Prof. Dr. Recep Bozdoğan
Prof. Dr. Recep Bozdoğan
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Millet Bahçesi: Türk Bahçesi

GİRİŞ 21.07.2020 GÜNCELLEME 22.07.2020 YAZARLAR

Bahçe tasarımı her toplumun kendi tarihi, yaşadığı coğrafyanın özellikleri, inanç ve değerlerinin mekâna yansımasıdır aslında.

 

 

Sözgelimi Japon bahçesi, Japon toplumunun binlerce yıla uzanan tarihî derinliğinden beslenerek şekillenmiştir.

İnsanı gündelik hayatın karmaşasından kopararak sükûnete davet eden bu özgün peyzaj, halkın inanç sistemindeki kâinat mefhumunun merkezini temsil eden Sumeru dağının küçük bir kopyasının etrafında inşa edilir.

 

 

Japon tarihinin ayrılmaz bir parçası olan denizi sembolize eden havuz, sürekli devridaim hâlindeki suyun dalgaları hatırlatan sesi, bir adalar ve yarımadalar ülkesi olan Japonya’nın dantelâyı andıran sahillerini sembolize eden peyzaj elemanları, ülkenin yoğun bitki örtüsünden ilham alan bitki zenginliği ve çay törenlerinin icra edildiği çardak benzeri Azumaya evi, esasen dinî mimarî öğeler olan taş fenerler ve taş kuleler bahçenin diğer unsurları olarak zikredilebilir.

Uzakdoğu’da tabiatın âdeta bir parçası görünümünde olan bahçeler, Batı Avrupa’da insanoğlunun orantısız müdahalesinin, takıntı ve hırsının sebep olduğu bir yapaylığa bürünür.

Kare biçiminde budanmış ağaçlar, şekilden şekle sokulmuş çalılar, ilaçlarla doğal renginden uzaklaştırılarak göz alıcı hâle getirilmiş çimenler, gösterişin en uç noktalarında gezinen fıskiyeli devâsa havuzlar, adeta birer renk cümbüşünü andıran çiçekler, tabiatta bir arada asla göremeyeceğiniz bitkiler, mutantan giriş kapıları, neredeyse her köşeye dikilmiş heykeller, bir aslanın dişlerinin arasından veya bir kuşun gagasından yahut bir balığın ağzından akan sularıyla ilginç çeşmeler ve bütün bunları bir arada tutmaya çalışan simetri hastalığı Batı Avrupa ve özellikle de Fransız bahçelerinin en belirgin özellikleridir.

Uzakdoğu bahçelerinin insanı sükûnete ve huzura davet eden doğallığı, Batı Avrupa bahçelerinde insanı âdeta huzursuz eden bir yapmacıklığa dönüşür.

Bir yanda temaşa ve tefekkür kültürü, diğer yanda seyir ve gösteriş kültürü.

Bir yanda insanı tabiata çağıran sâfiyâne bir mesaj, diğer yanda insanı güce ve kudrete boyun eğmeye çağıran muhteris bir mesaj.

Bütün etkileyiciliğine rağmen, Uzakdoğu bahçesi tabiatı kutsayan ve insanın müdahalesini sınırlayan bir anlayışa âdeta hapsolmuştur.

Buna karşılık, Batı Avrupa bahçeleri ise tabiatı küçümseyen, onu bütünüyle insanın insafına terk eden, insan müdahalesini sınırsız bir şekilde uygulamaya çalışan bir anlayışa mahkûm kılınmıştır.

Bunun içindir ki Batı Avrupa tarzı bir bahçede dolaştığınızda, ördek veya kaplumbağa şeklinde budanmış çalıları hayretle seyreder, palmiye ile ladini, bambu ile çamı yan yana görmenin şaşkınlığını hissedersiniz.

Tıpkı bazı şehirlerimizdeki birçok parkta, refüjde veya cadde kenarlarında bazı mimarların özene bezene yaptığı peyzaj düzenlemeleri gibi.

Her iki bahçe kültürü de fonksiyonelliği ve doğallığı dengede tutmaya çalışan Türk bahçesiyle mukayese edildiğinde, birbirine zıt iki kutbu temsil eder.

Türk bahçesi tabiata duyulan saygı açısından Uzakdoğu bahçelerine kısmen benzerken, insanın bahçeye olan müdahalesinin hissedilmesini sağladığı için de Batı Avrupa bahçelerine kısmen benzer.

Ancak, Türk bahçesindeki fonksiyonelliği diğer ikisinde görmek pek mümkün değildir.

Toplumunun manevî değerlerinden ilham alınarak tasarlanan Türk bahçesi, hayatın ve dünyanın fâniliğine dair mesajlar iletir ve evrensel varlık bilinci hususunda tefekküre davet eder.

Mevsim geçişlerini güçlü bir şekilde hissettiren ağaç ve çiçek türlerinin tercih edilmesi dünya hayatının geçiciliğini hatırlatırken, topografyaya saygı duyan, iklime uygun bitki örtüsünü tercih eden, yapmacık düzenlemelerden ve elemanlardan uzak duran peyzaj mantığı ile de insanı huzura ve sükûnete yönelten bir tefekkür ve tahayyül ortamı oluşturur.

Tabiatta birbirine tezat teşkil eden unsurlar Türk bahçesinde bir arada görülmemekle birlikte, insan müdahalesinin varlığı da kendini hissettirir.

Bu nedenle, Türk bahçesinde tabiat taklit edilmez, ancak tabiata meydan okuyan bir ihtiraslı duruş da tercih edilmez.

Bahçe içi yolların topografyaya uygun olarak kıvrımlar halinde tasarlanması, meyilli arazide setlerle hareketli çözümler geliştirilmiş olması ve her mevsime uygun çiçeklere yer verilmesi, bahçeyi ziyaret edenleri şaşırtan ve onların merakını diri tutan bir sürprizler ortamı oluşturur.

İnsanî ölçülerdeki havuzu, çeşmesi, fıskiyesi, çardağı ve meyve ağaçları ile yalnızca seyirlik değil, aynı zamanda aktif bir şekilde yararlanılan bir mekândır Türk bahçesi.

Bahçenin uygun bir yerine dikilen çınar, ıhlamur, kestane veya çitlembik cinsi ağaçlar zamanla bütün bahçeyi kucaklayan ulu bir gölgeliğe dönüşür.

Çınarın yalnızca yapraklarının değil, gövdesindeki kabukların dahi soyularak dökülmesi, dünya hayatının faniliğini daima hatırlatırken, ıhlamurun kokusu, çitlembiğin duldası, kestanenin meyvesi zamana keyif katar.

Osmanlı’nın hazin bir şekilde çöküp gitmesiyle birlikte Türk bahçesi de hayatımızdan sessizce çıkıp gitti.

Bahçe kültürünü ve estetiğini de alıp götürdü.

Tayyip Beyin gündeme getirdiği “Millet Bahçesi” projesi, geleneksel Türk bahçesini ihya etmek için bir fırsat olarak görülmelidir.

Kalın sağlıcakla.

 

 

YORUMLAR 1
  • Esma 5 yıl önce Şikayet Et
    Yazınızı okuyana kadar Türk bahçesinin, Japon bahçelerindeki fonksiyonellik ve Batı Avrupa bahçelerindeki tabiata duyulan saygı ve uyum eksikliğini, iki ayrı uçta bulunan bu kültür dokularının özelliklerini bir sentez hâlinde bünyesinde barındırarak gideren bir yapısı olduğunun; ve hatta bu derece dikkate değer ancak unutulmaya yüz tutmuş bir çehreye büründüğünün farkında bile değildim. Betonarme şehirlerin göbeğinde büyümüş bir insan olarak, belirttiğiniz gibi Osmanlı'nın hazin bir şekilde çöküp gitmesiyle birlikte yaşam tarzımızdan usulca uzaklaşan bu eşsiz kültürümüzün bizlere ve şehirlerimize yeniden kazandırılmasına vesile olacaksa, Millet Bahçesi projesi bir fırsattır.
    Cevapla