonların tasfiyesine karar verdi. Daha sonra tasfiye usulü ve belirli fonlar bakımından ara ödeme esasları açıklandı.

Teknik açıdan bakıldığında işleme kapatma ile tasfiye birbirinden farklıdır; her fonun durumu kendi hakkında alınan kararlarla değerlendirilmelidir. Fakat birikimine ne zaman ve ne ölçüde ulaşabileceğini anlamaya çalışan insan açısından sorunun duygusal yönü de vardır: “Ben paramı emanet ettim; şimdi ne olacağını kim bana açıkça anlatacak?”

Bu sorunun cevabı, yalnızca karmaşık metinlerde ve teknik duyurularda bırakılmamalıdır. Yatırımcı; fonunun durumunu, verdiği talimatın akıbetini, tasfiyenin nasıl yürütüldüğünü ve kendisine yapılacak ödemenin hangi esaslara göre belirleneceğini anlaşılır biçimde öğrenebilmelidir.

Elbette bir krizin veya alınan bir tedbirin varlığı, tek başına bir kişinin ya da kurumun hukuka aykırı davrandığını göstermez. Kusur ve sorumluluk somut olayda araştırılmalıdır. Ama tam da bu nedenle, şu soruları sormaktan kaçınmamak gerekir: Riskler nasıl izlendi? Hangi uyarılar ne zaman değerlendirildi? Kararlar hangi gerekçelerle alındı? Yatırımcıya zamanında ve yeterli bilgi verildi mi?

Bir toplumda güven, bu soruların susturulmasıyla değil, cevaplanmasıyla yeniden kurulabilir.

KAPSAMLI BİR REFORM ÖNERİSİ

Bütün bu sorunlar karşısında yalnızca öfkeyle konuşmak veya daha ağır cezalar istemek yeterli değildir. İhtiyacımız olan şey, sakin ama kararlı bir reform iradesidir.

Bunun için en az altı ay çalışacak, bağımsız ve disiplinler arası bir komisyon kurulmalıdır. Bu komisyonda hukukçular, kamu yönetimi uzmanları, iktisatçılar, maliyeciler, denetçiler ve akademisyen bulunmalıdır. Belediyecilikten, yargıdan, kamu denetiminden ve finansal piyasalardan uygulamacılar da masada yer almalıdır.

Komisyon, belediyeler ile finansal piyasaları aynı hukuki kurallara tabi alanlarmış gibi görmeden incelemeli; her birinin kendi sorunlarını ve ortak denetim ihtiyaçlarını ortaya koymalıdır. Çalışmanın sonunda da genel temennilerle dolu bir metin değil, kim tarafından, hangi takvimle ve nasıl uygulanacağı belli bir reform raporu hazırlanmalıdır.

DEVLET DE PİYASA DA GÜVENLE AYAKTA DURUR

Bir belediye için de finansal piyasa için de en kıymetli sermayelerden biri güvendir. Güven kaybolduğunda, yalnızca kurumlar yıpranmaz; insanlar birbirine ve ortak geleceğe de kuşkuyla bakmaya başlar.

Bu güveni yeniden kurmanın yolu, her hatada bir suçlu ilan etmek değildir. Ama hiçbir hatanın, ihmalin veya hukuka aykırılık iddiasının üzerini örtmemek de aynı derecede önemlidir.

İhtiyacımız olan şey, makamların korkulduğu değil, sorumluluğunun ciddiyetle hissedildiği bir düzen. Karar verenin gerekçesini açıklayabildiği, denetleyenin tarafsız olduğu, hakkında iddia bulunanın kendini savunabildiği bir düzen.

Çünkü gerçek itibar, makamın yüksekliğinde değil; o makamdan ayrılırken topluma hesap verebilme cesaretindedir.

 

YORUMLAR 9 TÜMÜ
  • Halil yaşar ersoy 13 dakika önce Şikayet Et
    İlim ilim bilmektir İlim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen, Bu nice okumaktır. Sorumluluk verilen veya alanlar, yukarıdaki sözü dikkate almalı. Kendine güvenmeli. Desinler veya görünsün le yapılan işlerde arızalar hep olmuştur, olmaya da devam edecektir. Liyakat sözde kalıyor maalesef. Ehiller görev almalı veya aldırılmalı.
    Cevapla
  • Enver 17 dakika önce Şikayet Et
    Teşekkürler Rauf hocam..
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle